Kocaeli Ajans

Son Dakika Kocaeli Haberleri

Category Archive : Sağlık

16 yaşındaki Sinem; 54 yaşındaki kadavradan yapılan böbrek nakli ile hayata tutundu

Henüz 1 yaşındayken idrarını yapamadığı şikayetiyle doktora gittiğinde ortaya çıkan böbrek yetmezliği sonucu 15 yıldan bu yana toplamda 8 operasyon geçiren Sinem Aybek (16) , geçtiğimiz mart ayında 54 yaşındaki kadavradan yapılan böbrek nakli ile sağlığına kavuştu.

 

Bebekliğinde başlayan diyaliz tedavisi ile;  hayata tutunduğu ilk günlerden itibaren sağlıklı olmak için mücadele eden Sinem şimdi 16 yaşında.  YYÜ Gaziosmanpaşa Hastanesi Organ Nakil Merkezi Başkanı Prof Dr Şinasi Sevmiş; ‘Bağışlanan her organ, filizlenen bir candır. Sinem’lerimizi yeniden hayata kazandırmak için bu farkındalıkta olalım’ diyerek çağrı yaptı.

 

Sinem; ilk böbrek naklini 2009 yılında canlı donörden nakil olmuş, ancak maalesef 2013 yılında nakil olduğu böbreğin fonksiyonlarını kaybetmesi ile yeniden diyalize dönmek zorunda kalmıştı.  Tüm bu gelişmelerle artık çok ciddi bir problemi vardı, hemodiyalize girmesi için uygun damar yolu yoktu. Sağlık Bakanlığı Ulusal Organ nakli bekleme listesine acil böbrek nakli yapılması için gerekli onaylar sonrası alındı.   Geçen 9 yılda kendisi için sunulan nakillerin büyük bir kısmı alıcı ve verici arasındaki reaksiyon nedeni ile kabul edilemedi. Değişik sebeplerden defalarca hastaneye yattı ve vücudunun değişik bölgelerine diyaliz için kateterler takıldı. Nakil için uygun görülen 2 seferde enfeksiyonu olduğu için ameliyat olamadı. Yaşadığı bütün olumsuzluklara rağmen yaşama sıkı sıkıya tutundu. Okuduğu Anadolu Meslek lisesindeki eğitimine de ara verse de; sınavlarına dışarıdan girip her yıl takdir belgesi alarak devam etti. 

 

İki nakil olmak üzere toplamda 8 ameliyat geçiren Sinem; tedavileri devam ederken, hem derslerine çalıştı,  hem de çocuk organ nakil hastaları tarafından oluşturulan tiyatro grubunda ‘Organ bağışına dikkat çekmek ve farkındalık yaratmak’ için oynadığı doktor rolü ile İstanbul ve İzmir ‘de performans sergiledi.

Bu kadar sıkıntılı geçen 9 yılın ardından mart ayı sonunda kadavra donörden sağlanan böbrek ile nakil oldu ve kısa süreli ameliyat sonrası iyileşme süresini takiben normal hayatına döndü. Sinem, kendisine nakil yapılan böbreği bağışlayan 54 yaşındaki vatandaş ve böbrek naklini gerçekleştiren Prof. Dr Şinasi Sevmiş başkanlığındaki ekip için  ‘Sayelerinde yeniden doğdum ve  hayata yeni başladım. Okulumu tamamlayıp güzellik uzmanı olacağım. Organ bağışının önemini vurgulamaya devam edeceğim, çünkü buna en güzel örneklerden biriyim’ diye konuştu.

 

Yeni Yüzyıl Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi Organ Nakil Merkezi Başkanı Prof Dr Şinasi Sevmiş; ‘Bağışlanan her organ, filizlenen bir candır. Sinem’lerimizi yeniden hayata kazandırmak için bu farkındalıkta olalım’ diyerek çağrı yaptı.

 

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Kaygı, mutsuzluk ve öfkeye neden olabilir!

Covid-19 pandemi süreciyle birlikte tüm çocukların tek yaşam alanı neredeyse ev olmuş durumda. Çocuklar son bir yıldır arkadaşlarıyla yan yana gelemiyor, birbirleriyle temas edemiyor, oyun oynayamıyorlar. Okul çağındaki çocuklar da eğitimlerine ve sosyal ilişkilerine sadece ekran üzerinden devam etmek zorunda kalıyorlar. Arkadaşlar ve öğretmenlerle ekran aracılığıyla iletişim kurulan; uzak, yabancı ve farklı bir düzen! Anne ve babalar da çeşitli rollere girerek bu açığı kapatma çabasında kalıyorlar. Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Uzm. Klinik Psikolog Mine Şahbaz duygusal bağ kurmanın çocukların ruhsal gelişimleri için çok önemli olduğuna dikkat çekerek, “Bu da temel olarak aile içi destekle sağlanabiliyor. Ancak bunun yanında göz ardı etmememiz gereken bir gerçek var ki o da çocuğun akranlarıyla olan iletişim ihtiyacı. Bir çocuğun arkadaşlık ilişkisi olmazsa olmazdır. Yaşıtlarıyla kurulan ilişkideki keyif, ortaklık, oyunlardaki göz teması, ses tonu, aynı ortamı yaşamak çocuk için bambaşka bir mutluluk kaynağıdır. Oyunlarla ne kadar desteklemeye çalışsalar da, akran ihtiyacına dair olan açığı anne babaların kapatmalarını beklemek gerçekçi olmayacaktır.” diyor.

Peki, çocuğun arkadaşlarıyla kurduğu yüz yüze iletişim gelişiminde nasıl bir rol oynuyor? Pandemide sosyal izolasyon psikolojisini nasıl etkiliyor? Acıbadem Dr. Şinasi Can (Kadıköy) Hastanesi Uzm. Klinik Psikolog Mine Şahbaz çocuğun arkadaşlarıyla kurduğu yüz yüze iletişimin hem kendinin hem de diğer insanların duygularını fark etmesini sağladığını belirterek, “Çocuklar paylaşmayı, işbirliği yapmayı, hatta çekişmeler ve hüsranlarla baş etme becerilerini en çok arkadaşlarıyla olan yüz yüze iletişimde deneyimler” diyor. Bu deneyimlerin eksikliğinin ise ileride pek çok soruna yol açabileceği uyarısında bulunan Mine Şahbaz, sözlerine şöyle devam ediyor: “Son zamanlardaki izole yaşam çocuklarda kaygı bozukluğu, mutsuzluk ve öfkeye yol açabiliyor. Sosyal izolasyona maruz kalan çocuk ileride bireyselliğini ön planda tutan bir birey olabiliyor. Beklemeye, hayal kırıklığına ve hata yapmaya olan tahammülü azalabiliyor. Akranlarıyla yaşadığı bir zorluk sonrasında hemen yetişkin desteğine ihtiyaç duyabiliyor, arkadaşlarına ‘hayır’ demekte zorlanabiliyor veya istediğini alabilmek için hırçın davranışlar sergileyebiliyor.” Uzm. Klinik Psikolog Mine Şahbaz pandeminin çocuğun ruhsal gelişimini olumsuz etkilememesi için alınması gereken önlemleri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu! 

Arkadaşlarıyla görüşmesini sağlayın

Çocuğunuzun arkadaşlarıyla mümkün olduğunca sık iletişim kurması için fırsatlar yaratın. Özellikle güzel havalarda, açık ortamlarda bu görüşmeleri sağlayabilirsiniz. Dışarı çıkmadan önce Covid-19 virüsünden hala korunması gerektiğini ve artık maske, sosyal mesafe ile dezenfektan kullanımı gibi korunma yollarını da bildiğini ifade edin. Belli tedbirler içerisinde sevdiklerimizle görüşmenin güvenli olabileceğini belirterek, kaygısını giderin. 

Abartılı uyarılarda bulunmayın

Evden çıkarken abartılı uyarılarda bulunmadan, sadece gereken tedbirlerin neler olduğunu hatırlatarak, çocuğunuzun maskeli olarak sosyalleşmesine destek olun. ‘Aman sakın maskeni indirme, hasta olursun’, ‘Oraya dokunma, virüs bulaşır’, ‘Yere oturma, kirlenirsin’ gibi hem sözel, hem kaygılı bakışlarınız ve yüksek ses tonu gibi sözel olmayan uyarılarınızı azaltmanız, çocuğunuzun sosyal çevresine uyum sağlamasını kolaylaştıracaktır.

Oyun haline getirebilirsiniz

Covid-19’a karşı alınması gereken önlemleri oyun haline getirmeniz, çocuğunuzun sizinle inatlaşması riskini azaltarak işbirliğine yatkınlığını artıracaktır. Çocuğunuz 3 yaş ve üzeri grupta ise tedbirleri belki bir oyun haline getirebilirsiniz. Örneğin ‘Dezenfektan perisi ara ara gelip seni fıs fıslayacak, çünkü o seni çok seviyor’ gibi komik uyarlamalarla onu rahatlatabilirsiniz. 

Sokağa çıkmaya teşvik edin

“Bazı çocuklar bu dönemde kaygılarından dolayı içine kapanabiliyor, evden hiç çıkmak istemeyebiliyorlar. Bu durumda ufak tefek bahanelerle çocuğunuzu açık alana çıkmaya teşvik etmelisiniz” diyen Psikolog Mine Şahbaz, şöyle devam ediyor: “Örneğin ‘kedilere, kuşlara yemek bırakalım’ gibi önerilerle dış dünyayla yeniden bağ kurmasını sağlayabilirsiniz. Yürüyüş yapmak, ip atlamak ve top oynamak gibi aktiviteleri havaların da güzelleşmesini fırsat bilerek açık havada deneyimleyebilirsiniz. Ayrıca bahçeye bir bitki ekleyerek her gün ona bakım uygulamanız ve gelişimini izlemeniz de çocuğunuzun evden çıkması için iyi bir öneri olabilir.” 

Uzman desteği alın

Tüm teşviklerinize rağmen çocuğunuzdan olumsuz ve isteksiz geri dönüşler alıyorsanız, bir uzman desteğini mutlaka düşünmenizde fayda var. 

 

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Hemşireden Kalpleri Isıtan Hareket!

Muammer Pekru 48 yaşında 2 çocuk babasıdır. Kocaeli’nde yaşamakta olan Pekru (48), özel bir hastanede boyun fıtığı ameliyatı olduğu işlem sırasında boyun fıtığı patladı. Bütün vücudu felç olan hasta tedavi sürecine İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi’nde devam ediyor.

Pekru, “5 aydır fizik tedavi işlemi görüyorum. İyileşmesi gereken yaralarım var. Ondan sonra taburcu olacağım. Ayşenur hemşire ile konuşurken yazın geldiğini fakat hala dondurma yiyemediğimi söylemiştim. Hemşiremiz bunu duyunca bana dondurma alıp getirdi. Öncesinde hava alalım diye konuşmuştuk. Bana sürpriz yapmış. Birlikte havuz kenarında keyif yaptık. Ben dışarı çok çıkmak istiyordum. Sağ olsun o da hiç ikiletmedi, kırmadı beni ve dışarı çıkardı” açıklamalarında bulundu.

“Birbirimizin Hayatına Dokunduk”

Ayşenur Yiğit (23), “Normalde hasta ekipman ile tedavi görüyordu. Ekipmandan ayrıldıktan sonra bu ilk dışarı çıkışı değil. Onu ilk olarak koridora çıkarmıştım. Bizim çalıştığımız yerleri gösterdim. Uzun süredir tedavi boyunca aynı odadan dışarı çıkmıyordu. İlk olarak doktorlarımıza danıştım ve hastayı dışarıya çıkarabilir miyim diye sordum. Doktorlarımızın da bilgi ve onayını aldıktan sonra yakınları ile görüştüm ve benim Muammer Bey’e bir sözüm var odadan çıkartacağım dedim. Yakınları o an şaşırdılar. Sonrasında kattan bir arkadaşıma yakınlarının cama çıkmasını söyledim. Muammer Bey’in yakını camdan bakınca çok şaşırmış ve mutlu olmuştu. İlk bu şekilde inmiştik. Sonrasında bir Pazar günü konuşurken ona bir sözüm daha vardı. Kızları ve çocukları dondurmayı çok sevdiğini söylerdi. Bana, ‘ben daha yaz sezonunu açmadım ama korkuyorum boğazım ağrır diye söylemde bulundu.’ Ben de bir şey olmayacağını söyledim. Molaya çıktığımda dondurma aldım. Yatağını hazırladıktan sonra birlikte aşağıya indik. O kadar güzel yiyordu ki sanki bir çocuğun ilk kez dondurma yemesi gibiydi. Onun o mutluluğu bana o kadar iyi geldi ki. Sonra bacaklarını açtım güneş görmesini sağladım. Havuzun kenarında birlikte oturup sohbet ettik. Ben şuan evlilik sürecindeyim benimle evlilik ile ilgili bilgilerini paylaştı. Sonra birlikte kıyafet seçimi bile yaptık. Onun tedavi süreci hakkında konuştuk. Bana, ‘birkaç yıl önce burada olacağımı söyleseler asla inanmazdım’ diye söyledi. Birbirimizin hayatına dokunduk aslında” dedi.

“Eşime Ses Oldum”

Selda Pekru (40) “Eşime trakeostomi yapılınca konuşamadı. Bu sürede onu ağız okumaları ile anlamaya çalıştım. Anlamaya çalışınca aslında kendiliğinden gelişiyor. Zor durumda kalınca ister istemez öğrendim. Eşime ses oldum. Çocukları ile aylarca konuşamadı. Zaman uzadıkça daha da zorlaşacağını düşündüm. Çocuklar babasını, babası çocuklarını özledi. Görüştüklerinde ben aileme ses oldum. Aralarındaki iletişimi kurdum. Doktorlarımızdan çok memnunuz. Ahmet Emin Bey için burada kaldık. Kendilerine çok teşekkür ederiz” dedi.

“Hissiyatları Yeniden Yerine Gelmeye Başladı”

Uzm. Dr. Ahmet Emin Sönmez “Palyatif bakım kliniğinde bir sebepten ötürü öz bakımını devam ettiremeyen ve bu nedenle yakınlarının bakıma ihtiyaç duyan, ev şartlarında bakımı zor ve uzun süreçler gerektiren hastalara tıbbi tedavi – bakım ve rehabilitasyon hizmetleri sunuyoruz. Güncel bir yaklaşım olarak, Covid-19 enfeksiyonunu ağır geçiren (Post- Covid Sendromu olarak ta adlandırılan) bireylerin enfeksiyon sonrası yeniden gündelik hayatlarına dönüşlerinde rehabilitasyon sağlıyoruz. Bu bağlamda, hastanemize 4 ay önce başvuran hastamız Muammer Bey’e medikal tedavi, rehabilitasyon ve bakım hizmetleri vermekteyiz. Kendisi ani gelişen bir hadise sonucunda yatağa bağımlı hale geldiği için fiziksel ve ruhsal adaptasyon süreçlerinde zor dönemlerden geçti. Hastanemize ilk geldiği dönemlerde beden hareketlerini ve konuşma fonksiyonunu kaybetmişti. Uzun bir süreçte konuşma fonksiyonunu geri kazandırdık. Kollarını artık hareket ettirebiliyor. Bacaklarında dokunmalara küçük yanıtlar almaya başladık. Palyatif bakım hastalarında uzun süreli hastane yatışları kaçınılmaz olduğu için bu durumun ağır psikolojik etkileri de olmakta. Bu psikolojik travmalarla mücadele edebilmek adına hastalara sosyal yaşamlarındakine benzer aktiviteler yaratıyoruz. Hemşiremizle havuz başında sohbet ederken çekilen bu fotoğrafta bu aktivitelerin bir örneği” şeklinde açıklamalarda bulundu.

“Ekip Çalışması Çok Önemli”

Dr. Öğr. Üyesi Taner Kıvılcım yara bakımı ve hastanın psikolojisinin önemine değinerek “Hastanın uzun süre hareketsiz kalmasına bağlı olarak kalça bölgesinde geniş bir yara oluşmuştu. Yarayı ilk gördüğümüzde enfekte durumdaydı. İlk olarak yaranın temizlenmesini sağladık. Bu hastalarda günlük pozisyon verilmesi, fizik tedavi desteği, düzenli pansumanlar, özel yara bakım ürünlerinin kullanılması çok önemli. Bunların hepsini uyguladık. Şuanda oldukça temiz ve kendini iyileştirebilecek bir yara pozisyonuna geldi. Tabi ki burada Palyatif Bakım’ın ve ekip çalışmasının önemi çok fazla. Düzenli egzersizlerinin yapılması, beslenmesi ve bütün bunların yanında  iyi bir psikolojiye sahip olması bizim için çok kıymetli. Hemşire arkadaşlarımız bütün bu çalışmaları tüm özveri ile bu çalışmaları yerine getiriyorlar” dedi.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

MS hastalığı gençlerde ve kadınlarda daha çok görülüyor

Beyindeki ya da omurilikte yer alan sinir hücrelerinin veya nadiren beyindeki sinir hücrelerinin hasar görmesi ile Multipl Skleroz yani kısa adı ile MS hastalığı ortaya çıkıyor. MS hastalığının çoğu zaman akut atak olarak adlandırılan ani ataklar şeklinde başladığını belirten uzmanlar; hastalığın tedavisi süresince çok sıcak havalardan, ortamlardan ve aşırı egzersizlerden kaçınılması gerektiğine dikkat çekiyor. Uzmanlar, MS hastalığının gençlerde ve kadınlarda daha çok görüldüğünü, erkeklerde ise kadınlara kıyasla daha ağır seyrettiğini ifade ediyor. 

Uluslararası Multipl Skleroz (MS) Federasyonu ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından yer yıl Mayıs ayının son Çarşamba günü Dünya MS Günü olarak anılıyor. Bu yıl 26 Mayıs’ta anılacak bu özel günde MS hastalığına dikkat çekmek ve farkındalık oluşturulması hedefleniyor.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, MS hastalığının belirtileri ve tedavi yöntemleri ile ilgili önemli bilgiler paylaştı.

MS ani ataklar şeklinde başlıyor

Multipl Skleroz hastalığının beyindeki ya da omurilikte yer alan sinir hücrelerinin veya nadiren beyindeki sinir hücrelerinin hasar görmesi ile ortaya çıkan bir rahatsızlık olduğunu belirten Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, “Beyinde her sinir tabakasının etrafında oluşarak izolasyon görevi gören miyelin isminde bir tabaka bulunuyor. Miyelin, bazı düzenlemeler yapan ve sinirin hızlarını kontrol eden bir tabakadır. MS aslında miyelin tabakasının hasar görmesiyle oluşuyor. Çoğu zaman akut atak dediğimiz ani ataklar şeklinde başlıyor, kendiliğinden veya tedavi ile düzelebiliyor. Bir kısım hastada tek atak olup bir daha görülmezken, başka bir grupta aralıklı olarak ataklar olup düzelebiliyor. Nadiren bazı formlarında ataklar düzelmeyebiliyor ve ilerleyici bir hal alabiliyor.” dedi.

Bu belirtilere dikkat!

MS hastalığının çok değişik belirtiler gösterebildiğine dikkat çeken Dr. Celal Şalçini, “MS hastalığı göz sinirini, yüz sinirini, ayaklara ve kollara giden sinirleri veya beyindeki herhangi bir bölgeyi etkileyebilecek her türlü nörolojik rahatsızlığa sebep olabiliyor. Çok sıklıkla göz siniri tutulumu ile başlıyor ve sonuç olarak hastada bulanık görme sorununa neden oluyor. Daha sonra hastalık ilerleyip omurilikteki veya beyindeki herhangi bir bölgeyi tutuyor ve o bölgedeki işlevin bozulmasına yol açıyor. Uyuşma, güçsüzlük, kulakta çınlama ve yüz felci gibi semptomlara neden olabiliyor.” diye konuştu.

MS gençlerde ve kadınlarda daha çok görülüyor

Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, MS hastalığının gençlerde daha çok görüldüğünün altını çizdi ve sözlerine şöyle devam etti: 

“Erkeklere oranla kadınlarda daha çok görülüyor fakat erkeklerde hastalık daha ağır seyrediyor. Genetik yatkınlığın ve çevresel etkenlerin önemli olduğunu söyleyebiliriz. Nadiren de olsa başka romatolojik hastalıklara eşlik edebiliyor. Hastalığın tanısı için ilk olarak detaylı bir muayene yapılması gerekiyor ve ardından beyin ve genelde boyundaki omuriliğin durumunu görmek üzere MR çekiliyor. Tanı sürecinde aslında MS esnasında oluşan plaklar saptanmaya çalışılıyor. Aktif plaklara, plak sayısına ve yerine bakılıyor. Genelde MS hastalarında ilaçlı MR çekiliyor. Bazen göz siniri ölçümü, veya belden sıvı alarak omurilik sıvısı incelemek gerekebiliyor.”

Hastalığın iki türlü tedavisi mümkün

MS hastalığı tedavisinin iki türlü olabildiğini belirten Dr. Celal Şalçini, “İlki akut atak tedavisi dediğimiz şekilde gerçekleşiyor. Hastanın ilk şikayetinde genellikle atağın daha hızlı ve az hasarla iyileşmesi için damardan kortizon veriliyor. Eğer MS tanısı netse bir zaman geçtikten sonra hastada birinci ve sonrasında ikinci basamak tedaviler başlıyor. Daha önce haftalık olarak kullanımı ilacına göre değişen kas veya deri içine iğne uygulaması vardı. Son zamanlarda damar içine uygulanabilen ve hatta hap olarak kullanılabilecek ilaç tedavisi de gerçekleştirilebiliyor.” dedi.

MS hastaları aşırı sıcaklara dikkat etmeli

Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, tedavi süresince MS hastalarının çok sıcak havalarda dışarıya çıkmalarını, aşırı süre güneş altında kalmalarını, aşırı egzersiz yapmalarını, hamam ve sauna gibi vücut ısısını çok artıracak yerlerde bulunmalarını engellediklerini ifade etti.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Covid-19 ağız ve diş sağlığı bakımını olumsuz etkiledi

Covid – 19 pandemisi, ağız ve diş sağlığı kontrollerini de olumsuz etkiledi. Pandemi süresinde insanların ağız ve diş sağlığı problemlerini ertelediklerini belirten uzmanlar, özellikle pandeminin ilk 6 ayında ağız ve diş sağlığı klinikleri ile sağlık kurumlarının faaliyetlerini asgariye indirmeleri neticesinde problemlerin çözümü konusunda ciddi güçlük yaşandığına dikkat çekti. Uzmanlar, koruyucu diş hekimliği anlayışı içinde çocukların doğumu öncesi anne adaylarının hem kendi hem de doğacak çocuklarının ağız ve diş sağlığı için kontrole başvurmalarının doğru olacağını ifade ediyor.

 

Üsküdar Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesinden Prof. Dr. Yumuşhan Günay, pandemi döneminde ağız ve diş sağlığının nasıl etkilendiği ile ilgili değerlendirmelerde bulundu ve tavsiyelerini paylaştı.

 

Pandeminin ilk 6 ayında ciddi güçlük yaşandı

 

Pandemi süresinde insanların ağız ve diş sağlığı problemlerini ertelediklerini belirten Prof. Dr. Yumuşhan Günay, “İnsanlar acil olarak yaşadıkları problemlerin çözümü için bir çaba sarf ettiler. Ancak özellikle pandeminin ilk 6 ayında ağız ve diş sağlığı klinikleri ile sağlık kurumlarının faaliyetlerini asgariye indirmeleri neticesinde problemlerin çözümü konusunda ciddi güçlük yaşandı. Hastalar diş apsesi, ağrı ve protezlerle ilgili problemlerin çözümünde hekim bulma konusunda güçlük yaşadı. Pandemiye karşı hızlı önlem alma ve tedavi protokollerini oturtma konusunda seri çözüm üreterek önlemler alabilen klinikler çok yoğun bir hasta talebi ile karşılaştı. Diş hekimliğinin virüsün bulaşması açısından yüksek risk oluşturması ile ağız ve diş sağlığı hizmetlerinin devam ettirilebilmesi arasındaki ince dengeyi kurabilen klinikler bu zor günlerde çok ciddi bir sağlık hizmeti yürüttü.” dedi.

 

Koruyucu diş hekimliğine önem verilmeli

 

Prof. Dr. Yumuşhan Günay, ‘Pandemiden ağız ve diş sağlığı açısından çıkarılması gereken en büyük ders, hafife alınan koruyucu diş hekimliği yaklaşımının ve uygulamalarının ne kadar önemli olduğunu öne çıkarmış olmasıdır.’ dedi ve sözlerini şöyle sürdürdü: 

 

“Estetik diş hekimliği ve imlant tedavisi gibi uygulamalara odaklanan diş hekimliği anlayışının pandeminin getirdiği problemler karşısında ne kadar yetersiz kaldığı ön plana çıktı. Planlı hamilelikle başlayıp bütün bir hayat evresini kapsayacak şekilde ele alınması gereken bir koruyucu diş hekimliği disiplinin toplum sağılığı açısından ne kadar stratejik bir öneme sahip olduğu anlaşıldı. Bu nedenle koruyucu diş hekimliğinin başta ilgili eğitim kurumları ve bakanlığın birimleri olmak üzere ilgili taraflarca diğer diş hekimliği uygulamaları içinde en prestijli konuma getirilmesi ve bunun hayata aktarılması konusunda gerekli çalışmaların bir an önce başlatılması ülke sağılığına çok şey katacaktır.”

 

Çocuk diş sağlığı için bu süreler önemli

 

Prof. Dr. Yumuşhan Günay, “Çocukların ve annelerin kontrole gitmelerinden çok bu kontrollerde hekimin koruyucu diş hekimliği adına uygulaması gereken protokolün oluşturulması önem taşıyor.” dedi ve sözlerini şöyle tamamladı:

 

“Koruyucu diş hekimliği anlayışı içinde çocukların doğumu öncesi anne adaylarının hem kendi hem de doğacak çocuklarının ağız ve diş sağlığı için kontrole başvurmaları doğru olacaktır. Doğum öncesi 3’er aylık aralıklarla, doğum sonrası çocukların süt dişlenme dönemine kadar alınması gereken tedbirler için 6 aylık kontrollere, süt dişlenme döneminden itibaren ise çocukların diş sağlığı açısından yine birer yıllık kontroller gelecekte bir çok diş problemini önleyecektir.”

 

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

COVID-19 için çekilen tomografiler akciğer kanserlerini erken evrede yakaladı

Akciğer kanseri dünyada ve ülkemizde en sık görülen ve aynı zamanda da en çok ölüme neden olan kanser türü. Hastalığın bütün kanserler içinde oranı aşağı yukarı yüzde 21 civarında olduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Altan Kır, “Erkeklerde en sık görülen kanser türü akciğer kanseriyken, kadınlarda akciğer kanseri 5. sırada yer alıyor. Akciğer kanseri aynı zamanda ölüme en çok neden olan bir kanser türü; yani 5 kanserli hastadan 1’i akciğer kanseri nedeniyle hayatını kaybediyor. Tütün kullanımının yanı sıra pasif içicilik, toprakta bulunan bazı maddeler ve hava kirliliği gibi çevresel faktörler de akciğer kanserine neden olabiliyor. Akciğer kanseri genelde belirti vermiyor. Bu tümörler genelde bir tarama sırasında ya da kontrol sırasında yakalanıyor. Ancak günümüzde pandemi nedeniyle COVID-19’dan şüphelendiğimiz pek çok kişiye tomografi çekildi ve bu sayede pek çok akciğer tümörü erken evrelerde yakalandı”” açıklamasında bulundu.

Akciğer kanserinin en önemli nedeninin tütün ve tütün ürünlerinin kullanımı olduğunu vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Altan Kır, “Ancak akciğer kanseri sadece tütün ve tütün ürünlerini kullananlarda değil, yüzde 10 civarında hiç tütün ve tütün ürünü kullanmamış kişilerde de görülebiliyor. Bunun dışında çevresel faktörler de önemli. Özellikle pasif içicilik, toprakta bulunan bazı maddeler ve hava kirliliği gibi çevresel faktörler de akciğer kanserine neden olabiliyor. Ayrıca bunlardan farklı olarak genetik faktörler de önemli bir etken oluyor. Ailesinde, birinci derece yakınlarında akciğer kanseri olanlarda görülme riski artıyor” dedi.

COVID-19 için çekilen tomografiler akciğer kanserinin erken evrede yakalanmasını sağladı

Akciğer kanserinin genelde belirti vermediğinin altını çizen Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Altan Kır, “Bu tümörler genelde bir tarama sırasında ya da kontrol sırasında yakalanıyor. Ancak günümüzde pandemi nedeniyle COVID-19’dan şüphelendiğimiz pek çok kişiye tomografi çekildi ve bu sayede pek çok akciğer tümörü erken evrelerde yakalandı. Tümör, hava yolları içinde veya yakınsa dirençli öksürük, kan tükürme, nefes darlığı gibi solunumsal şikayetler görülebiliyor. Ayrıca ses kısıklığı, göğüs ağrısı gibi komşu yapı veya dokuların tutulumuna bağlı şikayetler de görülebilir. Bunun yanında zayıflama, iştahsızlık, halsizlik gibi genel kanser semptomları ile de hastalar karşımıza çıkabiliyor” şeklinde konuştu.

Tanı için görüntüleme yöntemleri uygulanıyor

Akciğer tanısı için şüphelenilen hastalara önce görüntüleme yöntemleri uygulandığını söyleyen Prof. Dr. Altan Kır, “Klasik görüntüleme yöntemleri dışında tomografi ve hastalığın metabolik aktivitesini gösteren bazı özel görüntüleme yöntemleri uyguluyoruz. Bunların sonucuna bağlı olarak tümörün lokalizasyonuna göre ya endoskopik olarak, yani nefes borusuna bronkoskopi dediğimiz aletle girerek hava yolundan biyopsi yapıyoruz ya da dışarıdan tomografi yardımıyla, iğneyle biyopsi yaparak tanı koyuyoruz. Kanserin hücre tipini belirliyoruz. Akciğer kanserinin genel olarak iki ana hücre tipi var. Birisi küçük hücreli akciğer kanseri, diğeri de küçük hücreli dışı akciğer kanseri. Küçük hücreli dediğimiz akciğer kanseri, tüm akciğer kanserlerinin yaklaşık yüzde 20’sini oluşturuyor” dedi.

Cerrahi tedavi erken evrelerde en önemli tedavi yöntemi

Küçük hücreli akciğer kanserinde, çok kısa sürede lenf bezlerinde ve uzak organlarda metastaz görüldüğü için genellikle bunların tedavisinde cerrahi tedavinin önerilmediğini vurgulayan Prof. Dr. Altan Kır, “Ancak tümör çok küçük boyutta ve erken yakalandığı zaman cerrahi tedavinin yeri var. Akciğer kanserlerinin yaklaşık yüzde 20’sinde cerrahi tedavi yapabiliyoruz. Bu ‘solid organ tümörleri’ dediğimiz akciğer tümörü gibi tümörlerde 3 tane temel tedavi yöntemi var. Cerrahi tedaviler, kemoterapiler ve radyoterapiler. Cerrahi tedavi erken evrelerde en önemli tedavi yöntemidir” açıklamasında bulundu.

Açık ve kapalı cerrahi yöntemleri uygulanabiliyor

Cerrahi tedavide amacın hastalığı lokal olarak kontrol altına almak ve hastalığın patolojik evresini tam olarak belirlemek olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Altan Kır, “Cerrahi işlemde yaptığımız akciğerin ya lobunu veya segmentlerini veya bir akciğerin tamamını lenf bezleriyle birlikte çıkartmaktır. Bazen de akciğer ve lenf bezleriyle birlikte tutulmuş doku veya yapıları da çıkartmaktayız. Açık ve kapalı olarak iki farklı cerrahi yöntem mevcut. Açık cerrahi yöntemde yaklaşık 10-15 cm’lik bir kesiden, kaburgaların arasından girerek ameliyatı gerçekleştiriyoruz. Bu tarz ameliyatlarda hastaların ameliyat sonrası hem ağrıları daha fazla olmakta hem de iyileşme süresi uzun oluyor. Kapalı ameliyatlar arasında bir de robotik cerrahi var. Robotik cerrahi diğer yandan hastaya cerrahi olarak az travma yaşatan bir yöntem olduğu için hastanın ameliyat sonrası konforu çok daha iyi oluyor” dedi.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

MS hastalığında erken tedaviyle engellilik riski azaltılabilir

Sinir sisteminin önemli hastalıklarından MS (Multiple Skleroz) hakkında bilgiler aktaran Medical Park Çanakkale Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Rengin Artuğ, MS’in gençlerde nörolojik nedenli engelliliklerde birinci sırada olduğuna dikkat çekerek “Yeni MS’liler için gelecek daha parlak olabilir. Erken ve uygun tedavi ile artık MS hastalarının çoğu yaşamlarını önemli kısıtlamalar olmadan devam ettirebileceklerdir” dedi. 

Multipl Skleroz (MS) hastalığının beyin, omurilik ve optik sinirler dâhil olmak üzere merkezi sinir sistemini etkileyen kronik ve otoimmun aracılı bir rahatsızlık olduğunu ifade eden Medical Park Çanakkale Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Rengin Artuğ, “MS kalıtsal bir hastalık değildir. Ancak genetik bir yatkınlıktan söz edilmektedir. Ailelerinde MS bulunan kişilerin MS’e yakalanma eğilimi az da olsa vardır” şeklinde konuştu.

HENÜZ NEDENİ SAPTANAMADI

Çok farklı teoriler olmasına rağmen MS’in nedeninin henüz kesin olarak saptanamadığını belirten Uzm. Dr. Rengin Artuğ, “Hastalığa neden olabilecek çok çeşitli nedenler (daha önce geçirilmiş virütik enfeksiyonlar, çevreden kaynaklanan bazı zehirli maddeler, beslenme alışkanlıkları, coğrafi etmenler, vücudun savunma sistemindeki bozukluklar) suçlanmışsa da hiçbiri kesin neden olarak saptanamamıştır” dedi.

BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ KENDİ SİNİR SİSTEMİNE SALDIRIYOR

MS’in çocukluk veya gençlik döneminde vücuda giren herhangi bir virüsün uzun süre hiçbir belirti göstermeden vücutta kaldığı, daha sonra yine bilinmeyen bir nedenle, örneğin şiddetli bir üst solunum yolu hastalığı ya da gastroenterit ile tetiklenerek ortaya çıktığı oto-immün (vücudun kendi bağışıklık sisteminin neden olduğu) bir hastalık oluşuyla ile ilgili bilgilerin olduğunu kaydeden Uzm. Dr. Rengin Artuğ, “Bağışıklık sistemimiz normalde vücuda giren yabancı virüslere karşı vücudu korumak için karşı saldırıya geçip onlarla mücadele ederken yanlışlıkla, bilinmeyen bir nedenden ötürü merkezi sinir sistemindeki sinirlerin miyelin kılıfına saldırıp onları tahrip etmektedir” ifadelerini kullandı.

KADINLARDA DAHA SIK GÖRÜLÜYOR

Hastalık başlangıcının genellikle 20-40 yaşlar arasında olduğunu, ancak 10 yaş öncesi ve 40 yaş sonrası başlayan vakaların da olduğunu belirten Uzm. Dr. Rengin Artuğ, “MS kadınlarda daha sık görülür. Üreme çağındaki gençlerde, sosyo-ekonomik düzeyi yüksek toplumlarda, kentlerde yaşayan eğitim düzeyi yüksek kişilerde, ekvatordan uzaklaştıkça kuzey ülkelerinde görülme sıklığı fazladır” diye konuştu. 

BELİRTİLERİ HASTADAN HASTAYA FARKLILIKLAR GÖSTERİYOR

MS belirtilerinin, şiddet ve gidişat açısından hastadan hastaya farklılıklar gösterebileceğinin ve etkilenen sinir sistemi bölgesine göre değişebileceğinin altını çizen Uzm. Dr. Rengin Artuğ şu bilgileri paylaştı:

“Bulanık görme, çift görme, normal dışı yorgunluk, yüzde, kollarda ya da bacaklarda uyuşma, karıncalanma, keçeleşme gibi duyusal belirtilerin yanı sıra trigeminal nevralji, yüzde, kolda, bacakta kuvvet kaybı, ince hareketlerde beceri kaybı, tekrarlayan yüz felci, idrar kaçırma veya yapamama, kabızlık, cinsel işlev bozuklukları, titreme ve diğer hareket bozuklukları, baş dönmesi ve denge sorunları, duygu durum bozuklukları, unutkanlık, uyku sorunları gibi belirtiler de olabilir. Belirtilerin bir ya da birkaçı birlikte olabilir. Hastalığın ilk belirtileri birkaç gün içinde ortaya çıkar; alevlenmeler ve düzelmelerle seyreder. Başlangıç dönemlerinde tam bir düzelme gösterirken, az sayıda hastada baştan itibaren düzelmeler olmaksızın kötüleşme söz konusu olabilir.”

MS HASTALARININ EVLENMESİNDE SAKINCA YOK!

MS’in ölümcül olmadığını ve bulaşıcılığın söz konusu olmadığını vurgulayan Uzm. Dr. Rengin Artuğ  “MS hastalığı, gizlenecek ve utanılacak bir durum değildir” diyerek sözlerine şöyle devam etti:

“MS hastaları, istedikleri herkese hastalıklarını anlatabilecekleri gibi kimseye MS hastası olduklarını anlatmak veya açıklamak zorunda da değildirler. Günlük aktivitelerini, sosyal ve mesleki işlerini devam ettirmeleri önerilmektedir. MS, genç insanlarda nörolojik nedenli engelliliklerde birinci sıradadır. Eğer MS’e bağlı özürlülük var ise sağlık raporu alarak işyerinde uygun düzenlemeleri talep edebilirler, bu hastalarımızın en doğal hakkıdır. MS hastalarının evlenmesinde sakınca yoktur. MS hastaları evlenip çocuk sahibi olabilmektedirler. Ancak uygun zaman ve koşullarda planlanmalıdır. Doğumdan sonraki 3-6 aylık süreçte atak riski artabileceği için destek tedavisi gerekebilir. MS’in çocuklarda ortaya çıkma olasılığı ise çok düşük, yüzde 1-2’lerde bir olasılıktır.”

ERKEN VE UYGUN TEDAVİ ÖNEMLİ

Yeni MS’liler için geleceğin daha parlak olduğunu altını çizen Uzm. Dr. Rengin Artuğ, erken ve uygun tedavi ile MS hastalarının çoğunun yaşamlarını önemli kısıtlamalar olmadan devam ettirebileceklerinin altını çizerek şu bilgileri paylaştı: 

“MS internette, gazetelerde, TV kanallarında tedavisi olmayan ve tüm hastalarda sakatlık yapan bir hastalık olarak tanıtılmaktadır. Oysa ki günümüzde MS iyi kontrol altına alınabilen bir hastalık haline geldi. Hastalığı eskiden başlayan ve erken tedavi edilmeyen hastaların bir kısmı koltuk değneğine, tekerlekli sandalyeye hatta yatağa bağımlı durumdadır. MS sakatlığa neden olduktan sonra sakatlığı iyileştirmek günümüzde mümkün olmamaktadır. Ancak erken ve uygun tedavi, kısıtlamaların azaltılması açısından büyük önem arz etmektedir. Nasıl ki tansiyon, şeker, tiroit hastalıkları gibi pek çok hastalık tam olarak ortadan kaldırılamıyor ama kontrol altına alınabiliyorsa, MS için de durum benzerdir.”

D VİTAMİNİNDEN ZENGİN BESLENİLMELİ

Sağlıklı bireyler için doğru olanların MS hastaları için de geçerli olduğunu, dengeli, liften,  sebze ve meyveden zengin, yağ oranı az Akdeniz diyetinin MS hastaları için uygun olacağını ve tuzun azaltılması gerektiğini belirten Uzm. Dr. Rengin Artuğ, “Balık, pek çok açıdan hem genel sağlık hem de MS hastalığı için iyi bir besindir. Balık tercihinizde, Omega yağ asitlerinden (özellikle Omega 3, 6 ve 9) zengin olanları tercih edebilirsiniz. En önemlileri; her çeşit somon, beyaz ton balığı, alabalık ve hamsidir. Bu balıklarda D vitamini de yüksektir. D vitaminin MS tedavisinde yeri olabileceğini öne süren veriler mevcuttur ve bu konuda araştırmalar hâlâ devam etmektedir. MS hastasıysanız kuru fasulye, tahıllar, kabuklu yemiş ve tohumlardan da protein alabilirsiniz. Yağ tüketiminde sıvı yağları kullanmayı tercih edebilirsiniz. Ayrıca taze sebze ve meyveler tercih edilmeli, kızartmalardan ve katkı maddesi bulunan yiyeceklerden kaçınmalısınız” diyerek sözlerini noktaladı.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Amerikan Kanseri Derneği açıkladı akciğer kanserinde tarama yaşı düştü

Amerikan Kanser Derneği tarafından akciğer kanseri erken tarama yaşının güncellendiğini belirten Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Seha Akduman, “55 yaş ve üzerinde 30 yıl boyunca sigara içen hastalara önerilen tomografi yaşı 50’ye düştü” dedi. Doç. Dr. Akduman, 50 yaş üzerinde olup 20 yıl boyunca günde ortalama 1 paket sigara içen kişilerin düşük doz akciğer tomografisi çektirmesi önerisinde bulundu.

 

Akciğer kanserinin erken tanı yöntemlerinden en etkilisinin Bilgisayarlı Tomografi (BT) olduğunu belirten Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Seha Akduman, Amerikan Kanseri Derneği (ACS) tarafından güncellenen kanserde tarama yaşı hakkında önemli uyarılarda bulundu. Bir lezyonun akciğer grafisinde görülebilir olması için ortalama bir santimetrenin üzerine çıkması gerektiğini anlatan Dr. Öğr. Üyesi Seha Akduman, “Akciğer grafisi tarama yöntemlerinden biri. Ancak 1 santimetrenin üzerine çıkmış bir akciğer lezyonunda kanser öyküsü ilerlemiş olacağından erken evrelerde yakalayabileceğimiz tek teknik şu anda tomografi. Kanserin yüzde 30’u da nefes borusundan kaynaklı. O nedenle tarama için bronkoskopi gündeme gelebilir” diye konuştu.

TOMOGRAFİ YAŞI 55’TEN 50’YE DÜŞTÜ 

Tüm dünyada her iki cinsiyette en sık görülen ve yaşam kaybına neden olan kanser tipinin akciğer kanseri olduğunu anlatan Dr. Öğr. Üyesi Seha Akduman,  konuyla ilgili şunları anlattı: “Akciğer kanseri görülme oranında Türkiye 10’uncu sırada yer alıyor. Şu anda sigara içen her 10 kişiden 1’i akciğer kanseri nedeniyle tedavi mücadelesinde. Sigara kullanım oranlarını düşündüğünüzde bu sayı düşünülemeyecek kadar fazla olduğu ortada. Dolayısıyla erken tanı ve cerrahiyle tam kür sağlanabilen hastalığı erken evrede yakalamak hayatı önem taşıyor. Bu noktada radyasyon dozunun düşüklüğünü göz önünde bulundurarak riskleri de önümüze koyduğumuzda, riskli hasta gruplarının düşük doz da olsa tomografi ile taranması en doğru yöntem olacaktır.  Bu doğrultuda Amerikan Kanser Derneği  de akciğer kanseri erken tarama yaşını güncelledi. Yeni bilgilere göre, 55 yaş ve üzerinde 30 yıl boyunca sigara içen hastalara önerilen tomografi yaşı 50’ye düştü. 50 yaş üzerinde olup 20 yıl boyunca günde ortalama 1 paket sigara içen kişilerin düşük doz akciğer tomografisi çektirmesi gerekiyor.”

Akciğer kanserinde cerrahinin en etkin tedavi yöntemi olduğunu hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Akduman, “Eğer uzak lenf bezlerine sıçrama yoksa beyin, kemik gibi uzak organlara sıçramadıysa, göğüs duvarında görülmüyorsa biz bu hastalarda cerrahiyi ilk seçenek olarak düşünüyoruz. Mevcut ilaç ve evreler düşünüldüğünde sağ kalım süresi en uzun grup ameliyat olmuş grup” dedi.

“10 YILDAN SONRA RİSK CİDDİ ORANDA DÜŞÜYOR” 

Sigara bırakıldığı andan itibaren saatler ve dakikalar içerisinde vücudun toparlanmaya başladığını anlatan Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Akduman şunları söyledi:

“Üreme çağındaki bir kadının sigarayı bıraktığında toparlama şansı kanseri ilerlemiş ileri yaş bir erkeğe göre çok daha iyi. Yaş ilerledikçe toparlama riski daha da düşüyor. Sigara ne kadar erken bırakılırsa saatler ve dakikalar içerisinde toparlanma başlıyor. 10 yıldan sonra çok dramatik düşüşler görülüyor. 20 yıldan sonra bu düşüşler gözle görülür hal alıyor. Tomografide radyasyon riski var ancak kanser riskini radyasyon ile karşılaştırdığımızda kanser riski ağır basan bir hasta olursa radyasyonu göz ardı etmek gerekiyor. Çünkü erken tanı alan hastanın tamamen kür olma şansı var ve eğer hasta kür olursa yaşamını tümörsüz idame ettirebilecek.”

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Duymamak psikolojiyi bozuyor

İşitme kaybı rahatsızlıklarının yaşam kalitesini düşüren pek çok olumsuz etkisinin yanı sıra, aynı zamanda insan psikolojisine de beklenmedik zararlar verebildiği ifade ediliyor. May İşitme Cihazları Eğitim Sorumlusu Odyolog Seda Başkurt, işitme kayıpları sonucunda kişilerde kaygı bozukluğu, psikolojik deformasyon, yalnızlık hissi ve algı düşüklüğü gibi psikolojik rahatsızlıkların ortaya çıkabildiğine işaret etti. 

 

Her yaştan insanın karşılaşabileceği işitme problemlerinin, pek çok psikolojik rahatsızlığı tetikleyebileceği uyarısı yapılıyor. Özellikle geç fark edilen işitme kayıplarının, ilerleyen dönemlerde Alzheimer gibi rahatsızlıklara da zemin hazırlayabileceğine dikkat çekiliyor. 

 

May İşitme Cihazları Eğitim Sorumlusu Odyolog Seda Başkurt, bireylerde iç kulakta bulunan tüy hücrelerindeki hasara bağlı olarak, işitme kayıplarının algı problemlerine sebep olabildiğini söyledi. Başkurt, “İşitme kaybı, kişilerde kaygı bozukluğu, psikolojik deformasyon, yalnızlık hissi ve algı düşüklüğü yapmaktadır. İşitme kaybının derecesine bağlı olarak yaşayacağınız problemler farklılık göstermekle beraber karşıdan karşıya geçerken duymadığınız bir korna sesi bile yaşayacağınız büyük olumsuzlukların kötü bir başlangıcı olabilir. İletişimde anlaşılamayan işitme kayıplı bireyler sosyal izolasyon yaşayarak, agresif ve sinirli bir ruh haline girebilir. Ayrıca çocuk yaşta meydana gelen işitme kayıpları dil edinimi ve okul başarısını etkileyerek hem çocukta hem de ebeveynlerde kaygı seviyesini yükseltmektedir. Bu sebepten ötürü işitme kaybı yaşayan çocukların ve ebeveynlerinin psikolojik desteği ihtiyacı olabilir” dedi. 

 

İş yaşamını derinden etkiliyor

 

İşitme kayıplarının her yaştan bireylerin sosyal yaşantısını olumsuz etkilediğini anlatan Başkurt, “Özellikle aktif çalışma hayatı bulunan kişilerde her kelimeyi duymak çalışmanın sürdürülebilirliği açısından önem teşkil etmektedir. İş yaşantısında işitme kaybından dolayı bireyler yanlış anlaşılabilir veya kendilerini yanlış ifade edebilir. Bu durumda iş performansları düşebilir. Özel yaşantısında ve iş hayatında mutsuz olan kişiler kendini toplumdan soyutlama davranışlarına girebilir, anlaşılmadıkları için kaygı seviyeleri ve stres artabilir. Bu durum zamanla kişide motivasyon düşüklüğü ve özgüven eksikliğine sebep olacaktır” diye konuştu. 

 

Erken aşamada işitme testi yaptırmak gerekiyor

 

İşitme kaybının insan ilişkilerine büyük zarar verdiği ve bu durumun sonucunda bireylerin daha kaygılı, yalnız ve izole bir yaşam sürebildiklerini anlatan Odyolog Seda Başkurt, geç fark edilen işitme rahatsızlıklarına karşı uyarılarda bulundu. Başkurt, “İşitme kaybı zaman içerisinde meydana gelmektedir. Bu nedenle kişiler kendisindeki işitme kaybını geç fark etmekte işitme kaybının farkında dahi olsa kabul etmek istememektedir. Zaman içerisinde görülen ve fark edilmeyen işitme kaybı, ileri yaşta Alzheimera zemin oluşturabilir. Buna bağlı olarak da kişide içe kapanma ve özgüven eksikliği meydana getirerek depresyona sebep olabilir. Çevrenizde size konuşmaları tekrar ettiren, televizyonu yüksek sesle dinleyen veya algı da düşüş yaşayan bireylerin olduğunu gözlemlediyseniz bir işitme testi yaptırmalarını kendilerine önerebilirsiniz” diye konuştu. 

 

İşitme cihazı algı düşüşlerini engelleyebilir

 

İşitme kaybı sorunu yaşayan bireylerin psikolojik durumlarının olumsuz etkilenmemesi için iletişimin büyük önem taşıdığını aktaran Seda Başkurt, bu tip durumlarda izlenmesi gereken tedavi yöntemlerini şu şekilde sıraladı: “İşitme kaybı her yaşta karşınıza çıkan bir sağlık problemi olup, pek çok tedavi yöntemi bulunmaktadır. Doğuştan olan işitme kayıplarında veya sonradan meydana gelen işitme kayıplarında koklear implant ve işitme cihazı kullanımı ile işitme kaybının ilerlemesi durdurularak, algı düşüşlerinin önüne geçebilirsiniz. İşitme kaybı tespit edilen bireylere önerilen işitme cihazları, bireylerin sessiz dünyasına ses getirerek motivasyonlarını yükseltmekte, toplumla yaşadıkları ve onları psikolojik olarak yıpratan iletişim problemlerini çözmeye aracılık etmektedir. Bu sebeplerden ötürü cihaz kullanan bireylerin de işitme cihazlarının bakımlarına önem vermeleri gerekmektedir”

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Çocuklarda Mutasyonlu Koronavirüsün Etkilerine Dikkat!

Covid-19 virüsü her yaş grubunu etkilediği gibi çocuklarda da görülebiliyor. Özellikle çevrelerinde enfekte bireylerin bulunması çocukları Covid-19 enfeksiyonuna ve sonrasında MIS-C sendromuna sürükleyebiliyor. MIS-C sendromu erken teşhis edilmediği takdirde hayati tehlike oluşturabilir. Memorial Şişli Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Dicle Çelik, çocuklarda koronavirüs hakkında merak edilenleri anlattı. 

Küçük çocuklar tipik olarak grip gibi solunum yolu enfeksiyonlarında mikropların süper bulaştırıcıları olarak bilinir. Bu nedenle de Covid-19 virüsü konusunda da başlıca bulaştırıcılar olmaları şaşırtıcı değildir. Koronavirüsün ilk dönemlerinde çocukların bu hastalıktan etkilenmedikleri, ciddi hastalıklarının olma olasılıklarının daha az olduğu düşünülse de, son verilere göre çocuklar da koronavirüsten olumsuz etkilenmektedir.

Çocuklara da PCR testi uygulanabilir
 
“Çocuklarda koronavirüs enfeksiyonu belirtileri görülmediğinde bulaştırıcı yoktur” söylemi doğru değildir. Bu nedenle eğer evde Covid-19 pozitif bireyler varsa çocuklarda da PCR testi doğumdan itibaren her yaş grubuna uygulanabilir. Ebeveynler bu enfeksiyonu geçiriyorsa, çocuklarda bir belirti görülmese bile bu çocukların da enfekte olabileceği unutulmamalıdır. 

Belirtilere dikkat!
 
Çocuklarda koronavirüs vakaları hala gizemini korurken, dünya üzerindeki vakalara bakıldığında onlarda da aşağıdaki belirtilerle bu hastalık görülebilmektedir:

  • Ateş
  • Öksürük
  • Boğaz ağrısı
  • Burun akıntısı- tıkanıklığı ve nezle hali
  • Kas ağrısı
  • Karın ağrısı
  • İştahsızlık
  • Halsizlik
  • Çarpıntı
  • Göğüs ağrısı
  • Bulantı, kusma, ishal 
  • Cilt döküntüleri
  • Geç dönemde tat-koku kaybı

Bunların yanında çocuklarda nefes darlığı, hızlı nefes alıp verme, şiddetli karın ağrısı, uykuya eğilim, bilinç değişiklikleri, dudaklarda ve yüzde morarma, göğüste sıkışma hissi gibi belirtiler görülürse bu bulguların acil olarak değerlendirilmesi gerektiği unutulmamalıdır.

Hayati tehlike oluşturabilir
 
Çocuklarda koronavirüs farklı şekillerde görülebilmektedir. Bazılarında klinik bir bulgu olmazken, bazılarında akut üst solunum yolu enfeksiyonları belirtileri görülebilir. Bazı çocuklarda ateş olmadan ishal, karın ağrısı gibi sindirim sorunları rastlanabilir. Bazılarında ise yüksek ateş, öksürük, balgam, göğüste hırıltı ile birlikte sindirim sistemi sorunları birlikte görülebilmektedir. Yakın dönemdeki verilerde koronavirüsün bir hafta gibi bir sürede ilerleyip, tedavi edilmediğinde çoklu organ yetmezliği, kalp ile ilgili sorunlar, kanda pıhtılaşma problemleri ile karşılaşılabildiği bilinmektedir. Bu semptomlar hayati tehlike bile oluşturabilmektedir. 

D vitamini korunmada faydalı
 Bu zamana kadar dünya üzerinde yapılan çalışmalarda Covid-19’u hafif geçirenlerde D vitamini düzeyinin ağır geçirenlere göre daha yüksek olduğu görülmektedir. Bu nedenle Covid-19’dan korunma açısından çocuklara doktor gözetiminde D vitamini verilebilmektedir. Korunma açısından C vitamini ve çinkonun da önemli olduğu bilinmektedir. Ayrıca sağlıklı beslenmek, düzenli uyumak, bol su içmek, temiz hava almak, günlük yaşına uygun fiziksel aktivitelerde bulunmak da koruyucu önlemler arasında yer almaktadır. Tabii ki maske, mesafe ve hijyen kuralları asla unutulmamalıdır. 

Viral enfeksiyonlar astımı tetikleyebilir

Koronavirüsün başlangıcından beri en büyük korkulardan biri de astım, bronşit tipinde hastalığı olan çocukların durumdan nasıl etkileneceği meselesidir. Bu konuda halen gizemini korumakla birlikte koronavirüs sürecinde astım nöbetlerinde azalma söz konusudur. Sadece viral enfeksiyonların astım ve benzeri tabloları tetiklediği ifade edilebilir. Maske takımının viral enfeksiyonlardan koruduğu ve böylece astım nöbetlerinin azaldığı söylenebilir. Hatta son dönemde bahar aylarında koronavirüs bittiği dönemde de rutinde çocukların sürekli maske takıp takmaması da tartışmalar arasında yerini almıştır. 

Koronavirüste çocukların doktor kontrolüne gitmesi gerekir
 
En merak edilen konulardan biri de Covid-19'a maruz kalan çocuklarda meydana gelen MIS-C sendromudur. Bazı çocuklar Covid-19'u belirtisiz geçirebilir ya da aile üyelerinden birileri enfekteyken çocukta hafif belirtiler olabilir. Bu nedenle test edilmeyen çocukların MIS-C geçirip geçirmeyeceği bilinmemektedir. Bu nedenle aile bireylerinden enfekte olan, hafif belirtili veya belirtisiz olan çocukların koronavirüs enfekte sürecinde ve hemen akabinde doktor kontrolüne götürülmesi ve özellikle kalp kontrollleri gerekmektedir. 

Enfekte aile bireyleri varsa MIS-C gerçekleşebilir
 
MIS-C sendromu hastanede yapılacak bazı testlerle kesin tanı konulması gereken ve vakit kaybetmeden tedaviye başlanması gereken bir hastalıktır. Bu sorun çocuğun koroner damarlarında sorun oluşturup onun kalp fonksiyonlarını bozabilir. Bu hastaların çocuk sağlığı ve hastalıkları, çocuk kardiyolojisi, çocuk enfeksiyon hastalıkları bölümü uzmanlarınca takip edilmesi gerekir.

MIS-C belirtileri apandisit ile karıştırılabilir
 
İlk dönemlerde bu sorunun çocuklarda apandisitle karıştırıldığı bilinmektedir. Apandisitin alınmasına rağmen belirtiler düzelmeyince ortaya MIS-C sendromu çıkmıştır. Erken tanı ve tedavi ile çocuklar hasar oluşmadan iyileşebilmektedir.

 Bu nedenle koronavirüsün akabinde 2-4 hafta sonrasında oluşan şu belirtilere dikkat edilmeldir:

  • 24 saatten uzun 38 derece ve üzerinde yüksek ateş
  • Bulantı, kusma, ishal, şiddetli karın ağrısı
  • Vücutta döküntü
  • Baş ağrısı
  • Solunum sorunları
  • Çatlamış dudaklar
  • Gözde kanlanma,
  • Kas- eklem ağrıları
  • Ciltte soyulmalar

Kreşlerde kurallara sıkı uyulmalı

Çalışan ebeveynlerin son dönemlerde en büyük sorularından biri de çocukları kreşe gönderip göndermeme konusudur. Okuldaki önlemlere çocuğun uyumu bu anlamda çok önemlidir. Her çocuğun maske taktığı, maskelerinin sık sık değiştirildiği, sınıfların kalabalık olmadığı, HES kodlarına dikkat edildiği, sosyal mesafeye dikkat edildiği ortamlar olmasına özen gösterilmelidir. Maskesiz ortamların riski artırdığı bilinmektedir. Çocuklara koronavirüsten korunmaları için mesafe, maske ve hijyen önlemleri öğretmenler ve ebeveynler tarafından dikkatli ve doğru bir şekilde anlatılmalıdır. Eğer çocukla birlikte kronik hastalığı olan bireyler aynı evde yaşıyorsa kreş veya gündüz bakım evine çocuğun gönderilip gönderilmemesi konusunda hekim ve aile birlikte karar vermelidir.

Çocuklara hangi testler yapılmalı?
 
Merak edilen bir diğer konu da koronavirüs sonrasında çocuklara antikor bakılıp bakılmayacağıdır. Rutinde antikor bakılmamaktadır. Koronavirüs geçirip geçirmediği bilinmeyen bir çocuğun bir daha koronavirüs geçirip geçirmeyeceği bilinmemektedir. Bu nedenle antikor baktırmanın rutinde çocuklara ekstra bir faydası yoktur. Ancak enfeksiyondan şüphe olduğunda PCR (boğaz ve burundan) testi çocuklara da yapılmaktadır.

Herkes dikkatli olmalı
 
Bu süreçte özellikle anne babaların üst solunum yolu enfeksiyonları, grip, nezle, soğuk algınlığı belirtilerini kendilerinde ve çocuklarında gördüklerinde mutlaka PCR testi yaptırmaları gerekir. Erken teşhis ve erken izolasyon bu süreçte çok önemlidir. Hastalık olsun ya da olmasın maske, mesafe ve hijyen kurallarına dikkat edilmelidir. Mümkünse toplu ortamlardan uzak durmak, bir süre bu şekilde yaşamak gerekmektedir. Bireysel olarak herkesin dikkatli olması gerekir. Aşılara rağmen rehavete kapılmadan kurallara uyulmalıdır. Bu nedenle toplumun her bireyinin tüm kuralları doğru ve eksiksiz uygulaması bu süreçte önem taşımaktadır. 

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı