Kocaeli Ajans

Son Dakika Kocaeli Haberleri

Category Archive : Sağlık

Kanser kök hücreleri ile mücadele fitoterapi

Fitoterapi uzmanı Dr. Şenol Şensoy kanser tedavisinde kanser kök hücrelerine müdahalenin önemine dikkat çekti.

 

Kanserle mücadelede ilk basamak aslında nasıl bir düşmanla karşı karşıya olduğumuzu anlamaktır. Son yapılan bilimsel araştırmalar göstermektedir ki kanserin iki çeşit hücresi vardır. Birincisi kanser hücreleri ikincisi ve daha tehlikeli olanı kanser kök hücreleri.

                

Kanser Kök Hücreleri İle Kanser Hücrelerinin Farkı

 

Kanser kök hücrelerini normal kanser hücrelerinden ayıran özellikler şöyle sıralanabilir: Daha güçlü yapıya sahipler, hızlı bölünerek kısa sürede onbinlerce yeni kanser hücresi üretebilirler, kemoterapi ve radyoterapiye karşı savunma duvarı oluştururlar ve çoğu zaman etkilenmezler.

 

Kemoterapi Alırken Kitleler Neden Büyüyor?

 

Çoğu kanser hastasında rastladığımız bir durumla konuyu bağdaştıralım. "Hocam kemoterapi alıyordum, kitleler küçülüyordu çok seviniyordum ancak bir anda kitleler büyümeye ve farklı organlara yayılmaya başladı, neden oluyor bu?" Sebebi kanser kök hücreleridir. Kemoterapi ilk başladığı anda savunmaya çekilen bu kök hücreler, kemoterapi ilaçlarına karşı önce bağışıklık kazanır, ardından saldırıya geçer.

 

Kanser Neden Nükseder?

 

Çok sık duyduğumuz ikinci bir durumsa şöyledir: "Hocam, tam kanseri yendim, herşey yolunda derken, tedaviler bittikten 2-3-5 sene sonra kanser tekrar nüksetti. Bu nasıl oluyor?" Aslında bunun da sebebi kanser kök hücreleridir. Kemoterapi ve radyoterapi ile vücuttaki tüm kanser hücreleri yok edildi sanılırken bazen kanser kök hücreleri saklanmayı başarmaktadır. Kişinin bağışıklık sisteminin zayıf bir anında hızla çoğalarak kanserin nüksetmesine sebep olurlar.

 

Kanser Kök Hücre Tedavisinde Tıbbi Bitkilerin Etkisi

 

İşte bu noktada devreye fitoterapi yani profesyonel bitkisel tedavi girmektedir.

Dünya çapında onlarca üniversite son yıllarda kanser tedavisi konusundaki çalışmalarını bu kök hücrelere ayırmaktadır. Curcumin, likopen, astaksantin, resvaratrol, zeytin yaprağı gibi onlarca bitki özü çalışmalara konu olmuştur. Bu bitki özlerinin doğru formda ve doğru formüllerle uygulanması neticesinde kanser kök hücrelerinin de yok edilebildiği tespit edilmiştir. İşte kanser tedavisinde asıl başarıya götüren yol ve yöntem de budur.

 

Her Tedavinin Yanında Mutlaka Fitoterapi

 

Bağışıklık sistemini güçlü tutmak, kemoterapi ve radyoterapinin etkinliğini artırıp yan etkilerini azaltmak, hem kanser hücreleri hem de kanserin kök hücrelerinin yok edilmesi için tüm kanser hastalarına var olan tedavilerine ek olarak mutlaka bitkisel tedavi desteği öneriyoruz. Ailesinde kanser geçmişi olan kişilerin ya da çevresel faktörlerin kanseri tetikleme oranı yüksek olan kişilerin kanserden korunmak için fitoterapiden faydalanabileceklerini de unutmayalım. 

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Omuz Ağrısıyla Başvuranların Yüzde 60’ının Nedeni Omuz Sıkışması

Halk arasında boyun fıtığı, sinir sıkışması ve kulunçla karıştırılan omuz sıkışma sendromu ile ilgili Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Hakan Turan Çift uyarılarda bulundu.  Doç. Dr. Çift, “Omuz ağrısı ile başvuran hastaların yüzde 60’ına omuz sıkışma sendromu tanısı konuluyor. Bu hastalıkta tişörtünüzü çıkarırken bile ağrı hissedersiniz. Erken zamanda tanı konulması çok önemli” dedi.

Özellikle baş üstü aktivitelerle uğraşan sporcularda karşılaşılan omuz sıkışma sendromunun görülme sıklığı artmaya başladı. Özellikle içinde bulunduğumuz bu dönemde evde geçirilen süreyle birlikte ev temizliği ve hijyenin öneminin artması, uzun süre masa başında oturmanın omuz sıkışma sendromunu tetiklediğini belirten Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Hakan Turan Çift, omuz ağrısı ile başvuranların yüzde 40 ila 60’ının omuz sıkışma sendromu tanısı aldığına işaret etti. “Sıkışma denildiğinde genellikle sinir sıkışması olarak algılanabilse de bu durum omuzumuzdaki tendonların sıkışmasıdır” diyen Doç. Dr. Hakan Turan Çift, sorunu ortaya çıkarabilecek nedenlerle ilgili şunları anlattı: “Özellikle içinde bulunduğumuz şu dönemde birçok kişinin evde bilinçsizce spor yapması sonucu bu durumla sık karşılaşır olduk. Bunun yanında bebeklerini kucağında taşıyan ebeveynler, kameramanlar gibi sürekli omuzunda yük taşımak durumunda kalan mesleklerle uğraşanlarda da sıkışma görülebiliyor.”

Omuz sıkışması için en belirgin şikayetin, omuzu öne ya da yana kaldırırken yaşanan ağrı olduğunu söyleyen Doç. Dr. Hakan Turan Çift, “Örneğin raftan bir şey almak için uzandığınızda ya da kıyafetlerinizi çıkarırken ağrı yaşıyorsanız bir uzmana başvurmanızda fayda var” diye konuştu.

FARKLI BİR HASTALIĞIN DA HABERCİSİ OLABİLİR

Her ağrının omuz sıkışma sendromu olmadığına, ağrının farklı hastalıklara da işaret edebileceğine dikkat çeken Doç. Dr. Çift, “Ağrı, tümörler, kemik çıkıntıları, tendon yırtıkları gibi hastalıkların da habercisi olabilir.  Özellikle sol omuz ağrısında kalpten kaynaklanabilecek sorunlar da akılda bulunmalıdır. Bazen boyundan gelen ağrılar da omuz ağrısıyla karışabilir. Bu noktada ağrının karakteri ayırıcı tanıda önemlidir.  Omuz sıkışma sendromunda hareketle birlikte ağrı tetiklenebilir. Hasta omzunu kullanmakta çok rahattır ancak öne ve yana doğru kaldırdığında çok ciddi ağrı hisseder. Hatta bu ağrı bazen gece uykudan uyandırabilecek şiddette yaşanabilir” diye konuştu.  

HAREKETLER VÜCUT ZORLANMADAN YAPILMALI

Hareket etmenin genel vücut sağlığı için son derece önemli olduğunu ancak bunu yaparken vücudun zorlanmaması gerektiğini hatırlatan Doç. Dr. Hakan Turan Çift, sözlerine şöyle devam etti: “Ne çok hareket ne de hareketsiz kalmak. Bu çok ince bir çizgidir. Vücudunuzu tanıyarak iyi bir sınır çekmeniz gerekir. Çünkü özellikle omuz sıkışmasında kişi ağrı nedeniyle hareket etmezse ileride bu durum çok daha ciddi sonuçlar doğurabilecek donuk omuz hastalığına neden olabilir.”

ERKEN DÖNEMDE TEDAVİ YAKLAŞIMI DEĞİŞİYOR

Hastalığa erken tanı konmasının hem hasta hem de hekim için önemli olduğunu söyleyen Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Ortopedi Uzmanı Doç. Dr. Çift,  konuyla ilgili şu bilgileri verdi: “Bunları erken dönemde yakalarsak ameliyatsız tedavi yapabiliyoruz. Çok ileri evreye ulaşmış vakalarda ise çözüm ameliyatla sağlanabiliyor.  Kapalı olarak artroskopik cerrahi ile gerçekleştirdiğimiz bu ameliyatlar hasta konforu açısından da oldukça önemlidir. Günlük yaşama çok daha kısa sürede dönebildikleri gibi ağrısız ve erken evrede harekete başlanabiliyor.”

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan: “Teknoloji sayesinde pandemiyi daha kolay atlattık”

İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve Üsküdar Üniversitesi iş birliğinde düzenlenen Fi-jital Gelecek Zirvesi 2021'e konuk olan Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, pandemiyle birlikte hayatımıza giren fi-jital kavramının hayatımıza getirdiği kolaylıklara dikkat çekti.

 

İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve Üsküdar Üniversitesi iş birliğinde düzenlenen Fi-jital Gelecek Zirvesi 2021, tüm hızıyla sürüyor. Zirveye konuk olan Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, pandemiyle birlikte hayatımıza giren fi-jital kavramının hayatımıza getirdiği kolaylıklara dikkat çekti. Fiziksel ve dijitalin birlikte olmasının, insan tabiatının daha kolay kabulleneceği bir şey olarak ortaya çıktığını belirten Prof. Dr. Arıboğan, teknoloji sayesinde pandeminin daha kolay atlatıldığını söyledi. Pandemi sürecinde Üsküdar Üniversitesinin çok hızlı ve başarılı bir şekilde fi-jitalleşmeyi erken keşfettiğini kaydeden Arıboğan, iki hafta içerisinde 100 bütün derslerin zoom ortamında verildiğini söyledi.

 

İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve Üsküdar Üniversitesi iş birliği ile düzenlenen “Fi-jital Gelecek Zirvesi 2021” gençleri akademi dünyasının önde gelen isimleriyle buluşturmaya devam ediyor. Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan ve İstanbul Milli Eğitim Müdürü Levent Yazıcı’nın açılış paneliyle başlayan zirvede Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı, Bağımlılık ve Adli Bilimler Ensititüsü Müdürü Prof. Dr. Sevil Atasoy, Psikolog Prof. Dr. Acar Baltaş’ın ardından Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan gençlerle bir araya geldi.

 

Üsküdar Üniversitesi Tercih Tanıtım Uzmanı Ertuğrul Tut’un moderatörlük yaptığı program, pandemi nedeniyle çevrimiçi olarak gerçekleştirildi. Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, “Hibrit Dönemde Fi-jital Eğitim” başlıklı konuşmasında pandemiyle beraber hayatımıza giren fi-jital kavramı ve fi-jital eğitimin getirdiği olanaklara dikkat çekti.

 

Pandemiyle dijitalleşme 6 yıl hızlandı

 

Dijitalleşmenin 10 yıllardır hayatımızın içerisinde yer alan bir kavram olduğunu belirten Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, “2000'li yıllarla birlikte bütün sektörlerde ön plana çıktı. Özellikle sosyal medyanın da devreye girmesiyle birlikte iletişim alanındaki devrimsel dönüşümle, internetin hızlanmasıyla ve bilgi paylaşımının olağanüstü bir noktaya çıkması nedeniyle artık içinde yer aldığımız topluma dijital toplum denmeye başladı. Yani dijitalleşme aşaması hayatımızın çok önemli bir bölümünü oluşturmaya başladı. 2015'ten itibaren fijitalleşme kavramını duyduk. Hem fiziksel hem de dijital bağlamda yürütülecek olan hibrit bir modelden söz ediyoruz. Dijitalin hızlı bir şekilde hayatımıza girişi pandemiyle oldu. Dünya Ekonomik Forumu’nun da raporlamalarına göre aslında olmakta olan şey çok hızlandı. Yani 6 yıl civarında erkene geldi yani bütün bu yaşadıklarımızı biz 5-6 yıl içerisinde zaten yaşayacaktık ama pandemi bazı mecburiyetler oluşturduğu için hep beraber aslında bu mecburiyetlere ayak uydurduk ve daha daha daha dijitalleştik.” dedi.

 

Birbirimize dokunmanın ne kadar değerli olduğunu anladık

 

Pandeminin ilk zamanlarında uzaktan çalışma ve uzaktan eğitimin çalışanlara ve öğrencilere cazip geldiğini kaydeden Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, “Ancak birkaç ay içinde psikolojik bir felakete dönüştü. Evden çalışanlar işe gitmek istiyorlar evden eğitim alanlar okula gitmek istiyorlar. Biz öğretim üyeleri olarak öğrencimize dokunmak istiyoruz. Yani aslında reel dünyanın reel lokasyonların, mekânların hayatımızda ne kadar önemli olduğu, birbirimize dokunmanın birbirimize arada bir aracı olmadan bir şeyler söyleyebilmenin ne kadar değerli olduğunu hızlı bir şekilde gördük.” diye konuştu.

 

Fi-jital insan tabiatının daha kolay kabullenebileceği bir şey

 

Pandemi sürecinde Üsküdar Üniversitesinin çok hızlı ve başarılı bir şekilde fi-jitalleşmeyi erken keşfettiğini kaydeden Prof. Dr. Arıboğan, “Üsküdar Üniversitesi olarak benim de beklemediğim bir şekilde müthiş bir reaksiyon verdik. İki hafta içinde bütün hocalarımızın canlı bir biçimde 100 bütün derslerin zoom ortamı ALMS ortamında öğrenciye verebilmesi hiçbir üniversitenin hazırlıklı olmadığı bir şeydir. Bizim altyapımız çok hızlı bir şekilde dönüştürüldü. Çok tridisyonel hocaların bile hızlı bir biçimde tepki verdiğini gördük. Dijital ortamı kullanmayı herkes öğrendi. Ama en dijitalcimiz bile öğrencilerimizle fiziksel buluşmaların önemini bir kez daha anlamış olduk. Yani fi-jital aslında yeni dönemin kavramı. Dijitalin sonrasının kavramı. Fizikselden dijitale geçildi. Digital age yaşandı. Şu anda figital age yaşanıyor. Fiziksel ve dijitalin birlikte olması, insan tabiatının daha kolay kabulleneceği bir şey olarak ortaya çıktı.” diye konuştu.

 

Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, “Fijtal yapacağız ama fi’yi unuttuğumuz zaman hastalık haline gelecek. Yani fiziksel ihtiyacımızı hiçbir zaman unutmadan iletişim stratejileri geliştirmemiz lazım. Öğrencilerine evlerinde oturmalarını söyleyip onlara dijital eğitim götüren tüm üniversiteler kaybeder çünkü öğrenciler evden çıkmak istiyor. O yüzden ‘Evinde otur’ diyerek bir tanıtım kampanyası yapılamaz ya da bir üniversite ideali öğretilemez.” dedi.

 

Neşe, üretici güdümün tetiklenmesini sağlar

 

Üsküdar Üniversitesinde Politik Psikoloji Merkezi kurduklarını, Türkiye’deki tek merkez olma özelliğine sahip olan bu merkezin aynı zamanda Oxford Üniversitesi ile birlikte çalışmalar yürüttüklerini kaydeden Arıboğan, “Burada şunu inceliyoruz; yas tutan toplumlar, sürekli olumsuzluklarla mücadele eden toplumlar ve neşesini kaybeden toplumlar belli bir süre sonra davranış özelliği gösteriyorlar. Travma altındaki toplumların da belli bir davranış özelliği var. Bunları takip etmek lazım çünkü neşelerini kaybettikleri zaman toplumlar üretici enerjisini de kaybediyor. Avrupa Birliği'nin ‘Ode to Joy’ marşı var. Yani neşeye övgü anlamına geliyor. Neşe üretici güdümün tetiklenmesini sağlar. İnsanlar müziğe ihtiyaç duyar, kahkaha atmaya, gülmeye, birlikte coşmaya ihtiyaç duyar. Bir toplumda bunların hepsini yok ederseniz üretim diye bir şey kalmaz. Kimse gelecekle ilgili bir hayal kuramaz, herkes depresif, içine kapalı, sürekli bir yas halinde durağan bir toplum oluşturur. Onun için pandemideki aşılama da etkili olacaktır ve sonrasında insanların coşma mekânlarında, bayram eğlencelerinde müziğin sesini açmak lazım.” diye konuştu.

 

Mutlu insanları üretebilmek önemli bir iş olacak

 

Eğlencenin geleceğin sektörlerinden biri olduğunu kaydeden Arıboğan, “Eğlence sektörü yeme, içme, gezme, turizm, müzik, sanat bunların tamamını kapsıyor. İnsanoğlu üretimi zaten yapay zekaya, robota devrettikten sonra uzun ve bol bir zamanı kalacak. Bu bol zamanında psikolojik olarak onu rahatlatabilecek kanalların açık olması lazım. Mutlu insanları üretebilmek lazım ve bu bir iş aslında. Başka insanları mutlu etmek çok önemli bir iş. İnsanları eğlendirecek birtakım sistemlerin kurulması lazım ama toplum buna henüz hazır değil.” dedi.

 

Yerinde duran devrilir

 

“Pandemi tıbbi bir devrime yol açacak” diyen Prof. Dr. Arıboğan, “Büyük fonlar sağlanmaya başladı. Çözümlenemeyen bir sürü hastalığın çözümleneceğini düşünüyorum. Anti – aging sistemleri çok gelişecek. Kök hücre tedavileri gelişmeye başladı. O yüzden uzayan ömre uygun birtakım sektörler gelişecek. Örneğin Çin'de 70 yaş üstü insanlar için üniversiteler var. İnsanlar ikinci, üçüncü üniversitelerini okuyorlar. Her yaşta sürekli yeni döneme adapte edilebilecek yeni eğitim alanları, hobilere yönelik eğitim alanları oluşturulacak. Bunların her biri iş sektörü haline gelecek. Zaten yerinde duran devrilir. Bu bir bisiklet ve bisiklet çok hızlı gitmeye başladı. Pedalı çevirmeyi bilmek gerekiyor. Eski günlerdeki gibi 10 yıl öncesi, 20 yıl öncesindeki gibi ne hoca olunur, ne doktor olunur, ne mühendis olunur, ne de iletişimci olunur.” dedi.

 

Üsküdar Üniversitesi Teksas Üniversitesiyle anlaşma yaptı

 

Teknoloji sayesinde eğitimde de sınırların ortadan kalktığını kaydeden Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, “Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümümüz bu sene Teksas Üniversitesiyle anlaşma yaptı. Biz onlara ders anlatacağız onların sınıfında. Oradaki öğrenciler buraya gelecekler, sınıfa karışacaklar ve böyle bir joint (birleşik) programlar yapmaya başlayacağız. Oxford Üniversitesi ile birlikte Politik Psikoloji Konferansı düzenledik, birlikte yaptık. Şimdi yenisini hazırlıyoruz tekrar. Oxfordlu öğrenciler de katılıyor, Türk öğrenciler de katılıyor birlikte, onlar oradan katılıyor, biz buradan katılıyoruz yani bunlar olabiliyor, arkadaş oluyorlar, birlikte projeler geliştirebiliyorlar. Bu anlamda yeni gelişen dünyanın en çok fazla imkânlar sunacağını da söyleyebilirim ama her bir şey yeni bir teknoloji gerektirecek.” diye konuştu.

 

Şehrin ortasındaki üniversiteler hayatın içerisinde

 

Üniversite sınavına hazırlanan gençlere tercihleri konusunda tavsiyelerde bulunan Prof. Dr. Arıboğan, “Üniversite seçerken kendi karakterlerine, ruhlarına ve çalışma disiplinine uygun bir yeri seçsinler. Bazı üniversiteler kampüs üniversitesi, bazı üniversiteler şehir üniversitesi. Şimdi daha içine kapalı, sadece dersine konsantre olmak isteyen sadece belli bir çerçevenin dışına çıktığı zaman dikkati dağılan öğrenciler için kampüs üniversiteleri daha avantajlı. Ama bir yandan da hayatın içinde olmak isteyen, oradan çıktım o pastaneye gideyim arkadaşımla, işte uluslararası bir konferansa katılayım, hayatı deneyimleyeyim, evime gidip geleyim diyenler için şehir üniversiteleri daha iyi. Bizim gibi şehrin orta yerinde lokasyonu olan üniversitelerin kapısından çıktığınız yerde hayat başlıyor.” dedi. 

 

Moda meslekler 10 yıl içinde demode olabilir

 

Üniversite adaylarına future (gelecek) ile ilgilenmelerini öneren Prof. Dr. Arıboğan, mutlaka üniversitelerin akademisyen kadrolarına bakmaları gerektiğini de belirterek şunları söyledi:

“Günümüzün moda meslekleri on yıl içerisinde tamamen demode olup hatta ortadan kalkabilir. Yani özellikle hukukla ilgili çok yaygın bir yanlış yönelim var. Yapay zekânın ve blockchain’in getireceği en önemli şey uzlaşmazlıkların çözümünde kolaylık sağlayacağı için avukatlık hizmetine gereksinim de ortadan kalkacak, azalacak en azından… Onun dışında tıpla ilgileneceklerse yeni alanlara baksınlar, mühendislikle ilgileniyorlarsa yeni mühendislik alanlarına baksınlar. Hoca kadrolarına mutlaka baksınlar üniversitelerin yani markalara gitmesinler. Kadroların zenginliğine baksınlar. Her bir hoca başka bir dünya yaratır.” diye konuştu.

 

İyi bir felsefe, tarih, siyaset bilimi eğitimi almak çok önemli

 

Gelecekte temel bilimlerin rollerinin çok artacağını kaydeden Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, “Ne iş yapılırsa yapılsın bir yandan iyi bir felsefe, tarih, siyaset bilimi veya uluslararası ilişkiler eğitimi almış olmak, dünyayı okuyabilmek çok önemli hale geliyor. Bütün alanlar felsefe, sosyoloji, iletişim de dahil hepsi geleceği takip etmek zorunda. Gelecek çoktan geldi ama pandemi nedeniyle hayatımızdaki değişiklikleri geleceğin kendisi sanıyoruz. Aslında insanın anlam dünyası değişiyor. Sadece mekânın kendisini değil de mekânı algılama biçimimiz değişiyor, zamanı algılama biçimi değişiyor. Onun için dünyayı iyi takip etmek lazım.” dedi. 

 

Online derslerde motivasyon sağlamak için: Üzerinizi değiştirin ve kameranızı açın

 

Uzaktan eğitimde öğrencilere derslere motivasyon konusunda önerilerde de bulunan Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, “Psikoloji Bölümü Öğretim Üyemiz Prof. Dr. Sinan Canan hocamız özel olarak öğrencilere bir video hazırladı. Online derslerden nasıl daha fazla verim alınabileceğini anlattı. Yataktan kalkıp üstünü başını düzgün bir biçimde giyinmek, orada kamerayı açmak da motive edici bir faktör. Bizler bu konuda öğrencileri zorlayamıyoruz ama ben şahsen çok teşvik etmeye çalışıyordum. Öğrencilere teşekkür ediyordum kameraları açtığı için. Çünkü karşımda birine anlattığımı görüyorum. Bir makineye bir şey anlatmak anormal bir durum. Onun için öğrenciler hocanın da performansını artırmak istiyorlarsa o kamerayı açıp hocalarına arada sorular sorarak, varlıklarını belli ederek, dersin kalitesini artırmaya başarabilirler.” dedi.

 

Teknoloji pandemiyi kolay geçirmemizi sağladı

 

Pandeminin dijital ortam nedeniyle daha kolay bir şekilde atlatıldığını ifade eden Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, “Biz pandemiyi, dijital ortamın olmadığı bir dönemde yaşasaydık çok daha zorlanırdık. Whatsapp'tan görüntülü annemizle konuşabilmenin bize sağladığı imkân çok önemliydi. Online’dan çiçek yolluyoruz, alışverişini yapıyoruz. Aslında teknoloji pandemiyi daha kolay geçirmemizi sağladı. Tıbbi alanda tarihin en büyük zaferi ilan edildi. Yani tarihte ilk defa böyle bir pandemide inanılmaz süratle aşısı bulundu ve inanılmaz bir süratle devreye sokuldu. Yani 2,5 milyar insan şu anda aşılanmış durumda. Bu insanlık tarihinin en büyük tıp başarısı. Pandeminin 8.- 9. ayında aşısı çıkmıştı. Tedavisi olan bir hastalığa dönüştürdük. Bunda da teknolojinin etkisi var, veri toplanıyor Çin’den, Hindistan'dan, Amerika'dan. Yan etkileri nasılmış birbirleri ile veri paylaşıyorlar. Yani daha ortaya çıkar çıkmaz bu kovid virüsün Çinliler hemen genomunu çıkardılar. Bütün dizilimini çıkarttılar ve dünya ile paylaştılar. Yani onun için aşılar bu kadar kolay gelişti.” dedi.

 

Prof. Dr. Sinan Canan’ın konferansıyla sona erdi

 

Özellikle üniversite sınavına girecek adayların yoğun ilgi gösterdiği Fi-jital Gelecek Zirvesi 2021, 11 Haziran 2021 Cuma günü  Üsküdar Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sinan Canan’ın “Dijital Gelecekte İnsan Kalmak” başlıklı konuşmasıyla sona erdi.

 

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Amazfit Cadde 10K Koşusu ve Spor Festivali Başlıyor

Amazfit Cadde 10K Koşusu, giyilebilir teknolojik ürünler pazarının küresel markası Amazfit sponsorluğunda 12-13 Haziran tarihlerinde Caddebostan sahilinde gerçekleştirilecek. KadıköyBelediyesi'nin desteğiyle gerçekleştirilecek festivalin en önemli etkinliklerinden biri de"Amazfit Cadde 10K Koşusu" olacak.

 

Akıllı saat ve bileklik teknolojilerindeki uzmanlığıyla tanınan küresel akıllı saat markası Amazfit ana sponsorluğunda gerçekleştirilecek etkinlik, maraton dışında birbirinden farklı ve renkli spor aktivitelere de ev sahipliği yapacak. 

 

Sporcular için özel olarak tasarlanmış akıllı saat: Amazfit T-Rex Pro

 

Dünya genelinde normalleşme çalışmalarının etkin bir şekilde uygulandığı bu günlerde, Amazfit T-Rex Pro, aktif bir yaşama geri dönen sporcuların güvenle kullanabileceği mükemmel bir akıllı saat olarak tüm dikkatleri üzerine çekiyor. İster rekabetçi maraton koşularında, ister açık hava sporlarında, Amazfit T-Rex Pro, kullanımı kolay dörtlü küresel navigasyon uydu sistemi (GPS dahil), kan oksijen doygunluğu ölçümü ve askeri nitelikteki dayanıklılığıyla sporcular için geliştirildi. T-Rex Pro, tipik kullanımda 18 güne kadar dayanabilen pil ömrüyle mesafe takibi için üst düzey performansa sahip. 10 ATM su geçirmezlik özelliği ile terden ve yağmurdan etkilenmeyen Amazfit T-Rex Pro, ayrıca sporcuların sörf, yüzme veya dalış sporlarını yapmalarına olanak verecek şekilde tasarlandı. 

 

Amazfit, insan sağlığını korumak ve yaşam kalitesini iyileştirmek için dünya genelinde kapsamlı araştırmaların uygulanmasında aktif bir rol oynuyor. Dijital sağlık yönetimi alanında lider bir marka olan Amazfit, Türk tüketicisinin de sağlıklı yaşam dönüşümün içerisine dahil etmeyi ve sağlıklı yaşam teknolojileri alanında en çok tercih edilen marka olmayı hedefliyor.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

İmmunoterapi de son dönemde kanser tedavisinde öne çıkan uygulamaların başında geliyor

İmmunoterapi de son dönemde kanser tedavisinde öne çıkan uygulamaların başında geliyor. Liv Hospital Tıbbi Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Çiğdem Usul Afşar, immunoterapi tedavisi ile ilgili önemli bilgileri paylaştı.

 

Kanser, günümüzde en sık görülen hastalıkların başında yer alıyor. Dünya’da her 5 kişiden biri yaşamı boyunca kansere yakalanıyor, her 8 erkekten ve her 11 kadından biri de kanser nedeniyle hayatını kaybediyor. Yüzyıllar boyunca kanser tedavisinde kemoterapi, radyoterapi ve akıllı ilaçlar gibi pek çok değişik yöntem uygulandı. İmmunoterapi de son dönemde kanser tedavisinde öne çıkan uygulamaların başında geliyor. Liv Hospital Tıbbi Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Çiğdem Usul Afşar, immunoterapi tedavisi ile ilgili önemli bilgileri paylaştı. 

İmmunoterapi, kişinin kendi bağışıklık sisteminin kanser hücreleri ile savaşmasını sağlayan bir tedavi türüdür. 2011 yılından sonra, kanser tedavisinde çığır açan immün kontrol noktası düzenleyicileri tedavide kullanılmaya başlandı. Hatta bu immün kontrol noktalarının keşfi, 2018 Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü'ne layık görüldü.

Birçok kanser hastalığının tedavisinde kullanılıyor. 

İmmunoterapiler, başta böbrek kanseri, bir cilt tümörü olan malign melanom olmak üzere günümüzde akciğer kanseri, baş-boyun tümörleri, Hepatosellüler kanser, Gastrointestinal kanserler, rahim ve rahim ağzı kanseri, Hodgkin Lenfoma, mesane (idrar torbası) ve Ürotelyal (idrar yolu) kanserler, üçlü negatif meme kanseri gibi hastalıkların tedavisinde kullanılıyor. Hatta tümör hangi dokudan çıkmış olursa olsun genetik olarak MSI-high olan tüm kanserlerde kullanılabiliyor. Nivolumab, Atezolizumab, Pembrolizumab gibi İmmunoterapi ilaçları ülkemizde artık pek çok kanserin tedavisinde Sağlık Bakanlığı tarafından da ruhsatlandırılmış olup, hastalar ilaçlara rahatlıkla ulaşabiliyor.

Bazen ciddi yan etkilere neden olabiliyor

İmmünoterapilerin yan etkileri kemoterapiye kıyasla daha hafiftir diyemeyiz. Bu ilaçlar, çoğunluğu hafif şiddetli olan ancak bazen ciddi yan etkilere de neden olabilirler. İlk kullanımda alerji, anafilaksi gibi yan etkiler nadir de olsa görülebiliyor. Biraz daha geç dönemde ise tüm organları etkileyebilen ve özellikle deri, barsak, endokrin (hormonal sistem) ve akciğerlerde yan etkilere neden olabiliyor. Uygulama aralığı ise 14 ya da 21 günde bir olarak ayarlanabiliyor. 

İmmunoterapilerde başlangıçta hastanın görüntülemelerinde sanki tümörü büyümüş olarak görülebilir. Buna yalancı ilerleme (psödoprogresyon) denilir. Oysa ki bu, kişinin bağışıklık sisteminin tümör etrafında bir ağ örmesinden kaynaklanır ve gerçek yanıtı değerlendirmek için bir süre daha beklemek gerekir.

Hastalar için yeni bir yaşam sunuyor

Kanser tedavisi her geçen gün biraz daha gelişiyor. Son 10 yılda ise en çok gelişme immunoterapilerde oldu. Metastatik yani 4. evre kanseri olan bir hastada immunoterapiler bazen tam kür yani iyileşme şansı sağlayabilmesi hastalar için bir yeni yaşam sunuyor. Bahar aylarında güneş ve su ile yeni açan çiçekler gibi, kanser tedavisinde immunoterapi ile hastalarımıza yeni bir yaşam şansı sunabiliyoruz. 

 

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Yaz hamileleri için altın değerinde 8 öneri

Havaların ısınmasıyla başlayan tatil planları herkesi mutlu etse de gebelerin aklında sorular oluşturabiliyor. Seyahate çıkmanın, şehirden uzaklaşmanın tehlikeli olduğunu düşünen anne adayları “Nelere dikkat etmeliyim?”, “Neler yasak, neler serbest?” gibi sorulara cevap arıyor. Liv Hospital Vadistanbul Kadın Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. İnci Öz yaz hamileleri için altın değerinde öneriler paylaştı.

 

1 – Tatil için 3-4 saati aşan yolculukları tercih etmeyin. Uzun süreli araba yolculuklarında mutlaka mola verip yürüyüş yapın ve ayaklarınızı hareket ettirin. 

2 – Tatil için tercih ettiğiniz ortamın mutlaka Covid-19 tedbirlerini almış olmasına dikkat edin.  

3 – Gebeler için havuza ve denize girmek sakıncalı değil, aksine çok faydalıdır. Yüzmek gebelikte yapılması gereken bir aktivitedir. Yalnız havuzun hijyenik olmasına, denizin de çok kirli olmamasına dikkat edin. Güneşin etkili olduğu çok sıcak saatlerde yüzmeyi tercih etmeyin. 

4 – Mutlaka kısa yürüyüşler yapın. Ancak yaz günlerinde serin olan sabah ve akşamüzeri saatleri tercih edin. Çok ağır egzersiz, antrenman gibi hızlı yürüyüşler uygun değil. Daha sakin, aralarda dinlenerek yapılan yürüyüşler çok faydalıdır. 

5 – Çok sıcak saatlerde dışarıda bulunmamaya dikkat edin. Ani tansiyon düşmesi gebelikte oldukça tehlikelidir.

6 – Yaz aylarında bol sıvı alın, özellikle bol bol su tüketin. Yalnız kalorisi yüksek konsantre meyve suları, katkı içeren, alkol gibi içeceklerden uzak durun.

7 – Beslenme hayatın her döneminde çok önemlidir. Tatil sürecinde de hamilelikte temel olarak dikkat edilmesi gereken bol protein tüketmek, daha az karbonhidrat ve yağ alımına özen göstermektir. Ekmek, hamur işi, tatlı, pilav makarna, fazla miktarda meyve, çikolata, dondurmadan uzak durmak faydalı olacaktır. Tatil dönüşü kısa sürede çok fazla kilo almak gebelik şekerini tetikleyebilir. Bol miktarda et, süt, süt ürünleri, salata ve yoğurt yiyin ki bebek de sağlıklı olsun.

8 – En önemlisi gebelik kontrollerini tatile gitmeden önce ve tatil dönüşünde mutlaka yaptırın. Tatil süresince de bebeğinizin hareketlerini çok iyi takip edin. Herhangi bir farklılık, bebeğin hareketlerinde azalma varsa tatil yerinde de doktora kontrole gidin.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Kalp krizinde öksürmek hayat kurtarır mı?

Küresel olarak, kalp hastalıkları bir numaralı ölüm nedeni olarak yerini koruyor ve dünyada her yıl yaklaşık 18 milyon insanın hayatını kaybetmesinden sorumlu oluyor. Amerika Birleşik Devletleri'nde her 36 saniyede bir kişi kardiyovasküler hastalık nedeniyle hayatını kaybediyor ve yine ABD’de de her 4 ölümden biri bu sebeple görülüyor. Ülkemizde de ölüm nedenlerinin yüzde 42’sini koroner kalp hastalıkları oluşturuyor. Günümüzde oluşum nedenlerinden tedavisine kadar kalp hastalıkları hakkında bilgilendirme ile farkındalık çalışmaları tüm hızıyla devam ediyor. Ancak kalp sağlığı hakkında toplumda yayılan bilimsellikten uzak söylemler kalp sağlığını riske atıyor, hastaların yaşamlarını kaybetmelerine bile neden olabiliyor! Üstelik günümüzde spekülasyonlara inanmak özellikle sosyal medyada çok kolay oluyor. Acıbadem Taksim Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Turfan, kalp sağlığı hakkında toplumda doğru sanılan 10 yanlış bilgiyi anlattı; önemli uyarılarda bulundu! 

 

YANLIŞ! Kalp hastalığı konusunda endişelenmek için çok gencim 

Doğrusu: Şimdi nasıl yaşadığınız, hayatınızın ilerleyen dönemlerinde kalp hastalığının gelişme riskini etkiliyor. Henüz erken çocukluk ve ergenlik döneminde atardamarlarda plak oluşumunun öncüleri gelişmeye başlıyor. Ayrıca genç ve orta yaşlı insanlarda kalp problemleri günümüzde daha sık görülüyor. Bunun sebebi ise hatalı beslenme ve hareketsizlik nedeniyle obezite, tip 2 diyabet ile diğer risk faktörlerinin daha genç yaşta görülmesi. 

 

YANLIŞ! Kalp durması ve kalp krizi aynı şeydir

Doğrusu: Damarlardaki tıkanma nedeniyle kalp kası hayati önem taşıyan oksijen ve besinleri alamıyor. Eğer tedavi edilmezse kalp kası zarar görmeye ve ölmeye başlıyor. Koroner arterlerden biri tıkandığında da bu sebeplerle kalp krizi oluşuyor. Kalp durması ise hastanın kalbinin vücuduna kan pompalamayı bırakması ve bunun sonucunda hastanın nefes alamaması, bilincin kaybolması olarak tanımlanıyor. Doç. Dr. Murat Turfan kalp durmasında hastanın hayati fonksiyonlarını yitirdiğini belirterek, “Bu durumda hemen 112 aranmalı ve bu konuda eğitim almış bir kişi tarafından kalp masajına başlanmalı” uyarısında bulunuyor. “Yetişkinlerde kalp durmasının en önemli sebebi, kalp krizidir. Bunun nedeni ise kalp krizi geçiren kişide, kalp durmasına neden olabilecek ölümcül bir kalp ritmi ortaya çıkmasıdır” bilgisini veren Doç. Dr. Murat Turfan, şöyle devam ediyor: “Ancak bu ritim problemi sadece kalp kriziyle ortaya çıkmaz. Ayrıca ritim problemi oluşmadan da kalp durması gelişebiliyor. Kalbin durması ve bunun sonucunda oluşan ani ölüm her zaman kalp krizi demek değildir”

 

YANLIŞ! Yüksek iyi kolesterole sahip olmak kötü kolesterolü dengeleyebilir

Doğrusu: Eskiden iyi kolesterolün yüksek kötü kolesterol seviyelerinin etkisini telafi edeceği düşünülüyordu. Ancak son araştırmalar durumun böyle olmadığını gösterdi. Önemli olan LDL kolesterol denen kötü kolesterolü kontrol altında tutmak. Yüksek bir HDL, yani iyi kolesterol seviyesi iyi bir durum olsa da bu, vücudunuzun atardamarlarında kolesterol birikimini kesin olarak önlemiyor. 

 

YANLIŞ! Kalp hastalığı bir erkek hastalığıdır

Doğrusu: Kardiyovasküler hastalıklar, kadınların erkeklerle aynı oranda hayatını kaybetmelerine yol açıyor. Aslında koroner kalp hastalığından yaşamını yitiren kadınların sayısı, meme kanseri nedeniyle hayatını kaybedenlerden 2 kat daha fazla. “Bu rakamlar göz önüne alındığında, kalp hastalığının kadınları etkilemeyeceğine ve bu hastalıkların sadece orta yaşlı erkeklerde ortaya çıktığına inanmak endişe vericidir” uyarısında bulunan Doç. Dr. Murat Turfan, “Bu, kadın hastaların risk faktörlerinden veya kalp krizi semptomlarından daha az haberdar oldukları ve kalp krizi geçirdiklerinde 112'yi daha geç aramaları anlamına gelebilir ki bu durum hayatta kalma şanslarını önemli ölçüde azaltabiliyor” diyor. 

 

YANLIŞ! Yüksek tansiyonum olup olmadığını bilirdim, çünkü belirtileri olurdu

Doğrusu: Yüksek tansiyona, "sessiz katil" deniyor, çünkü genellikle kişi hastalığının farkında olmuyor. Bunun nedeni ise hiç bir zaman belirtiler vermeyebilmesi. Yüksek tansiyon tedavi edilmezse kalp krizi, felç, böbrek hasarı ve diğer ciddi sağlık sorunlarına neden olabiliyor. Dolayısıyla erken dönemde tedavisi çok önem taşıyor. 

 

YANLIŞ! Vitaminler ve besin takviyeleriyle kalp hastalığı riskimi azaltabilirim

Doğrusu: Antioksidan olan vitaminler E, C ve beta karoten kalp hastalığı riskini düşürüyor. Bununla birlikte, bu vitaminlerle yapılan çalışmalarda; dışardan takviye olarak bunları almanın kalp hastalıklarından korunmada hiç bir faydası gösterilememiş. Henüz anlaşılmayan nedenlerden dolayı vücut, vitaminleri ve mineralleri en iyi şekilde besinlerle elde edildiklerinde emiyor ve kullanıyor. Bu nedenle ihtiyacınız olan vitamin ve mineralleri takviyelerle değil, dengeli bir şekilde sebze ve meyve tüketerek almaya özen gösterin. 

 

YANLIŞ! Kalp krizi sırasında öksürmek hayatınızı kurtarabilir

Doğrusu: Kalp krizinde şiddetli bir şekilde öksürmenin kalp durmasını önleyeceğine, dolayısıyla hayatın kurtulabileceğine dair tıbbi bir kanıt yok. Kalp krizinde kalp durursa bilinç kayboluyor, kalp masajı yapılmazsa hasta hayatını kaybediyor. Eğer bilinç açıksa, o zaman kalp durmamış oluyor ve bu nedenle kalp masajına da gerek kalmıyor. Bu süreçte eforun öksürmek yerine, 112’yi aramak için harcanması gerekiyor. 

 

YANLIŞ! Kalp hastalığı olanlar egzersiz yapmaktan kaçınmalı

Doğrusu: Egzersiz, kalp kasını güçlendirmeye ve vücuttaki kan akışını iyileştirmeye katkı sağlıyor. Kalp krizini veya kalp durmasını tetikleyen egzersiz riski son derece düşüktür. Ancak tamamen hareketsiz yaşam sürüyorsanız ve ileri derecede kalp hastalığınız varsa, spor yapmadan önce mutlaka doktorunuza danışın.

 

YANLIŞ! Kolesterol ilaçları karaciğere zarar veriyormuş. İlacı bırakmalıyım

Doğrusu: Kandaki kolesterol düzeyinin yüksekliği, atardamarlarda darlık gelişmesi için en önemli risk faktörlerinden birini oluşturuyor. Bu darlık yerine bağlı olarak kalp krizi, felç ve ölüme yol açabiliyor. Sağlıklı bir diyet, egzersiz ve kilo vermek bu riskleri azaltsa da, çoğu zaman yeterli olmuyor. Bu nedenle seçilmiş hastalarda kolesterol ilaçlarını kullanmanın mecburi olduğunu söyleyen Doç. Dr. Murat Turfan, “Yapılan bilimsel çalışmalarda bu ilaçların kalp krizi, felç ve ölüm riskini azalttıkları görülmüştür. Diğer tüm ilaçlar gibi ki buna çok sık kullanılan ağrı kesiciler de dahil, bu ilaçların yan etki ihtimali vardır. Ancak yan etki düşük bir olasılıkla gelişiyor ve ilaç kesilir kesilmez ortadan kalkıyor. Doktorunuz bu düşük ihtimal için dahi sizi zaten kontrole çağırıyor. Kolesterol ilaçlarından elde edilen faydanın yanında bu risk çok önemsiz duruyor. Bu yüzden doktor kontrolü altında bu ilaçları kullanmanız hem ölüm riskini azaltır hem de güvenlidir” diyor. 

 

YANLIŞ! Kırklı yaşlara geldikten sonra herkes aspirin kullanmalı

Doğrusu: “Kan sulandırıcılar, kalp krizi geçiren veya stent ya da by-pass yapılan hastalarda ömür boyu kullanılması gereken ve yeniden kalp krizi riskini düşüren bir ilaçtır” diyen Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Turfan, şöyle devam ediyor: “Ancak hiç kalp krizi geçirmeyenlerin aspirin kullanarak kalp krizi ve ölüm riskini azaltmaları tartışmalı bir durumdur. Bazı kan sulandırıcıların mide üzerine zararlı etkileri mevcut ve kanama riskini artırıyor. O yüzden ‘primer koruma’ dediğimiz hiç kalp krizi geçirmemiş hastalarda aspirin kullanımı ancak kalp hastalığı açısından çok yüksek riskli bireylerde faydalı oluyor. Düşük riskli insanların aspirin kullanmasının bırakın faydasını, zararı dahi olabiliyor”

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Korona Ardında Post – Covid Sendromu Yaratıyor!

Covid-19, hayatımıza gireli henüz bir buçuk yıl oldu. Bu dönemde ülke olarak samimi örflerimize, misafirperverliğimize, gündelik hayatta sevdiklerimize ve arkadaşlarımıza gösterdiğimiz samimi jestlerimize veda etmek zorunda kaldık. Her bireyin ‘Pandemi’ kavramına karşı tutumu faklı oldu. Kimileri bu durumun medya ve kamu tarafından abartılmış bir ‘hurafe’ olduğu fikrine ısrarla tutunurken kimileri ise aile üyeleriyle dahi güven duygusuyla yakın temas kuramayacak düzeyde psikozlar yaşamakta.

Koronavirüs Psikolojik Sorunları Tetikledi

Covid pandemisinin dünyada tümüyle kontrol altına alınıp- alınamayacağı ya da bu enfeksiyonun dünya üzerinden tümüyle yok olup- olmayacağı tartışmaları ve öngörüleri şöyle dursun, mutlak bir gerçek var ki o da; koronanın hayatımıza kattığı değişikliklerin uzun vadede dahi tam anlamıyla silinmesinin mümkün olmadığı gerçeği. Enfeksiyona yakalanan kişilere ayrı bir parantez açmak gerekiyor. Özellikle enfeksiyona maruz kalan bireylerde hastalığın seyri kişiden kişiye değişiklik gösterse de birçok hastada psikolojik ve/veya fizyolojik birtakım etkiler kalıcı olma eğilimi göstermekte.

Hastalardaki Psikolojik Baskılar Ölüm Korkusu Yaratıyor

Kliniğimizde “Post – Covid Sendromu”, “Covid Sonrası Sendromu” ya da “Uzamış Covid Sendromu” isimleri ile de adlandırılmakta olan bu hastalarda sık rastlanan Covid sonrası şikâyetlerle karşılaşmaktayız. Bunlar arasında; solunum sıkıntıları, aşırı halsizlik, bulantı- kusma, baş ağrıları başta olmak üzere eklem ve kas ağrıları, abartılı uykuya meyil hallerinin kliniğe ilk başvuruda sıklıkla varlığını gözlemlemekteyiz. Ruhsal düzeyde ise, hastalık döneminde edinilen ölüm korkusu, yataktan kalkmaya dahi engel olan endişe ve isteksizlik hali, kendini sakınma ve gündelik hayata dönüşle ilgili endişeler hatta fobiler gözlemlenmektedir.

Covid 19 Sonrası Rehabilitasyon, Kalıcı İyileşme Sağlayabiliyor

Maruz kaldıkları Covid Enfeksiyonu, klinik düzeyde tedavi gereksinimine ihtiyaç duyan bireylerde enfeksiyöz virüsle bağışıklık sisteminin mücadelesi esnasında organlarda ciddi hasarlar meydana gelebilmekte. Enfeksiyon ile vücudun mücadelesi esnasında; vücudun vitamin, mineral, protein, enerji vb. rezervlerinde ciddi tüketimler meydana gelmekte ve bu rezervlerdeki kayıpların yerine uygun şekilde konması önem arz etmektedir. Bireylerde enfeksiyonun seyri belirgin şekilde farklılık gösterdiği gibi enfeksiyon sonrası şikayetler ve şikayetlerle mücadelede tedavi süreçleri de kişiden kişiye değişiklik göstermekte. Benzer şekilde enfeksiyon ile mücadele esnasında organ ve sistemlerde gelişen anormal aktiviteler uygun medikal tedaviler ile kontrol altına alınmalıdır. Uzun süre müdahale edilmeyen bu anormal aktivitelerin uzun vadede kronik hastalıklara sebebiyet verme ihtimalleri endişe vericidir.

Tüm dünyada ciddi yıkımlar, can kayıpları, maddi ve manevi hasarların yaşandığı bu dönemde koronanın etkilerini mümkün olan en az hasarla atlatarak koronasız bir geleceğe umutla bakmak adına beden ve ruh sağlığınızda meydana gelen değişiklikleri ihmal etmeyin. Şikâyetleriniz için bir sağlık kuruluşundan şikâyetlerinize yönelik size özel planlanmış profesyonel destek almayı ihmal etmeyin.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Emirates Skycargo, Dubai’deki İlaç Soğuk Zincir Altyapısını Genişleterek Aşı Taşıma Kapasitesini Yükseltiyor

Emirates SkyCargo, Dubai'deki sıcaklığa duyarlı ilaç ve aşı yönetim kapasitesini, Dubai Uluslararası Havalimanı'ndaki AB GDP sertifikalı özel ilaç tesisindeki 94 havayolu palet pozisyonuna sahip tam otomatik soğuk odasının genişletilmesiyle daha da güçlendiriyor. 

  • Dubai Uluslararası Havalimanı'ndaki AB GDP uyumlu mevcut altyapıya eklenen 94 soğuk oda paleti konumu, COVID-19 aşıları dahil sıcaklığa duyarlı ilaçlar için daha fazla taşıma kapasitesi sunuyor
  • Skycargo şimdiye kadar 75 milyon doz COVID-19 aşısı taşırken 2021 Haziran ayı sonuna kadar 100 milyon doza ulaşmayı hedefliyor

Emirates SkyCargo, Dubai'deki sıcaklığa duyarlı ilaç ve aşı yönetim kapasitesini, Dubai Uluslararası Havalimanı'ndaki AB GDP sertifikalı özel ilaç tesisindeki 94 havayolu palet pozisyonuna sahip tam otomatik soğuk odasının genişletilmesiyle daha da güçlendiriyor.

