Category Archive : Teknoloji

2020’de mutlaka bırakmanız gereken 4 teknoloji alışkanlığı

Erdal Kaplanseren @Kaplanseren

Siber tehditlere karşı güvenlik duvarı oluşturmak için kötü teknolojik alışkanlıkları geride bırakmak gerekiyor. Hacker’ların hedefi haline gelmemek için siber güvenlik önlemlerini alışkanlık haline getirmelisiniz.

Zayıf şifre kullanmak

En yaygın olarak kullanılan siber güvenlik yöntemi güçlü bir şifre oluşturmak. Bu basit ama etkili yöntemi uygulamayıp doğum tarihi, evlilik yıl dönümü gibi kolay tahmin edilebilen şifreler kullananlar bulunuyor. Üstelik her hesap için aynı şifre kullanılıyor. Oysa bir hesabın şifresinin çözülmesi diğer hesapların şifrelerinin de çözülmesi anlamına geliyor ve bu durumda kişisel bilgilerin güvenliğini tehlikeye atıyor. Güçlü bir şifre oluşturmak oldukça basit. Maksimum uzunlukta harf ve rakam kombinasyonundan oluşan bir şifre kullanmak gerekiyor.

Cihazların kilidini açık bırakmak

Elbette her kullanıcının bilgisayarında kritik öneme sahip bilgileri bulunabilir. Bu bilgilerin güvenliğini sağlamanın en basit çözümlerinden biri de cihazınıza yetkisiz fiziksel erişimi engellemek olacaktır. Güçlü bir şifre ile cihazınızı koruyarak cihazın çalınması durumunda da verilerinize kolayca erişilmesini önlemiş olursunuz.

Korsan yazılım kullanmak

Genellikle ücret nedeniyle korsan yazılım tercih ediliyor. Oysa korsan yazılımlar, verilerin çalınmasına ve cihazın düzgün çalışmamasına neden olabilecek kötü amaçlı yazılımların bulaşmasına yol açar. Uygulama için ödeme yapmak istemiyorsanız ücretsiz veya daha uygun fiyata sunulan alternatiflerden yararlanabilirsiniz.

Verileri yedeklememek

Verilerin yedeklenmemesi sıklıkla karşılaşılan önemli bir hatalı alışkanlık olarak karşımıza çıkıyor. Herhangi bir siber saldırı durumunda verilerinizi kaybetmemek için yedekleme yapmalısınız. Bunun için harici sabit disk veya bulut depolama çözümleri kullanabilirsiniz.

Google’dan ‘artık gün’e özel doodle

Arama motoruna girenler, Google’ın artık gün için hazırladığı doodle ile karşılaştı. Logoyu tıklayanlar artık gün ile ilgili yayımlanan haberler ve bilgilerin yer aldığı sayfalara yönlendirildi.

Dünya, Güneş etrafındaki dönüşünü yaklaşık 365 gün 6 saatte tamamlıyor. Her 4 yılda bir takvimde biriken 6 saatler 24 saate denk geliyor ve “artık” bir gün ortaya çıkıyor. Dört yılda bir şubat ayı 29 gün çekerken, bugün “artık gün”, içinde bulunduğu yıl ise “artık yıl” olarak adlandırılıyor.

Doodle uygulamaları ise dünya ülkeleri için önemli gün ve tatillere, kültürel olaylara ve tarihte yer alan önemli kişilere yer vererek, dikkati çekmeyi amaçlıyor. İnternet kullanıcıları, özel tasarımlı logonun üstüne tıklayarak, o güne, kişiye, konuya özel daha ayrıntılı bilgilere erişebiliyor.

Teknopark İstanbul ABD ve Almanya’da global yeteneklere ulaşacak

Teknopark İstanbul’dan yapılan açıklamaya göre, Cumhurbaşkanlığı İnsan Kaynakları Ofisi’nin düzenlediği ve 8 ülkeyi kapsayan “Talent for BIZ 2020” etkinlikleriyle global yeteneklere Türkiye’deki iş olanakları anlatılıyor.

Şubat ayında Özbekistan ve Pakistan’da Türkiye’deki istihdam alanlarının yurt dışındaki gençlere aktarılması amacıyla düzenlenen etkinliklere katılan Teknopark İstanbul yetkilileri, aynı program çerçevesinde 3-4 Nisan’da Almanya’nın Köln, 11 Nisan’da ise ABD’nin Boston şehrinde genç yeteneklere Teknopark İstanbul’da öne çıkan şirketlerdeki istihdam olanakları hakkında bilgi verecek.

Savunma sanayi, denizcilik, havacılık, uzay ve sağlık alanlarında ileri teknoloji geliştirmeleri yapan 300’den fazla yerli ve yabancı şirketin yer aldığı Teknopark İstanbul, 2020 yılı sonuna kadar 4 bin nitelikli personeli daha kampüsünde ağırlayarak 9 bin nitelikli Ar-Ge mühendisine istihdam sağlamayı hedefliyor.

Teknopark İstanbul ayrıca, 2030 yılında 1,5 milyon metrekare kapalı alanda bini aşkın şirkete ulaşarak toplamda 43 bin nitelikli Ar-Ge mühendisine ev sahipliği yapmayı amaçlıyor.

Dijital dünyadan gelen 4 büyük tehlike

Erdal Kaplanseren Twitter: @Kaplanseren

İnternet yalnızca bilgisayar değil telefon ve tabletlerimizde de her an bizimle. Her gün defalarca bildirim var mı, mesaj var mı merakıyla telefonumuza sarılıyoruz.  Aslında internete bağlı cihazları elimize aldığımız her an tehdit altındayız.

Kötü amaçlı yazılımlar (virüsler)

Zarar vermek üzere kodlanmış yazılımlar olarak ifade edebileceğimiz kötü amaçlı yazılımlar, flaş bellekler, databanklar, sabit diskler,  dvd ve CD’ler, birbirine bağlanmış yerel ağlar ve internet vasıtasıyla cihazlarda kendine yer edinebiliyor. Kötü amaçlı yazılımlar; kendini kopyalayabiliyor, dataları silebiliyor, kullanıcının isteği dışında programları çalıştırabiliyor ve özel bilgileri yayabiliyor. virüslerin en tanınanları Win32, Win29, Trojan ve Solucanlar olup bu virüsleri temizlemek için çok gelişmiş özelliklere sahip olan bir anti virüs programı kullanmak gerekiyor.

Ajan, casus yazılımlar

Adware, malware spyware gibi farklı isimlere sahip olan casus yazılımlar, bilgileri dışarı servis etmek amacıyla yazılmış kodlar olarak virüslere benzer şekilde çalışıyorlar. Ajan yazılımlar; şifreleri, banka hesap numaralarını ve internette dolaşılan alanları zararlı yerlere servis ediyor. Bu tür yazılımların verdiği zararı önlemek için pek çok program bulunuyor.

Hacker’lar (bilgisayar korsanları)

Hackerler siyah şapkalı, beyaz şapkalı ve gri şapkalı olarak ifade ediliyorlar. Etik hacker olarak bilinen beyaz şapkalı hacker’lar şirketlerin açığını bulup şirketin önlem almasını sağlamaya yönelik çalışırlar. Gri şapkalı hacker’lar ise şirketlerin izni olmadan sistemlerine girip zarar vermeden şirketin sistemindeki güvenliğin güçlendirilmesini sağlayan hacker’lardır. Dijital dünya için tehdit yaratan ise siyah şapkalı hacker’lar oluyor. siyah şapkalı hackerlar devletlerin, büyük şirketlerin ve özel kişilerin çeşitli bilgilerini ele geçirerek bu bilgileri kişisel çıkarları için kullanıyorlar. Siber suçlu, veri hırsızı olarak da isimlendirilen bu kişiler genellikle banka şifrelerini ele geçirerek dolandırıcılık yapıyor.

Siber zorbalık

Özellikle çocukların ve genç yetişkinlerin karşılaştıkları siber zorbalık, son dönemlerde sıklıkla karşımıza çıkıyor. Siber zorbalık; rahatsız etmek, taciz etmek, tehdit etmek, utandırmak veya hedef gösteren paylaşımlar yapılması şeklinde oluyor. Siber zorbalık eylemini gerçekleştiren yetişkinler  hapis cezası gibi ciddi yasal yaptırımlarla karşılaşıyor.

KVKK çevresinde hangi teknolojiler kullanılıyor?

Erdal Kaplanseren Twitter: @Kaplanseren

KVKK, kişisel verileri kullanan, işleyen ve saklayan gerçek ve tüzel kişilerin yükümlülükleri ile uyacakları kuralları kapsıyor. KVKK, verilerin belli bir düzende işlenmesini ve gizliliğini sağlamak için birçok teknoloji kullanıyor.

Kişisel veri tespit testi

Kişisel veri kapsamına giren bilgiler; kimlik numarası, köken, din, sağlık bilgileri ve öğrenim bilgileridir. Bu verilerin tespiti kanun çerçevesinde işlem yapılabilmesini sağlıyor. Kişisel veri tespit testi ile bireylerin kişisel verilerinin tespit edilmesi sağlanıyor.

Veri sızıntısı engelleme-DLP testi

İşletmeler, müşterileri ve çalışanlarına ait pek çok hassas veriye sahip oluyor. İşletmelerdeki verilerin dışarıya sızmaması için DLP testi uygulanıyor. “Veri sızıntısı önleme”, “veri kaybı önleme”, “veri kaçağı önleme”, “veri sızıntısı engelleme”, “veri kaybı engelleme” veya “veri kaçağı engelleme” olarak bilinen bu DLP testi ağ içinde, depolama alanlarında ve son kullanıcı (uç) noktalarında koruma sağlıyor ve her kurum için önem taşıyor.

Şifreleme testi

Verilerin ele geçirilmesi durumunda verinin şifreli olması hacker’ın veriyi elde edememesini ve veri sızıntısının olmamasını sağlıyor. KVKK açısından önem arz eden şifreleme testi, verinin şifrelenerek çıkmasını amaçlıyor.

E-posta güvenliği testi

E-posta, en yaygın kullanılan iletişim yöntemleri arasında bulunuyor. Bu da siber saldırganların araç olarak maili kullanmasına neden oluyor. Bir çalışanın bilinçsizce üçüncü taraflardan gelen mailleri açması, kurum bilgisayarı ve ağını riske atabiliyor. Bu nedenle e-posta güvenliği büyük önem taşıyor.

Web güvenliği ve ADC testleri

Web sitelerinin de siber saldırılara uğrama olasılığı bulunuyor. Özellikle ticari işletmelerin dijital dünyada görünür olmasını sağlayan web siteleri ve bankaların web siteleri, en ufak bir güvenlik açığı olması durumunda kötü niyetli saldırganlarca sömürülebiliyor.

Log ve SIEM teknolojileri testi

SIEM ve Log teknolojileri, kurumlarda gerçekleşen işlemlerin kaydının ve analizinin barındırılmasını sağlıyor. Bu nedenle veri sızıntısında SIEM ve Log kayıtları kontrol ediliyor.

Veri silme yok etme testi

Verilerin imha edilmesi kullanıcılar tarafından hiçbir şekilde erişilemez ve tekrar kullanılamaz hale getirilmesi anlamına geliyor. Verilerin kasten ve kast dışı yok edilmesi, KVKK’ye uyulmadığı anlamına geliyor.

Zaman damgası testi

Zaman damgası, 5070 sayılı “Elektronik İmza Kanununu” uyarınca; bir elektronik verinin, üretildiği, değiştirildiği, gönderildiği, alındığı ve / veya kaydedildiği zamanın tespit edilmesi maksadıyla, elektronik sertifika hizmet sağlayıcısı tarafından elektronik imzayla doğrulanan kayıt anlamına geliyor. Verinin ne zaman değiştirildiği, alındığı, gönderildiği gibi birçok önemli bilgiye ulaşmayı sağlaması bakımından zaman damgasının KVKK için önemi büyüktür.

Veri tabanı güvenliği testi

Birbirleriyle ilişkili bilgilerin depolandığı alanlar olan veri tabanlarında bir güvenlik açığı bulunması veri sızıntısı anlamına gelebilir. Bu tür güvenlik açığının olup olmadığını tespit etmenin yolu veri tabanı güvenliği testi yapmaktır.

Tokenizasyon testi

Hassas verileri korumak için şifrelenmiş verilerle yer değiştirme yöntemi kullanılması tokenizasyon teknolojisini ifade ediyor. Hassas verilerin şifrelenme durumunu kontrol etmek için tokenizasyon testinden yararlanılıyor.

Yapılandırılmamış veri güvenliği ürünleri

Cihazın kurulumunu veya konfigürasyonunun eksik olması, siber saldırganlar için harika bir fırsat anlamına geliyor. Verilerin kötü niyetli kişilerin eline geçmesini önlemenin yollarından biri de cihazların konfigürasyonunu tam yapmak oluyor.

Mobil Cihaz Yönetimi (MDM) ürünleri

Cihazda hangi özellikler açık, cihazın dışardan erişim için açığı var mı gibi soruların cevaplarının bilinmesi ve cihazların yönetilmesi için MDM büyük önem taşıyor.

Yetki ve erişim denetim ürünleri

Yetki ve erişim denetim ürünleri, ağa kim bağlanıyor, şu anda ağda neler oluyor gibi soruların cevaplarının bilinmesi açısından önem taşıyor. Ağın izlenmemesi durumunda kötü niyetli biri kurum ağına bağlanıp içerden verileri alabilir. Bu nedenle bu tür ürünler işletmeler için önem taşıyor.

Teknoloji moda akımlarını daha fazla etkiliyor

Erdal Kaplanseren Twitter: @Kaplanseren

Teknoloji, etkisini pek çok alanda hissettiriyor. Elbette moda da bu alanlardan biri. Hem üreticiler hem de müşterilere kolaylıklar sunan teknoloji ile moda arasında güçlü bir bağ bulunuyor.

Sosyal medya

Sosyal medya, siyasi düzeni bile etkileyebiliyor. Akıllı telefonların yaygınlaşmasıyla sosyal medya kullanıcı sayısı büyük artış gösterdi. Bu durum modayı da etkiledi. Örneğin milyonlarca takipçisi olan  influencer’ların sayesinde moda olması düşünülemeyecek şeyler bile moda olabiliyor. Bu durum, teknolojinin moda kültürüne yön verdiğini ortaya koyuyor.

E-ticaret

E-ticaret sektörü son 10 yılda en çok gelişen sektörler arasında bulunuyor. E-ticaret uygulamaları da moda sektörünü dönüştürmeye devam ediyor. E-ticaret sayesinde moda anlayışına uygun bir alışveriş yalnızca dakikalar içinde gerçekleştirilebiliyor. E-ticaret sitelerinin zamanla sanal gerçeklik ve artırılmış gerçeklik teknolojilerini kullanması da moda sektörünü etkileyecektir.

Mobil uygulamalar

Akıllı cihazlarda bulunan mobil uygulamalar, kişiselleştirilebilir özellikler taşıyor. Mobil uygulamalar sayesinde talep edilen ürünlere daha kolay ulaşarak alışveriş deneyimini daha kaliteli hale getirmek mümkün oluyor. Dolayısıyla alışveriş alışkanlıklarının değişmesi modaya doğrudan etki ediyor.

Üretim teknolojileri

Modaya yön veren markaların üretimde teknolojik yöntemler kullanması üretim süresini kısaltıyor. Bunun yanı sıra daha düşük maliyetlerle daha kaliteli ürünler ortaya çıkabiliyor. Ürünlerin hatasız ve ucuz sunulması insanların modaya daha çok değer vermesinde etkili oluyor.

Hırsızı Önceden Tespit Eden Yapay Zeka!

Moblobi.com

Sosyal medya: @Moblobi

Yapay zeka, sağlıktan eğitime ve hatta günlük hayatımıza kadar pek çok alanda kullanılmaya başlandı. Özellikle yapay zekanın yüz tanıma teknolojisi ile birlikte kullanılması sayesinde pek çok suç ve suçlu önceden tespit edilebiliyor. Şimdilerde ise geliştirilen bir yapay zeka algoritması sayesinde hırsızlar ve hırsızlık potansiyeli olanlar önceden tespit edilebiliyor.

Yapay zeka hırsızlık eğilimi olanları nasıl tespit ediyor?

Yapay zeka teknolojisi kullanılarak geliştirilen bu güvenlik sistemi gelen görüntüleri işliyor ve hırsızlık yapma eğiliminde olan insanları tespit edebiliyor. Sistemin merkezindeki yapay zeka algoritması oldukça karışık olsa da; uygulanması oldukça basit. Yapay zeka güvenlik kamerasındaki anlık gelen tüm görüntüleri kontrol ediyor. Gelen bu görüntülerde yer alan kişilerin davranışlarını ve görüntülerini analiz ederek, hırsızlık yapma potansiyelini çözümlüyor.

Güvenlik sisteminin sahip olduğu yapay zeka, tüm bunları yapabilmek için 100.000 saatin üzerinde farklı görüntüyle eğitilmiş. Böylece de suça ilişkili davranışları tespit etmeyi öğrenmiş. Örneğin insanların normalden daha hızlı hareket etmesi; endişeli olarak etrafa bakılması ya da gözleriyle güvenlik kameralarını etrafta araması gibi davranışları şüpheli ve suç oluşturabilecek davranışlar olarak nitelendirilmiş. Yapay zeka bu gibi davranışlar sergileyen insanları, gelen anlık görüntülerde tespit ederek gerekli uyarıyı verebilir hale gelmiş.

Hem potansiyel hem de gerçek hırsızları algılıyor!

VaakEye isimli bu güvenlik sistemi; yapay zeka teknolojisi ile güvenlik kamerası görüntülerini sürekli takip edip, analiz ediyor. Görüntülerde şüpheli davranış sergileyen insanları tespit ederek; çalışanlara bildiriyor. Yapay zekalı bu güvenlik sistemi sadece potansiyel hırsızları tespit etmekle kalmıyor; aynı zamanda raftan ürün çalan insanları da algılayabiliyor.

Sistem oldukça iyi işliyor; hatta yapılan saptamalarda yüzde 81 oranında bir tutarlılık olduğu tespit edilmiş. Bu teknolojinin gelecekte daha da geliştirilerek; özellikle kasiyersiz mağazalarda kullanılması hedefleniyor.

Acıyı Hisseden Çocuk Robot Geliştirildi!

Moblobi.com

Sosyal medya: @Moblobi

Dünya gelişen teknoloji ile birlikte hızla değişiyor. Yıllar önce hayatımızda olmayan pek çok teknoloji, bugün artık sıradanlaştı. Özellikle yapay zeka ve robotik alanındaki gelişmeler ve bu alandaki teknoloji haberleri bir yandan heyecan veriyor bir yandan da endişelendiriyor. İnsanların pek çoğu geleceğe dair yapay zeka ve robotlar konusunda endişe duyarken; bazıları da bu alanda yaşanan gelişmelerin umut verdiğini belirtiyor. Şimdilerde ise bu ikileme düşenleri düşündürecek yeni bir gelişme yaşandı.   Dokunmayı ve acıyı hissedebilen bir çocuk robot geliştirildi.

Çocuk robot acı ve dokunmayı hissedebiliyor!

Japonya’daki bilim insanları tarafından geliştirilen çocuk robotun adı Affetto.  Çocuk robot Affetto, acıyı hissedebiliyor ve hatta dokunmaya karşı tepki verebiliyor. Robotun geliştirilmesindeki asıl amaç ise insanlar ve robotlar arasındaki etkileşimi geliştirmek.

Affetto de adlı bu robotun geçmişi aslında 2011 yılına dayanıyor. Japonya Osaka Üniversitesi’nde yer alan bilim insanları bu robotu söz konusu yıllarda tanıtmış; ancak teknolojisini geliştirmeye devam etmişti. Bu süre içerisinde robota bazı yeni özellikler eklediler. Örneğin dokunsal özelliklere sahip sensörler geliştirdiler ve bu sensörlerden oluşan yapay bir icat ettiler. Sözkonusu deriyi ise Affetto’nun vücut iskeletini giydirmek ve daha insansı hale getirmek için kullandılar. 2011 yılında geliştirilen robotun halihazırda oldukça gerçekçi bir vücut iskeleti ve tıpkı insana benzeyen bir yüzü bulunuyordu. Ancak bir dış deriye sahip değildi. Geliştirilen bu yapay cilt ile kaplanan Affetto, gerçek bir çocuktan farksız bir hale geldi.

Acıdan kaçıyor, yüz ifadesi duygularına göre değişiyor!

Affetto, her ne kadar çocuk görünümünde de olsa gerçekte bir robot olduğu için görenleri biraz ürkütüyor. Hatta bu çocuk görünümü üzerinde test ve deney yapanları psikolojik olarak biraz zorluyor.  Ancak Affetto, gelecekte robot ve insan arasındaki etkileşimin geliştirilmesi adına oldukça önemli.

Çocuk robot, derisinin sahip olduğu sensörler sayesinde, kendisine yapılan sert ve yumuşak dokunuşlar arasındaki farkı ayırt edebiliyor. Bu ise gelecekte robotların insanlara karşı orantısız güç kullanmasının önüne geçilmesi adına atılmış önemli bir adım. Çünkü tıpkı Affetto gibi diğer robotların da kendilerine uygulanan yumuşak ve sert dokunuşları ayırt edilebilmesi; güç kullanımlarını kontrol altına alabilmeleri açısından oldukça önemli.

Affetto’nun sahip olduğu cilt sensörleri aynı zamanda acıdan kaçmasını da sağlayabiliyor. Hatta yüzündeki ifadeleri de değiştirebiliyor. Sensörler aracılığıyle algılanan sert ve yumuşak dokunma algısı onun acı ifadesi takınmasını ya da sevinmesini; hatta acı duyarsa kaçınmasını sağlıyor. Gülümseyebiliyor, yüzünü ekşitebiliyor veya kaşlarını çatabiliyor. Bu da onu daha insansı bir hale getiriyor.

Çocuk robot Affetto üzerinde geliştirmeler ve testler sürüyor. Özellikle yüz ifadelerinin geliştirilmesi ve empatiye dayalı bazı tepkiler üzerinde çalışılıyor. Bu gibi çalışmalar gelecekteki insan ve robot etkileşiminin çok daha gelişmesini sağlıyor olacak. Belki de insanların robotlara karşı oluşan önyargıları biraz olsun kırılabilecek.

Telefonunuz Göz Hastalığınızı Tespit Edecek!

Moblobi.com

Sosyal medya: @Moblobi

Gelişen teknoloji ile değişen yaşamlarımız kimi zaman endişe verse de, sağlık alanında yaşanan teknolojik gelişmeler umut sağlıyor. Kullandığımız cihazlar hızla gelişirken; cihazların sahip olduğu yeni özellikler ise sağlık alanındaki pek çok teşhis ve tedavinin önünü açıyor.

Akıllı telefonunuz göz hastalığınızı nasıl tespit edecek?

Yapay zeka içeren uygulamalar çoktan telefonlarımızda yerini almaya başladı. Bu uygulamalar şimdi de insan sağlığının izlenmesi amacıyla kullanılıyor olacak. Geliştirilen yapay zeka içeren bir uygulama sayesinde akıllı telefonunuz aracılığıyla göz hastalıklarının teşhisi konulabilecek.

Uygulama çok basit bir yöntemle çalışıyormuş gibi görünsede arka planda karışık bir yapay zeka bulunuyor. Uygulamanın içerisinde yer alan yapay zeka algoritması ise öğrenerek kendini geliştiriyor. Cradle adlı bu uygulama göz hastalıklarında erken teşhis sağlıyor. İnsanların telefonları aracılığı ile doktora gitmeden önce bir ön teşhis koyabilmelerini sağlıyor. Böylece herhangi bir göz hastalığınız olup olmadığını tespit edebiliyor; ya da mevcut göz hastalığınızın durumunun izleyebiliyorsunuz. Uygulamayı kullanmak da oldukça basit. Akıllı telefonunuz aracılığı ile çektiğiniz fotoğraflar ile göz hastalığının teşhisi yapılabiliyor.

Cradle uygulaması, çektiğiniz fotoğraflardaki beyaz göz diye tanımlı olan rahatsızlığı arıyor. Buna yönelik bulgular tespit ettiğinde ise hemen tanımlıyor. Ardından da bu beyaz göz yansımasının hangi göz hastalığının sebebi olduğunu sizinle paylaşıyor.

Uygulama doktorlardan önce ön teşhis koyacak!

Uygulama hem Android hem de iOS cihazlar için kullanılabiliyor. Ancak şu an halen testlernin yapıldığını belirtelim. 40 kişilik bir çocuk grubunda testler gerçekleştirilmiş. Test konu çocukların 50 binden fazla fotoğrafı uygulamaya yüklenmiş. Uygulamanın sahip olduğu yapay zeka algoritması bu fotoğrafları incelemiş ve 16 vaka tespit etmiş. Üstelik işin ilginç tarafı bunu doktor tanısından yaklaşık bir yıl önce yapmış.

Söz konusu uygulamanın testleri devam ediyor. Testler tamamlanıp uygulama insanlar tarafından kullanılmaya başlandığında pek çok göz hastalığının erken teşhisi de sağlanmış olacak. Sağlık alanında yaşanan gelişmeler ve teknoloji haberleri biz insanlara geleceğe yönelik umut veriyor. Bu gibi yeniliklerin çoğalmasını ve teknolojinin insan yararına kullanılmasını heyecanla bekliyoruz.

Türk bilim insanları görüntü kalitesi yüksek taşınabilir mikroskop geliştirdi

İzmir Biyotıp ve Genom Merkezi’nde (İBG) görevli Türk bilim insanları, yüksek görüntüleme kapasitesine sahip, taşınabilir ve düşük maliyetli mikroskop geliştirdi.

Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) bünyesinde kurulan İBG, önemli bilimsel çalışmalara imza atmaya devam ediyor.

Düşük maliyetli ve yüksek kapasiteli mikroskop geliştirmek için proje yürüten bilim insanları, merkez bünyesindeki nanofotonik ve biyotanımlama sistemleri laboratuvarında yürüttükleri projeyi tamamladı.

Cep telefonlarının görüntüleme özelliklerini kullanan optik düzenekler geliştiren proje ekibi, pille çalışabilen mikroskop geliştirmeyi başardı.

Büyütme kapasitesi 1200X olan mikroskobun bir kilogram ağırlığı ve 12 santimetre uzunluğuyla eğitim, tıp, Ar-Ge ve teknik araştırma alanlarında kullanılabileceği belirtildi.

Öğrencilerin mikroskopla daha fazla vakit geçirmesi hedefi

Proje ekibi lideri Dr. Arif Engin Çetin, AA muhabirine yaptığı açıklamada, uzun yıllar ABD ve İsviçre’de biyosensör sistemlerinin geliştirilmesi konusunda çalışmalar yaptığını, TÜBİTAK tarafından yürütülen “Yurda Dönüş Araştırma Burs Programı” kapsamında Türkiye’ye döndüğünü söyledi.

Türkiye’ye döndükten sonra yerli mikroskop geliştirme hedefiyle çalıştığını aktaran Çetin, “Ticari mikroskoplar yurt dışından ithal edildiği için fiyatları 100 bin liradan başlıyor. Yüksek fiyatları nedeniyle birçok okul ve üniversitede kullanımı az. Biz öğrencilerin lise ve üniversite eğitimleri boyunca mikroskopla daha çok vakit geçirmeleri için yerli, milli ve taşınabilir bir mikroskop için çalışma yaptık.” dedi.

Cep telefonlarının görüntüleme özelliklerini kullanan, diğer mikroskoplara göre daha üstün özelliklere sahip bir cihaz geliştirdiklerine işaret eden Çetin, şunları kaydetti:

“Bizim geliştirdiğimiz mikroskoptaki en önemli özellik, elde edilen görüntüleri 20 kat daha büyütebilmesi, daha net ve sağlıklı veriler sunabilmesi. Ülkemizin yüksek teknoloji ürünlerine olan bağımlılığını azaltmak istiyoruz. Geliştirdiğimiz mikroskop, 10 bin liraya mal oldu. Piyasada 100 bin liradan başlayan ve taşınmayan ticari mikroskopların yaptığı tüm görüntüleme işlemlerini aynı kalitede yapıyor.”

Cihazın taşınabilir olduğu için her yerde kullanılabileceğini, özellikle okullar için ideal olduğunu anlatan Çetin, mali destek için KOSGEB’e başvurduklarını, 6 aylık süreçte üretime başlamayı umduklarını dile getirdi.

İBG Müdür Yardımcısı Dr. Soner Gündemir de yenilikçi tedavilere yönelik projelerin yanında doğru ve hızlı tanı konmasını sağlayacak teknolojilere de odaklandıklarını belirterek, yerli mikroskobu geliştiren Çetin ve ekibinin daha önce H1N1 virüsünü kısa sürede tespit edebilen taşınabilir cihaz geliştirdiğine dikkati çekti.

Kaynak: AA