Category Archive : Sağlık

Sağlık Bakanlığının sözleşmeli pozisyonlarına yerleştirme sonuçları açıklandı

Ankara

Sağlık Bakanlığının sözleşmeli pozisyonlarına yerleştirme sonuçları Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezinin (ÖSYM) internet sitesinde açıklandı.

ÖSYM’nin Twitter adresinden yapılan açıklamaya göre, 14-20 Şubat 2020 tarihleri arasında tercihleri alınan Sağlık Bakanlığının sözleşmeli pozisyonlarına yerleştirme (KPSS-2020/4) işlemleri tamamlandı. 

Adaylar, yerleştirme sonuçlarını, ÖSYM’nin “https://sonuc.osym.gov.tr” internet adresinden T.C. kimlik numaraları ve aday şifreleri ile öğrenebilecek.

Açıklanan kontenjanlara 830 ortaöğretim, 3 bin 173 ön lisans ve 4 bin 841 lisans düzeyi olmak üzere toplam 8 bin 844 personelin yerleştirilmesi sağlandı.

Bakan Koca: Ülkemizde herhangi bir koronavirüs vakasına rastlanmadı

Ankara

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Sağlık Bakanlığı Bilkent Yerleşkesinde yapılan Bilim Kurulu Toplantısı’nın ardından, gazetecilere yeni tip koronavirüse (Kovid-19) ilişkin bilgi verdi ve gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Ağrı’da bu sabah Gürbulak Gümrük Personelini taşıyan araca PKK’lı teröristlerin düzenlediği saldırıyı kınayan Koca, “Saldırıda ne yazık ki bir gümrük memuru şehit oldu, 5’i ağır 37 yaralımız var. Yaralılarımızın tedavilerine bölge hastanelerimizde devam ediyoruz.” bilgisini verdi. 

Koca, yeni tip koronavirüs açısından Güney Kore’de ve İtalya’da vaka sayısının arttığını, Irak’ta da vaka sayısında belirgin bir artış olmamasına karşın geçiş bölgesi olarak kullanılabileceğinden Çin ve İran’dan sonra İtalya, Güney Kore ve Irak’la da uçuşların cumartesi gecesinden itibaren durdurulduğunu ve sınırların kapatıldığını anımsattı.

Azerbaycan, Ermenistan ve Çekya da dahil olmak üzere 68 ülkede vaka görüldüğünü dile getiren Koca, toplam vaka sayısı 89 bin 211’e yükseldiğini söyledi. Koca, dünya genelinde 3 bin 40 ölüm bildirimi yapıldığını, hastalığa yakalanıp iyileşenlerin sayısının 45 bine ulaştığını kaydetti.

Koca, virüsün artış hızı Çin’de azalırken, diğer ülkelerde vaka sayılarının arttığına dikkati çekerek, sözlerine şöyle devam etti:

“Hastalığın ilk dönemlerinde tam olarak nasıl seyrettiği bilinmiyordu. Bugün daha net bilgiye sahibiz. Yakalananların yüzde 85’inin normal mevsimsel girip gibi geçirdiğini, yüzde 15’inin daha ağır seyrettiğini, özellikle riskli hasta grubunda ise ölüm oranlarının yüzde 15’e kadar ulaştığını, genellikle ölüm oranın yüzde 2’lerde olduğunu fakat 50 yaşına kadar ölüm oranın yüzde 0,2 yani binde 2 gibi düşük olduğunu özellikle söylemek istiyorum. Dünya genelinde her yıl mevsimsel gripten 250-500 bin ölüm olduğunu ifade etmek istiyorum. Yeni koronavirüsün ortaya koyduğu tablo ile kamuoyundaki paniğin orantılı olmadığını da ifade etmek istiyorum.”

“Bu süreçte bu virüsü taşıyan içimizde insanlar da olabilir” 

Bakan Koca, İran’da vaka sayısının giderek arttığını, bu nedenle sınırda alınan tedbirlerin daha yoğun uygulandığını, bundan sonraki süreçte de uygulanmaya devam edileceğini bildirdi.

Türkiye’ye gelmek isteyen vatandaşların sınırda muayenelerin yapıldığını anlatan Koca, “Muayenede eğer bir hastalık bulgusu varsa, geri planda hastanede takibi ve testleri yapıldıktan sonra nasıl bir algoritmayla ilerleneceği sağlık çalışanlarımızca biliniyor. Ona göre hareket ediliyor. Herhangi bir bulgusu yoksa, mümkün mertebe süreci 14 güne tamamladıktan sonra bitirmek istiyoruz. Bizim ülke içindeki vatandaşımızı da korumak anlamında bu süreci hassasiyetle götürmemiz gerektiğini düşünüyoruz.” diye konuştu.

Virüsün Türkiye’nin etrafındaki ülkeleri kuşattığını aktaran Koca, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Bu enfeksiyon, bu salgın Türkiye’de görülmeyecek diye durum yok. Kapımızda salgın olduğunu biliyoruz. Belki de bu süreçte bu virüsü taşıyan içimizde insanlar da olabilir. Çünkü, dün veya önceki gün itibarıyla veya son 14 gün itibarıyla bölgede olup ülkeye giriş yapmış olan vatandaşımız da var. Son 14 günde, 5 ülke özellikle olmak kaydıyla, yurt dışında genel anlamda seyahat etmiş olan kişilerin, mümkün mertebe kalabalık ortamlara girmemelerini ve ilgili ülkeden çıkış tarihi itibarıyla mümkün mertebe son 14 günlerini evde geçirmelerini önemsiyoruz. Seyahat etmiş olan kişilerin bulaştırıcılığının yüksek olduğunu, o nerdenle mümkün mertebe ev ortamında 14 günlerini tamamlamalarını, temas halinde olanların da bu anlamda buna riayet etmelerini ve insanlarla yakın temas içinde olmamalarını özellikle istiyoruz. Bir yerde biz bir bölgeyi karantinaya alamayız ama enfeksiyonun, salgının olduğu, bizim açımızdan karantina ülkesi olarak gördüğümüz ülkelerden gelmiş olanların 14 günlük zaman diliminde kalabalık ortamlara girmemelerini, evlerinde bu süreci geçirmelerini ve bu süreçte herhangi bir bulgusu olanların maskesini takarak sağlık kuruluşumuza müracaat etmelerini önemsiyoruz.”

Yurt dışından gelenlere evde istirahat tavsiyesi

Koca, yurt dışında olan Türk vatandaşlarına da kalabalık ortamlardan uzak durmalarını, ortamı havalandırmalarını ve kişisel hijyen kurallarına dikkat etmelerini önererek, “Türkiye’ye gelmek isteyenler, o durumda da Türkiye’de 14 gün karantinaya, izolasyona alınacaklarını bilerek geliyor olmalı. Bugüne kadar ülkemizde şu an herhangi bir vakaya rastlanmadı. Bu, bugün veya yarın rastlanmayacağı anlamına gelmez. Bugün için belki içimizde bu enfeksiyonu taşıyan, son dönem İran ve benzeri ülkelerde olan kişiler olabilir. O nedenle önümüzdeki birkaç gün içinde, 3-5 gün içinde karşımıza çıkabilir. Onun için özellikle dışarıda olup Türkiye’ye gelmiş olan kişilerin evde bulunmalarını ve o kişilerle de yakın temas içinde olunmamasını istiyoruz.” uyarısında bulundu. 

Sağlık Bakanı Koca, şöyle konuştu:

“Bugün bununla ilgili bir kararı yayımlayacağız. Son 14 günü, özellikle bu 5 ülkede geçirmiş olan öğrenci veya çalışanları, aile hekimlerine veya sağlık kuruluşlarına müracaat etmeleri halinde süreci 14 güne tamamlamak üzere izinli saymayı bugün kararlaştırdık. Bu yazı, bugün aile hekimlerine ve sağlık kuruluşlarına gitmiş olacak. Yani, son 14 günü İran, Irak, Çin, Güney Kore ve İtalya’da geçirmiş olanların raporlu sayılabileceklerini ve bu dönemi evlerinde geçirmelerini özellikle ifade etmek istiyoruz.”

Koronavirüsü gençlerin daha yoğun bulaştırdığını anlatan Koca, “Bugüne kadar toplam 940 şüpheli vakamız oldu ve izole edilerek numuneleri çalışıldı. Tekrarlarla birlikte bin 162 çalışılan numune oldu, bunlar içinde pozitif olan vakamız olmadı.” dedi.

“Koronavirüsün ülkemizde görülmesi demek bir felaket anlamı taşımıyor. Böyle durumda sağlık sistemimiz, durumu kontrol altında tutacak güçte.” diyen Koca, gerekli hazırlıkların yapıldığını vurguladı. Koca, hastalığın Türkiye’ye gelmemesinin, mevcut durumun sürdürülebilir olmasının sağlık çalışanlarının yanı sıra vatandaşların da tedbirli olmalarıyla mümkün olduğunu söyledi. 

Koca, “Bahsettiğim şekliyle İran, Irak, Güney Kore, Çin ve İtalya’dan ülkemize yolcu almıyoruz. Son 14 gün içinde bu 5 ülkeden gelen vatandaşlar olduğunda, başka ülkeler üzerinden gelişleri olduğunda da almıyoruz. Bu 5 ülke dışında gelenlerin son 14 gün içinde bu ülkelerle teması varsa o kişileri de almıyoruz. Bu konuda özellikle İçişleri Bakanlığı çok ciddi bir tedbir almış durumda.” bilgisini paylaştı. 

“Sağlık muayenesinden geçen 13 bin 834 vatandaşımız oldu” 

Bakan Koca, üç aylara girilmesi vesilesiyle umre ziyareti için Suudi Arabistan’a gidenlerin sayısında bir artış olduğunu belirterek, şu ifadeleri kullandı:

“Suudi Arabistan bu dönemde Umre ziyaretlerini kapattı. Bundan sonra ülkemizden gidişler olmadı. Önemli olan bu süreçte giden vatandaşlarımızın ülkeye gelişinde alınması gereken tedbirlerdi. Bu çerçevede biz cumartesi akşamından itibaren Umre’den gelen tüm vatandaşlarımızı termal kameran geçirdik. Hepsini teker teker sağlık muayenesinden geçirdik ve bu süreçte 28 Şubat’tan beri gelen sağlık muayenesinden geçen 13 bin 834 vatandaşımız oldu. Bu vatandaşlarımızın içinde ise mevsimsel grip bulunan vatandaşlarımızın sayısı da 9 kişiyi geçmedi. Şüpheli bulduğumuz 5 kişiyi tek kişilik ambulanslarımızla sağlık kuruluşlarımıza götürdük. Onlara yapılan tetkikler negatif çıktı.”

Koca, 13 bin 834 kişinin sağlık kontrolünde sadece 9 kişide hastalık bulgularının görülmesinin son derece önemli olduğunu belirterek, “Çünkü biz Umre’den dönen vatandaşlarımızda mevsimsel giribin oran olarak bunun çok üstünde olduğunu biliyoruz. Bunu sorguladığımızda da özellikle Umre’ye giden vatandaşlarımızın daha tedbirli olduklarını ve maske kullandıklarını gördük. Bu tedbir bile tek başına mevsimsel giribin neredeyse görülmeme noktasına kadar inen bir sonuçla karşı karşıya bıraktı.” dedi. 

Yeni tip koronavirüsten korunmada hijyen kurallarına uyumun önemine dikkati çeken Koca, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Pazar gününden itibaren buradan giden uçakla, bir hekim ve hemşire olmak üzere 4 kişiden oluşan bir sağlık personeli ekibini de buradan göndererek Umre’den gelen vatandaşların uçakta bütün muayenelerini, takiplerini, hastalık bulgusu olanlara nasıl davranılması gerektiğinin de algoritması yapıldı. Böyle bir hizmete de başladık. Yani, pazar gününden itibaren Umre’den gelen vatandaşımızı uçakta, içinde doktor olan bir sağlık personeli ile getirmiş oluyoruz.”

Koca, şu an vatandaşların endişeye kapılmasına gerek olmadığını ancak hijyen kurallarına özen gösterilmesi ve kalabalık yerlede bulunulmaması gerektiğine dikkati çekti. 

Dünyanın birçok ülkesini etkisi altına alan yeni tip koronavirüs nedeniyle bir pandemi (dünya genelinde salgın) ilan edilip edilmeyeceğine ilişkin soru üzerine, bu kararı Dünya Sağlık Örgütünün alabileceğine işaret etti. 

Hastalığın pandemiye doğru gidebileceğini söylemenin mümkün olduğuna işaret eden Koca, “Böyle bir pandemi noktasına gider mi? Bilim Kurulu da bu noktada beklenti içinde her an olabilir. Alınacak tedbirleri yine konuşur, tartışırız.” ifadesini kullandı. 

Koca, enfeksiyonun Türkiye’ye girmesi durumunda bakanlık ve devlet olarak sorumluluklarının gereğini yerine getireceklerini belirtti.

Yurt dışı uçuş sayısının da ülkelerin durumuna göre değişebileceğine işaret eden Koca, Çin, Güney Kore, İran, Irak ve İtalya için uçuş tedbirleri alındığını hatırlattı. 

Koca, Avrupa ülkelerinin İtalya ile uçuş yasağı getirmediğine dikkati çekerek, “Avrupa ülkelerinin hiçbirisi İtalya ile ilişkisini kesmedi. Çin ile seferlerini durduran Avrupa ülkesi oldu mu? Olmadı. Güney Kore ile bu ilişkisini kesen oldu mu? Bu tedbirleri ticari olarak etkilenmeyi en aza indirmek için alınması gerektiğine inandık. Daha önceden aldık. Bizde görülmemiş olması veya görülecekse de geç görülecek olmasının sebebi, tedbirlerin sıkı alınmış olmasıdır.” şeklinde konuştu. 

İran’dan gelen ve Ankara’da karantina altında alınan yolcuların sağlık durumuna ilişkin soruya karşılık Koca, “Kum ve Meşhed hikayesi olan 64 kişi var. Muhtemelen 76 kişi ayrılmış olacak. 14 gün evlerinde yine takip etmek şartıyla.” bilgisini verdi. 

Bakan Koca, İran sınırından gelenler olduğunu ancak içeri almadıklarını belirterek, “14 gün kalmayı göze alan Türk vatandaşı için de sağlık kontrolünden geçiriyoruz. Sağlık kontrolünden sonra eğer bir bulgusu varsa, hastane ortamına alıyoruz. Orada takibini yaparak tetkikleri ve numuneleri alındıktan sonra taburcu ediyoruz.” ifadesini kullandı.

Hastanelerde toplam 112’ye yakın İran öyküsü olup soğuk algınlığı belirtisi olan kişi bulunduğunu anlatan Koca, şöyle konuştu:

“O nedenle İran’da bu salgın ciddi boyutlarda. Şu 14 günlük zaman diliminde ülkeye girişlerin olduğunu biliyoruz. Sadece İran değil diğer ülkeler üzerinden gelenlerin de çok olduğunu biliyoruz. Mümkün mertebe yurt dışında olan ve seyahat etmiş olan kişilerin çıkış tarihi itibarıyla 14 günlük zaman dilimlerini evlerinde izole geçirmelerini öneriyoruz. Başkalarına bulaştırmamak için…Vatandaşımızdan da beklentimiz de budur. Kişisel hijyen kurallarına uyalım.” 

“9 ülke yardım talebinde bulundu” 

Bakan Koca, yeni tip koronavirüs nedeniyle sonuçları pozitif çıkan herhangi bir vaka bulunmadığını yineleyerek, bu anlamda uzun süreli yatan herhangi bir hasta da bulunmadığını söyledi. 

Yeni tip koronavirüs aşısı ile ilgili herhangi bir çalışma olup olmadığına ilişkin soru üzerine Koca, Bilim Kurulu’nun bu konudaki genel kanaatinin aşıyla ilgili en az 6 aylık bir klinik çalışmaya ihtiyaç duyulduğu ve aşının en az bir yıldan önce çıkamayacağı yönünde olduğunu aktardı. 

Koca, aşıdan daha öte özellikle korunma yöntemlerine vatandaşların önem vermesini istediklerini belirterek, “Bu virüs dışarıdan geliyor. Gelecekse dışarıdan gelecek. Geldiğinde de bulaşıcılığı yüksek olacak. El yıkama, maske kullanmakla… Maskeyi de hasta olanlara öneriyoruz, dışarıyla teması olanlar izole olup dışarı çıkmak isterlerse de kullanabilir diyoruz.” dedi. 

Ürdün’de koronavirüs vakasının tespit edildiğinin duyurulmasına ilişkin Koca, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Bölgede giderek artabileceğini, özellikle İran’da giderek yaygınlaştığını ve bu noktada bizden de yardım talebinin olduğunu, hatta 9 ülke bizden nasıl mücadele edilebileceği, bilgi paylaşımı ve gerektiğinde eleman gönderimi veya bizden bir heyet gönderilmesi şeklinde talepte bulundu. Bunu ağırlıklı olarak gidip gelmek şeklinde değil, daha çok karşılıklı dijital ortam üzerinde bilgi akışını yaparak daha güçlü bir iletişim şeklinde düşünüyoruz. Bunu İran dahil olmak üzere diğer ülkeler için de söylüyorum.” 

Fahrettin Koca, ülkede maske bulunamadığına ve fiyatlarının da yüksek olduğuna yönelik bir soruyu şöyle yanıtladı:

“Maske kullanımına ilişkin yurt dışında çok yoğun taleplerin olduğunu biliyoruz. İçeride bu talebin o kadar yoğun olmadığını ve vatandaşımızın bir panik havası içinde olmamasını, sadece bu konuda bizim uyarılarımızı dikkatle takip edip gereğini yapmalarını herkesin maske kullanmak gibi bir durum içinde olmamasını söylüyoruz. 

Yurt dışında bu salgının artmasıyla birlikte talep dışarıdan daha yoğunlaştı. Bununla ilgili de biz ülkemizde vatandaşımızın ihtiyacının karşılanmasını sağlanmak kaydıyla Ticaret Bakanlığına da yazdık. Sağlık Bakanlığının ön iznine tabi olmak şeklinde bir uygulamaya da geçiyoruz. Yurt dışına satışlar Sağlık Bakanlığının ihtiyacı doğrultusunda, ön izniyle bu satışlar olabilecek. Biz öncelikle vatandaşımızı bu anlamda korumak istiyoruz. Fiyatların da zaten kontrolü anlamında Ticaret Bakanlığımız ve bizler de devredeyiz. Bununla ilgili yazıyı biz yazdık. Bugün veya yarın çıkabilir.”

“Zorunlu olmadıkça yurt dışına seyahat etmeyin” 

Aile hekimlerinin yurt dışından gelenlere nasıl rapor vereceğine yönelik bir soru üzerine de Bakan Koca, şunları kaydetti:

“Herkesin aile hekimi var. Aile hekimine müracaat edebilir ya da herhangi bir sağlık kuruluşuna da gidebilir. Bu anlamda 14 güne bunu belgelendirdiğinde, ’10 gün önce İran’daydım’ ya da ‘6 gün önce İran’daydım’ dendiğinde, 14 güne tamamlamak üzere raporlu sayıyoruz. Öğrenci çalışan herkes dahil olmak üzere bu önemli. Bunu evde izolasyonu, kişilerle teması en aza indirmek için bunu önemli görüyoruz. Gerekirse raporlu görüyoruz. Mümkün olduğunca yurt dışındaki kişilerin 14 gün kendilerini evlerinde izole etmelerini şiddetle öneriyoruz. Mümkünse yurt dışına zorunlu olmadıkça da çıkılmamasını özellikle hatırlatmak istiyoruz. Zorunlu olmadıkça vatandaşımızın yurt dışı seyahati yapmamalarını önemsiyoruz.” 

Sağlık Bakanlığından koronavirüs bilgilendirmesi

Ankara

Sağlık Bakanlığının Twitter’dan yaptığı bilgilendirmeye göre, koronavirüsler bazen solunum sistemi, bazen de sindirim sistemi hastalıkları yapıyor, solunum sisteminde soğuk algınlığı belirtileri gösteren enfeksiyonlara ve zatürreye neden oluyor.

Bu hastalıklar çoğu insanda hafif seyrediyor. Fakat bazı koronavirüsler ciddi hastalıklara yol açıyor. Bunların başında 2003 yılında Çin’de ortaya çıkan SARS virüsü ve 2012 yılında Suudi Arabistan’da ortaya çıkan MERS virüsü geliyor.

Yeni Koronavirüs Hastalığı’ndan korunma yöntemleri nelerdir? pic.twitter.com/6OqULNhrhX

— T.C. Sağlık Bakanlığı (@saglikbakanligi) March 2, 2020

Koronavirüsler bazı hayvanlarda bulunup insanlara bulaşabiliyor. Virüsün insanlara bulaşması, virüsün mutasyonu veya hayvanlarla temas gibi birçok faktöre bağlı. Mesela MERS virüsünün develerden, SARS virüsünün misk kedilerinden bulaştığı biliniyor ancak yeni koronavirüsün hangi hayvandan insanlara geçtiği henüz saptanmış değil.

Bilgilendirmeye göre, genel kanı virüslerin hasta kişinin öksürüğü veya hapşırığı sırasında ortaya çıkan damlacıklar aracılığıyla yayıldığı yönünde. 

Yeni Koronavirüs Hastalığı’ndan korunma yöntemleri nelerdir? pic.twitter.com/6OqULNhrhX

— T.C. Sağlık Bakanlığı (@saglikbakanligi) March 2, 2020

Yeni koronavirüs enfeksiyon açısından risk altında bulunan kişiler hayvanlarla yakın temasta bulunanlar, hasta kişilerin aile üyeleri ve sağlık çalışanları. Hijyen kurallarına uyulması, hastalıktan korunma ve hastalığı bulaştırmamak açısından önemli.

Hijyen kuralları içinde öksürme veya hapşırma sırasında ağız ve burnun tek kullanımlık mendille kapatılması, mendil yoksa dirseğin iç kısmı kullanılması, ellerin sık sık su ve sabunla yıkanması, su ve sabun yoksa alkol içerikli el dezenfektanları kullanılması, hayvanlarla temastan sonra ellerin yıkanması, hayvansal ürünlerin tüketilmeden önce pişirilmesi ve kirli ellerle ağız, burun ve göze dokunulmaması yer alıyor.

Yeni Koronavirüs Hastalığı kaptığınızdan şüpheleniyorsanız ne yapmalısınız? pic.twitter.com/QgGEGUKE74

— T.C. Sağlık Bakanlığı (@saglikbakanligi) March 2, 2020

Koronavirüsün belirtileri hafif veya şiddetli seyredebiliyor. Ateş ve öksürüğün yanı sıra hastalığı şiddetli geçirenlerde nefes darlığı, zatürre ve böbrek yetmezliği meydana gelebiliyor.

Yeni Koronavirüs Hastalığı ile ilgili güvenilir güncel bilgi hangi kaynaklardan edinilebilir? pic.twitter.com/aAgMQSrFl7

— T.C. Sağlık Bakanlığı (@saglikbakanligi) March 2, 2020

Sağlık Bakanlığı, ateşi olanlar, öksürenler ve nefes alma güçlüğü çekenlere, hemen bir sağlık kuruluşuna giderek seyahat geçmişiyle ilgili bilgileri sağlık çalışanlarıyla paylaşmalarını öneriyor.

Uzmanlardan ‘inme, genç yaşlarda görülmeye başladı’ uyarısı

Nevşehir

Nevşehir’in Ürgüp ilçesinde çeşitli ülkelerden periferik arter hastalıkları uzmanlarının katılımıyla “Gelişmiş İnme ve Çevresel Gelişimler Kursu” düzenlendi.

Kursa katılan Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi, Türk Nöroloji Derneği (TDN) Girişimsel Nöroloji Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Semih Giray ile Eskişehir Osman Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Başkanı, TDN Beyin Damar Hastalıkları Bilimsel Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Atilla Özcan Özdemir, AA muhabirine açıklamada bulundu.

İnmenin, beyne kan akımını sağlayan damarlardan birinin aniden tıkanması sonucu meydana geldiğini belirten Prof. Dr. Giray, “Fast food, günümüzün hastalığı. Düzenli beslenmeme, hızlı yemek yiyip günlük yaşama dönme, bütün metabolizmayı bozabildiği gibi bu olaylara maruz kalma riskini artırıyor.” dedi.

Giray, hazır ürünler ve doktorların vermediği ilaçlardan uzak durulması gerektiğini, sağlıklı yaşam için izlenecek en önemli ve kolay yolun, sağlıklı beslenmekten geçtiğini dile getirdi.

İnmenin başlıca belirtilerinin dudakta uyuşma, kol ve bacaklarda ani güç kaybı ve ani görme bozukluğu olduğunu anlatan Giray, vücudun verdiği bu tür sinyallerin ihmal edilmemesi gerektiğinin altını çizdi.

Giray, tedavinin zamanında yapılmaması durumunda, inmenin kalıcı sakatlık ve ölüme neden olabildiğine işaret ederek, şöyle konuştu:

“Gençlerde inme son dönemde çok arttı. Eskiden yaşlıların hastalığı olarak bilinirdi. Adet düzenleyici, hormonal bozuklukları tedavi edici ilaçlar, cilt düzenleyici hazır ilaçlar damar içinde pıhtılaşmaya neden oluyor. Bu da gençlerde akut inmelere neden oluyor. Artık 80’li yaşlarda değil, 25 yaşlarında bile karşılaşıyoruz.”

“En etkili tedavi ilk 6 saattir”

Prof. Dr. Özdemir de inmenin ciddi bir halk sağlığı sorunu olduğunu, kadınlarda daha fazla görüldüğünü kaydetti.

İnme hastalığındaki belirtilerin baş göstermesiyle atılması gereken en hızlı adımın, 112 Acil Servis’e bilgi verilmesi olduğunu söyleyen Özdemir, halk arasında yaygın olan; hastaya alkol ve soğan koklatma, su tutma gibi müdahalelerin sadece vakit kaybına neden olacağını aktardı.

Türkiye’nin inme tedavisinde birçok ülkeden daha iyi bir konumda olduğunu vurgulayan Özdemir, şöyle devam etti:

“Türkiye’de yılda 175 bin hasta inme geçiriyor. Dünyada da görülme sıklığı fazla. Kadınlarda özellikle meme kanserinden daha çok görülen bir hastalık. Dünyada her 8 saniyede bir kişi inme geçiriyor. İnmede tedavi değişti. 2015 yılından itibaren beyin damarlarına girip pıhtının alınmasıyla hastaların yüzde 60’ı bağımsız yaşamını sürdürebiliyor. Bu bulguların herhangi birisiyle karşılaşıldığında derhal 112 aranmalıdır. En etkili tedavi ilk 6 saattir. 112 Acil Servis ne kadar hızlı aranırsa hasta o kadar iyi sonuç alıyor ve hayatını bağımsız şekilde sürdürebiliyor.”

Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulundan ‘koronavirüs’ broşürü

Ankara

Sağlık Bakanlığından yapılan açıklamada, 81 ilin sağlık müdürlüğü, tüm sağlık kuruluşları ve kamu kurumlarına gönderilen broşürde, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) solunum yolu enfeksiyonu yapan bir virüs olarak tanımlandı.

Yeni koronavirüsün, hasta kişilerin öksürme veya hapşırmayla ortaya saçtığı damlacıkların ortamdaki diğer bireylerin ağız, burun ve gözlerine temasıyla, damlacıkların yapıştığı yüzeylere dokunduktan sonra ellerin ağız, burun veya göze götürülmesiyle bulaştığı belirtildi.

Hastalığın en çok karşılaşılan belirtileri arasında ateş, öksürük ve solunum sıkıntısı olduğu, şiddetli vakalarda zatürre, ağır solunum yetmezliği böbrek yetmezliği ve ölüm gelişebildiği yeni koronavirüsün kuluçka süresinin 2 ila 14 gün arasında olduğu bildirildi.

Koronavirüs Bilim Kurulunun hazırladığı broşürde, hastalıktan korunmak için yapılması gerekenler hakkında şunlar kaydedildi:

“Öksürme veya hapşırma sırasında ağız ve burun tek kullanımlık mendille kapatılmalı, mendil yoksa dirseğin iç kısmı kullanılmalı, tokalaşma ve sarılmadan kaçınılmalı, olabildiğince kalabalık ortamlardan uzak durulmalı, kirli ellerle ağız, burun ve gözlere dokunulmamalı. El hijyenine önem verilmeli. Eller en az 20 saniye boyunca sabun ve suyla yıkanmalı, sabun ve suyun olmadığı durumlarda alkol içerikli el antiseptiği kullanılmalı. Sınıflar ve iş yerleri başta olmak üzere kapalı alanlar sık sık havalandırılmalı. Bağışıklık sistemini güçlendirmek için dengeli ve sağlıklı beslenilmeli, gıdalar tüketilmeden önce iyice yıkanmalı.”

Broşürde, yeni tip koronavirüs tanısının nasıl konulduğu, kimlerin daha fazla etkilendiği, evcil hayvanlardan bulaşma riskinin olup olmadığı, belirtileri durumunda neler yapılması gerektiği sorularına da cevap verildi.

Termal tesislere gitmek için ‘hasta olmayı beklemeyin’ tavsiyesi

Muğla

Türk Kaplıca Tıbbi ve Balneoloji Derneği Başkanı Zeki Karagülle, Muğla’nın Bodrum ilçesindeki bir termal tesisin açılışında AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye’de yaklaşık 270 termomineralli tesis bulunduğunu kaydetti.

Termal kaynakların günümüzde yaygın şekilde “sağlıklı yaşam” kavramı içerisinde kullanıldığını anlatan Karagülle, termal suyun banyo, içme suyu ve termomineralleri soluma yöntemiyle kullanıldığını dile getirdi.

Yer altı sularının rahatlatıcı, sakinleştirici ve ağrı giderici etkisinin olduğunu anlatan Karagülle, “İltihap giderici etki de gösteriyor. Termomineralli su sadece banyo yöntemiyle değil, içilme sırasında mide, bağırsak kozası üzerinden aldığı mineral içeriğiyle insan organizmasında metabolik, sinirsel, hormonal ve bağışıklık sistemi yönünden olumlu yönde etkiliyor.” diye konuştu.

Karagülle, kaplıca sularının kas iskelet sistemi ağrıları, romatizmal ağrılar, sedef, egzama, gençlik sivilcesi gibi cilt hastalıklarının yanı sıra diyabet ve böbrek taşlarının önlenmesi ve tedavisinde önemli bir role sahip olduğunu söyledi.

“Bodrum’un altında çok değerli eşsiz sular var”

Anadolu topraklarının termomineral sular ve çamurlar açısından zengin bir ülke olduğuna dikkati çeken Karagülle, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Bu tesislerin yöreye özgü özellikleri bulunuyor. Bodrum’un altında çok değerli, özel içerikli eşsiz termomineral sular var. Bu termal su, sadece tuz içermiyor. Çok eşsiz ve özel termomineral su. Özellikle kalsiyum, magnezyum klorür ve sülfat açısından ve mineraller açısından çok zengin. Bu suyu romatizmal ve cilt hastalıklarında kullanabilirsiniz. Aşırı yorgunluk, stres yüklerinde, kilo metabolik sorunlarda, yaşlanmanın sağlıklı yürütülmesinde de kullanılabilir. Türkiye’de çok değerli sular var, önemli olan bu suyu değerli şekilde kullanmak. İnsanlar ‘Hasta olursak kaplıcaya gideriz’ diyor. Hasta olmayı beklemeden termomineral suların, kaynakların günlük yaşantıya entegre edilmesi gerekir.”

“Turizm sezonunu 12 aya çıkartmış olacağız”

İlçeye ilk termal tesisi kazandıran beş yıldızlı otelin sahibi Recai Çakır, yaptıkları kapsamlı çalışmayla termal suyu otele getirmenin mutluluğunu yaşadıklarını söyledi.

Termal suyun düzenli kullanıldığında birçok hastalığa iyi geldiğini, iyileştirici özelliği olduğunu vurgulayan Çakır, “Biz bu çalışmayla turizm sezonunu 12 aya çıkartmış olacağız, hem yerli hem de yabancı turistlere her türlü hizmeti vereceğiz. Buraya gelenler 36-40 derecelik termal havuzlardan faydalanacaklar. Bunları yaparken de farklı aktivitelerde zayıflama ve sağlıklarına kavuşma şansını bulacaklar.” ifadelerini kullandı.

Bilim insanlarından ‘maske kullanımını abartmayın’ uyarısı

İzmir

Klinik Mikrobiyoloji Uzmanlık Derneği (KLİMUD) Başkanı ve Ege Üniversitesi Tıbbi Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selda Erensoy, yeni tip koronavirüs hastalığı sonrası maske kullanımıyla ilgili yanlış algılar bulunduğunu, bu konunun abartılmasının paniğe neden olabildiğini belirtti.

Erensoy, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Çin’de 2003 yılında yüzlerce kişinin hayatını kaybetmesine neden olan SARS salgınının da bir koronavirüs olduğunu, yetkililerin bundan ders çıkararak yeni tip koronavirüs konusunda hızlı bir şekilde tedbir aldığını söyledi. Yeni tip koronavirüsün solunum yolu ile buluşan soğuk algınlığı ve üst solunum yolları enfeksiyonlarına neden olan virüsler arasında olduğunu belirten Erensoy, şöyle konuştu:

“Hastaların solunum yollarında zararlara neden oluyor. İleri devreye kadar giderse solunum sıkıntısı ile seyrediyor, zatürre yapıyor. Şimdiye kadarki bulgularda hastaların yüzde 80’nin hafif geçirdiği, yüzde 15’inin ağır belirtiler hissettiği, yüzde 5’inin ise yoğun bakıma ihtiyaç duyduğu biliniyor.”

Yeni tip koronavirüs konusunda bazı yanlış bilgiler bulunduğunu dile getiren Erensoy, şunları söyledi:

“Maske kullanımı konusunda yanlış bilgiler var. Halkın panik halinde tıbbi amaçlı kullanılması gereken maskelerden alması, gerçekten ihtiyaç olan yerlerde kullanılmaması maskelerin tükenmesine neden oluyor. Hasta kişinin maske takması önemli, sağlıklı kişilerin değil. Maskelerin gerektiği yerde kullanılması önemli. Tedbirimizi alacağız ama abartarak paniğe de sebep olmayacağız. Maskeyle dolaşmak da normal değil.”

“Korunmak için ellerinizi sık sık yıkayın”

Erensoy, bu virüsle mücadelenin en önemli yolunun el temizliği olduğunu, solunum yoluyla bulaşan diğer hastalıklar gibi ellerin sık sık yıkanması ve beslenmeye dikkat edilmesinin önemli olduğunu vurguladı.

Sağlık Bakanlığının aldığı önlemler sayesinde virüsün Türkiye’de görülmediğini anlatan Erensoy, yapılan çalışmalar sayesinde virüse karşı zaman kazanıldığını, havaların ısınmasına bağlı olarak virüsün etkisinin azalacağını tahmin ettiklerini kaydetti.

Her 20 yenidoğandan birinde gözyaşı kanalı tıkanıklığı var

İstanbul

Yeditepe Üniversitesi Göz Merkezi Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. İlke Bahçeci Şimşek, her 20 yenidoğandan birinde, gözyaşı kanalı tıkanıklığının görüldüğünü belirterek, “Gözyaşı kanalı tıkalı olan bebeklerde gözde sulanma, sarı yeşil renkli akıntı, çapaklanma, kapakların birbirine yapışması görülebiliyor.” dedi.

Doç. Dr. Şimşek, AA muhabirine yaptığı açıklamada, gözlerde sürekli sulanma ve gözyaşı kanalı tıkanıklığının erken çocukluk döneminde sıklıkla görülebildiğini söyledi.

Bu sorunların doğru tedaviyle düzelebildiğini aktaran Şimşek, sulanmanın sık olarak doğumsal gözyaşı kanalı tıkanıklığına bağlı olmakla beraber, alerjiden ya da doğuştan gelen göz tansiyonu hastalığından da kaynaklanabileceğini aktardı.

Şimşek, yenidoğanların yüzde 5’inde tıkanıklık görülebildiğini ancak bu tıkanıklığın bebeklerin yaklaşık yüzde 90’ında doğum sonrasındaki ilk ağlamayla birlikte açılırken, bir kısmında kapalı kalmaya devam ettiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:

“Her 20 yenidoğandan 1’inde, gözyaşı kanalı tıkanıklığı görülüyor. Gözyaşı kanalı tıkalı olan bebeklerde gözde sulanma, sarı yeşil renkli akıntı, çapaklanma, kapakların birbirine yapışması görülebiliyor. Bebek nezle olduğunda ya da dışarıda soğuk ve rüzgarlı havada şikayetler artıyor. Ağır olgularda ise dakriyosistit adı verilen gözyaşı kesesinin enfeksiyonu gelişebiliyor.”

Göz sulanmasının nedeni glokom da olabilir

Çocuklarda göz sulanmasının yanı sıra ışıktan rahatsız olma ve gözlerden bir veya her ikisinin normalden büyük olmasının “glokom” (göz tansiyonu) belirtisi olabileceğine işaret eden Şimşek, şöyle devam etti:

“Korneada yabancı cisim, lezyon, alerji, kirpiklerin içe dönmesi gibi durumlar da gözde sulanmaya neden olabiliyor. Bu nedenle çocuklarda gözlerde sulanma ve gözyaşı kanalı tıkanıklığı görüldüğünde, ebeveynlerin ihmal etmeden göz hekimine başvurmaları gerekmektedir. Hijyenik koşulların tam olarak sağlanamadığı durumlarda da bebeklerde tekrarlayan enfeksiyonlara bağlı gözde sulanma, çapaklanma görülebiliyor.”

Şimşek, gözyaşı kanalına doğru ve uygun şekilde masaj uygulanmasıyla, doğumsal kanal tıkanıklıklarının yüzde 95’inin kendiliğinden açıldığına dikkati çekerek, “Bu nedenle ilk 6 ay sadece masaj uygulaması ve gerektiğinde çapaklanmayı azaltmak için kısa süreli damla kullanılması yeterli oluyor. Ebeveynlerin masaj eğitimini göz hekiminden öğrenmesi ve masaj tedavisini dikkatle yapmaları gerekiyor. Masaj doğru yapıldığında ameliyat gerekmeden sadece bu tedaviyle bile kanalın açılması sağlanabiliyor.” şeklinde konuştu.

Masaj uygulamasına rağmen sulanma ve çapaklanmanın devam etmesi halinde sondalama işleminin uygulandığını belirten Şimşek, bu yöntemle de başarı sağlanmaması durumunda silikon entübasyon gerektiğini sözlerine ekledi.

Kanama bozukluklarına gen tedavisi ışık olacak

Ankara

Türk Hematoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Güner Hayri Özsan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, dünya genelinde 250-350 milyon insanı etkileyen yaklaşık 6-8 bin arasında nadir hastalık bulunduğunu söyledi.

Nadir hastalıkların geçmiş yıllarda “yetim hastalıklar” olarak adlandırıldığını anımsatan Özsan, bunun nadir rastlanan bu grup hastalıklarla ilgili tanı, tetkik ve tedavi olanaklarının sınırlı olmasından kaynaklandığını belirtti. Özsan, “Bu alanda uzman sağlık profesyoneli sayısı azdı. Ayrıca ilaç endüstrisi, kar oranı düşük olduğundan AR-GE çalışmalarına önem vermiyordu. Dolayısıyla bu hastalıklarda kullanılan ilaçlar ‘yetim ilaçlar’ olarak isimlendiriliyordu.” diye konuştu.

Zamanla toplumsal farkındalığın artırılması ve mevcut sorunların çözümlenebilmesi için sivil toplum örgütlerinin faaliyetlerin arttığını aktaran Özsan, sözlerine şöyle devam etti:

“Sağlık profesyonelleri ve hasta yakınlarının iş birliğiyle kurulan dernekler, farkındalığın artmasını sağladı. Örneğin, yıllardır kullanılan ICD-10 Uluslararası Hastalıkları Sınıflandırma Kılavuzunda nadir hastalıkların tanımları bulunmuyordu. Ancak çabalar sonucunda 2017’de ICD-11 kılavuzunda nadir hematolojik hastalıklar da listelendi. Söz konusu hastalıklara yönelik ilaç AR-GE çalışmaları arttı ve dahası ilaçlar ulaşılabilir hale geldi.”

Prof. Dr. Özsan, nadir görülen kan hastalıklarının, erken tanı ve tedavi uygulanmaması durumunda kronik, ilerleyici ve hayatı tehdit edici durumla sonlanabildiğine dikkati çekti.

Çoğunlukla genetik nedenlerden kaynaklanan bu hastalıkların yaygın görüldüğü ülkeler arasında Türkiye’nin de yer aldığına işaret eden Özsan, “Türkiye’de her 5 evlilikten birinin akraba evliliği olması nedeniyle genetik geçişli ve çekinik olarak kalıtılan birçok nadir hastalık, Avrupa ve ABD’den daha sık görülüyor. Nadir görülen ve kanın pıhtılaşmasında görev alan faktörlerin eksiklikleri hayatı tehdit eden kanamalara yol açabilir.” uyarısında bulundu.

Burun, ağız içi veya diş eti kanamasına dikkat

Türk Hematoloji Derneği Nadir Hematolojik Hastalıklar Bilimsel Alt Komite Başkanı Prof. Dr. Sema Karakuş da kanın pıhtılaşabilmesi için gerekli olan proteinlere pıhtılaşma faktörleri denildiğini, bu proteinlerin kısmi ya da tam eksikliğinin kanama yatkınlığına neden olduğunu söyledi.

Karakuş, kanamaların burun, diş eti, diş çekimi sonrası kanama gibi hafif olabileceği gibi beyin içine kanama, mide, bağırsak sisteminden kanama ve göbek kordonundan kanama gibi hayatı tehdit edici veya engelli yaşamaya neden olan derin kas içi veya eklem içi kanamalar şeklinde de ortaya çıkabildiğini ifade etti.

Prof. Dr. Karakuş, tüm faktör eksikleri içerisinde ciddiyetine bakılmaksızın en sık bildirilen yakınmanın burun, ağız içi veya diş eti kanaması, idrarda kan olması, ciltte morarma ve cerrahi sırasında ya da sonrasında uzun süre devam eden kanama şeklinde olduğuna dikkati çekti.

“Gelecek 5-10 yıl gen tedavisi ile kurtulma şansını yakalayacağız”

Karakuş, şöyle konuştu:

“Gelecek 5-10 yıl içinde gen tedavisi ile faktör eksikliklerinin bir kısmından kurtulma şansını yakalayacağız. Bu konuda dünyada önemli gelişmeler oluyor. Hastalığın tamamen iyileşmesi gen tedavisi ile mümkün olacaktır. İngiltere ve Amerika’da ağır faktör 9 eksikliği hastalarında ilk kez gen tedavisi başarıyla uygulanmıştır. Faktör 8 eksikliğinde ise henüz başlamamıştır. Ancak gelişmeler hızla devam etmektedir.”

Baypas ameliyatında kalbi duran hastanın kireçlenen damarı ses dalgasıyla açıldı

İzmir

İzmir‘de baypas ameliyatında kalbi duran 71 yaşındaki Şengül Berk‘i hayata döndüren dokturlar, kireçlenmeden dolayı tıkanan kalp damarını ses dalgası yöntemiyle açtı.

Menemen ilçesinde kalp krizi geçiren 3 çocuk annesi Berk, Menemen Devlet Hastanesine kaldırıldı.

Yapılan tetkiklerde kalbinin 3 damarı tıkalı çıkan Berk, geçen ay Medical Park İzmir Hastanesine başvurdu.

Berk’in tıkalı bulunan 3 damarından ikisi stentle açılırken, yüzde 90 tıkalı bulunan ön kalp damarı ise oluşan kireçlenmeden dolayı açılamadı.

Doktorlar, Berk’e acil olarak by-pass ameliyatı yapmaya karar verdi. Ameliyathaneye alınan yaşlı kadının yaşadığı stresten dolayı narkoz verilirken kalbi durdu.

Şengül Berk’in kalbini yeniden çalıştırmayı başaran doktorlar, kireçlenmeden dolayı tıkanan damarını ise ses dalgalarıyla açtı.

Şengül Berk, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kalp krizi geçirmesinin ardından 3 damarının tıkalı olduğunu öğrendiğinde çok üzüldüğünü söyledi.

Baypas ameliyatı olmaktan çok korktuğunu anlatan Berk, “Doktorlar, stentle tıkanan bir damarımı açamayınca by-pass yapma kararı aldı. Ameliyattan korktuğum için stres yaptım. Narkoz verildiği sırada kalbim durmuş, yoğun bakımda kendime geldiğimde çocuklarım yaşadıklarımı anlattığımda çok şaşırdım.” dedi.

Berk, doktorlarının tıkalı bulunan damarını açmak için günlerce araştırma yaptığını, “ses dalgası yöntemiyle tıkalı kalp damarını açacağız” dediklerinde inanamadığını ifade etti. Berk, duygularını şöyle aktardı:

“Beni bayıltacaklarını zannediyordum ama öyle yapmadılar. Benimle hem konuştular hem de işlerini yaptılar. Operasyon sonunda ‘Hadi geçmiş olsun teyze’ dediklerinde çok mutlu oldum. Ben onlar sayesinde sağlığıma kavuştum. Yoksa her an kalp krizi geçirir miyim diye düşünüyordum. Artık psikolojimde düzeldi. Her işimi hiç yorulmadan yapıyorum.”

Ses dalgalarıyla kireç parçalandı

Operasyonu gerçekleştiren Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. İstemihan Tengiz, kireçlenen kalp damarların ses dalgasıyla açılması yönteminin yeni bir teknoloji olduğunu belirtti.

Berk’in yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle zor günler yaşadığını dile getiren Tengiz, şunları kaydetti:

“Türkiye’de bu yöntemi ilk kez bir hastamıza uyguladık. Anjiyo yöntemleriyle damar içinde kireçlenen bölgeye bir balon yerleştiriyoruz. Bu balon içinde 2 özel ses dalgası çıkaran bir kaynak var. Bu kaynağa güçlü bir şekilde ses dalgası veriyoruz. Damarda bulunan kireçli yapının parçalanmasını sağlıyoruz. Ardından ise açılan damara rahat bir şekilde stent tedavisi uyguluyoruz. Eğer, kireçlenmeden dolayı tıkanan damara ilk önce stent tedavisi uygularsak damarın yırtılma riski var. Bu yöntem sayesinde artık hastalarımızın kireçlenen kalp damarlarını açmak için by-pass ameliyatı olmalarına gerek kalmadı.”