Genişletilmiş soğutma odası, aşıların ve diğer ilaçların Emirates SkyCargo'nun amacına uygun inşa edilen GDP sertifikalı tesisinde depolanması ve yönetimi için 2600 metrekarelik ilave bir sıcaklık kontrollü ortam (2-25 derece) sunarak taşıma şirketinin hava taşımacılığı sektöründeki lider konumunu pekiştirecek ve COVID-19 aşıları için artan taşıma talebini karşılamak üzere Dubai merkezinde ilave kapasite sağlayacak. Eklenen bu yeni alanda, tahmini olarak tek seferde 60-90 milyon doz COVID-19 aşısı saklanabilecek.

COVID-19 Aşılarının Sevkiyatı

2020 yılının sonlarından bu yana 60'dan fazla ülkeye 250'den fazla uçuşla 75 milyonu aşkın COVID-19 aşısı taşıyan Emirates SkyCargo, COVID-19 aşılarının uluslararası dağıtımında lider rol oynamaya devam ediyor.

Emirates Kargo Kıdemli Başkan Yardımcısı Nabil Sultan, konuyla ilgili şu açıklamayı yaptı: "Emirates SkyCargo olarak, dünya çapında 350 tonun üzerinde COVID-19 aşısının sevkiyatını gerçekleştirerek mevcut salgın dalgasından ağır bir şekilde etkilenmeye devam eden topluluklara çok ihtiyaç duydukları desteği sunmaktan gurur duyuyoruz. Bununla birlikte, daima ileriye bakıyor ve yılın ikinci yarısında gelişmekte olan ülkelere aşı sevkiyatı talebinde bir artış olacağını öngörüyoruz. Şimdiden, artan üretime paralel olarak, geçtiğimiz birkaç haftada taşınan COVID-19 aşı miktarında bir yükselme olduğunu gördük. Bu ayın sonuna gelmeden 100 milyon doz olarak belirlediğimiz kilometre taşına ulaşmayı planlıyoruz."

Sultan sözlerine şöyle devam etti: "Son altı aylık süreçte, Emirates SkyCargo ile ilaç üreticileri ve lojistik iş ortaklarımız açısından değerli ve karşılıklı bir öğrenme deneyimi oldu. Öğrendiklerimizi aşı taşımacılığı sürecini daha hızlı ve etkili hale getirmek için uygulama fırsatı bulduk. Bu da ileride sıcaklığa duyarlı ilaçları da dahil edecek şekilde COVID-19 aşılarının sevkiyatında bir sonraki aşamaya geçme noktasında değerli bir ivme kazandık."

Emirates SkyCargo, salgının ilk aşamalarında COVID-19 aşılarının sevkiyatı için kapsamlı hazırlıklara başlayan ilk hava taşımacılığı şirketlerinden biriydi. 2020 Ekim ayında, şirket, COVID-19 aşılarının taşınması için Dubai'de GDP sertifikalı özel bir hava merkezi kurduğunu duyurdu. Şirket, COVID-19 aşılarının Dubai'de depolanması ve yönetimi için 20.000 metrekarenin üzerinde AB GDP sertifikalı soğuk zincir altyapısına sahiptir. Emirates SkyCargo ayrıca merkezinde uçak ve kargo terminali arasında aktarma sırasında aşı gibi sıcaklığa duyarlı sevkiyatlarını korumak için, ilaçlara özel 50'den fazla soğuk dolly araca sahiptir.

2020 Ocak ayında, Emirates SkyCargo DP World, International Humanitarian City ve Dubai Airports ile ele vererek COVID-19 aşılarının Dubai üzerinden gelişmekte olan ülkelere hızlı bir şekilde taşınması amacıyla Dubai Aşı Lojistik İttifakı'nı kurmuştu. Hemen ardından da 2020 Şubat ayında COVAX inisiyatifi kapsamında COVID-19 aşılarının taşınmasını hızlandırmak adına UNICEF ile bir Mutabakat Anlaşması imzalanmıştı.

COVID-19 aşılarına ek olarak Emirates SkyCargo, uçuşlarında KKD, ilaç ve ilgili malzemeler gibi binlerce ton diğer temel ürünü taşıdı. Taşıyıcı kısa süre önce acil COVID-19 yardım malzemelerini Hindistan'a taşımak için insani bir hava köprüsü girişimi kurdu. Girişim kapsamında, hava kargo, Dubai'den Hindistan'daki dokuz noktaya uçuşlarında, tıbbi ve yardım malzemelerinin taşınması için STK'lara ücretsiz olarak mevcut tüm kargo kapasitesini sunuyor.

Emirates SkyCargo, COVID-19 aşılarına ek olarak, uçuşlarında kişisel koruyucu ekipman, ilaç ve ilgili sarf malzemeleri gibi binlerce tonluk diğer temel malzemeleri taşımıştır ve kısa bir süre önce acil COVID-19 yardımlarını Hindistan'a taşımak için insani bir hava köprüsü girişimi kurdu. Bu inisiyatif kapsamında Emirates SkyCargo, STK'ların tıbbi ve yardım amaçlı malzemeleri ücretsiz olarak taşıması için Dubai kalkışlı uçuşlarındaki tüm müsait kargo kapasitesini Hindistan'daki dokuz destinasyona ayırıyor.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

INCIA’dan “gerçek doğallık” vurgusu

Marka misyonu olarak gerçek anlamda bitkisel ve doğal ürünler geliştiren INCIA, üretimin her aşamasında ürün doğallığının korunmasına azami özen gösteriyor. Tüketicilerin doğallık konusunda doğru bilgilendirilmesi, bitkisel ürünler kullanma alışkanlığı kazanması için “doğal kökenli değil gerçekten doğal” ürünleri ve üretim yöntemiyle öne çıkıyor.

 

Hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline gelen günlük kişisel bakım için gerekli olan ürünler, tüketiciler tarafından üretim şartları ve içerik açısından artık daha çok sorgulanıyor. Ancak doğal kökenli, doğal kaynaklı, organik demek maalesef ürünün doğal olduğu anlamına gelmiyor. Bu söylemler bir hammaddenin kimyasal bir işlemden geçerek ürün haline geldiğini ifade ediyor. Aynı zamanda bu tip ürünlerde PEG, EDTA gibi zararlı kimyasallar bulunabiliyor.

 

INCIA tüm ürünlerinin içeriğindeki hammaddelerin yüzde 100 doğal olmasını önemsiyor; benimsediği “Yeşil üretim süreçleri” ile geliştirmelerini yapıyor. Üretim politikasının bir yansıması olarak farklı açılardan alternatif test yöntemleri geliştirme çalışmaları yürütüyor. Ürünlerin yüzde 100 doğallığıyla tüketicinin sağlığını korumasına yardımcı olurken; kullanım sonrası karıştığı sulardaki canlılara, plastik içermeyen geri dönüştürülebilir ambalajları ile doğaya, sürdürülebilir bir gelecek vaat ediyor.

 

“Hayvan dostu marka” anlayışını benimsiyor

 

INCIA’nın önem verdiği konuların başında, ürünlerin hayvanlar üzerinde test edilmemesi geliyor. Bu anlayış ile ürünlerini BioArge Laboratuvarları’ndaki hücre kültürü laboratuvarında test ediyor. Tamamen katkısız ve saf olan doğal içerikleri, patent korumalı buluş ve yöntemlerle içeriğin özüne zarar vermeden kullanıyor. Sağlık, sürdürülebilirlik ve etik nedenlerle ürünlerin, hayvanlar üzerinde test edilmediğine dair cruelty free sertifikası bulunuyor.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı