Category Archive : Sağlık

Türkiye’de 4 Kişiden Birinde Bu Hastalık Var !

İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ozan Kocakaya, Türkiye’de 4 kişiden birinde karaciğer yağlanması olduğunu açıkladı.
Kocakaya, “Karaciğer yağlanmasına zamanında müdahale etmek yaşamsal öneme sahip. Çünkü yağlanma miktarı arttığında karaciğerde iltihap oluşabiliyor. Bu iltihaplanma da karaciğer yetmezliğine, hatta karaciğer kanserine bile neden olabiliyor Dolayısıyla hiçbir yakınması olmasa bile risk faktörü olan her bireyin yıllık, yağlanma için risk faktörü bulunmayanların ise yaşlarına uygun olarak önerilen rutin check-up programları dahilinde taramalara tabi tutulmaları, karaciğer yağlanmasının erken teşhis edilebilmesi için çok önemli.” dedi.
Bu risk faktörlerine dikkat!
Karnımızın sağ üst tarafında bulunan karaciğer; kandaki toksinleri temizlemek, vücudun detoks sistemine yardımcı olmak ve safra salgısı üretmek gibi önemli işlevler üstleniyor. Protein, karbonhidrat, yağ ve vitaminlerin yanı sıra ilaçların da vücutta işlem görmesine yardımcı olan, kanın pıhtılaşmasında da rol oynayan karaciğerin 500’e yakın görevi bulunuyor. Karaciğer yağlanması, bu organı oluşturan hücrelerin içinde yağ birikimi olarak tanımlanıyor. Karaciğer yağlanmasında alkol kullanımı önemli rol oynasa da, her yağlanma bu sebepten kaynaklanmıyor. Dr. Ozan Kocakaya, “Karaciğer yağlanması iki şekilde karşımıza çıkıyor. Karaciğerde henüz iltihabi hasar başlamamış olabiliyor veya karaciğerde iltihabi durum da gelişmiş olabiliyor. Bu tabloya da yağlı karaciğer iltihabı deniyor. Aşırı kilo, diyabet, yüksek kolesterol ve bazı tedaviler karaciğer yağlanmasına neden olan faktörleri oluşturuyor” diye konuştu.
Tanı genellikle tesadüfen konuluyor
Karaciğerde yağlanmanın, genellikle belirti vermediği için ancak başka nedenlerle yapılan tetkikler veya sağlığın sürdürülebilmesi için yapılan düzenli taramalar sırasında tespit edilebildiğini ifade eden Dr. Ozan Kocakaya, şöyle devam ediyor: “Karaciğerde yağlanmanın tanısı muayene ve üst karın ultrasonografisi ile konuyor. Tanı konulduktan sonra karaciğerde iltihap olup olmadığı, karaciğerin işlevlerini yerine getirip getirmediğini tespit edebilmek için çeşitli testlerin yanı sıra ultrason, tomografi ve MR gibi görüntüleme yöntemleri kullanılıyor. Bazen karaciğer biyopsisi de gerekebiliyor. Bu durumda ince bir iğneyle küçük bir karaciğer dokusu alınıp, hücreler mikroskop altında inceleniyor. Böylece hasarın boyutu, iltihabın düzeyiyle ilgili bilgiler ediniliyor.”
Karaciğer yetmezliği ile sonuçlanabiliyor
Zamanında müdahale edilmeyen yağlı karaciğerde oluşan karaciğer iltihapları ilerleyerek ‘siroz’ adı verilen ciddi ve geri dönüşü olmayan hastalığa neden olabiliyor. Sirozun “bacaklarda şişlik, karında sıvı birikimi, nefes darlığı ve yorgunluk” şeklinde belirtilerle kendini gösterdiğini dile getiren Dr. Ozan Kocakaya, “Siroz ya da karaciğer yetmezliğine ek olarak, yağlı karaciğerde iltihaplanma kimi zaman siroz gelişiminin öncesinde dahi doğrudan karaciğer kanserine yol açabiliyor. Bu nedenle yağlı karaciğere bağlı iltihabi hasarı olanlar düzenli aralıklarla doktora görünmeli, karaciğer işlevlerini ve yapısını kontrol ettirmeli.” diyor.
İdeal kiloya ulaşın, Akdeniz tipi beslenin
Karaciğer yağlanmasında tedaviyle sorunun ilerlemesi durdurulabiliyor, var olan yağlanma tamamen geriletilebiliyor. Tedavide hedef; bu tabloya neden olan etmenlerin ortadan kaldırılması. Hastaların kilo vererek ideal kiloya ulaşmalarının, kan şekeri düzeyinin kontrol altında tutulmasının ve kolesterol düzeyinin düşürülmesinin önemli olduğunu kaydeden Dr. Ozan Kocakaya, “Hasta karaciğerini yoran bir tedavi kullanıyorsa bu tedavi de kesilebiliyor. Tüm bu önlemler hem karaciğerin yükünü hem de kalp hastalıkları ve felç riskinizi azaltıyor.” diyor. Karaciğerde yağlanma problemi yaşayan birçok hastada yaşam tarzında yapılacak olan değişimler etkili oluyor. Karaciğer yağlanmasının önüne geçmek için meyve ve sebzeden zengin beslenmek gerektiğini vurgulayan Dr. Ozan Kocakaya, un, şeker ve hayvansal gıdaların kısıtlı alındığı “Akdeniz tipi” beslenmenin, düzenli egzersiz yapmanın ve aşırı alkol tüketiminden kaçınmanın yağlanmanın düzelme sürecini hızlandıracağını belirtiyor.  (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

İzmir Sağlık Müdürlüğü ‘Hasta Bilgilerini İstedi” Hekimler, “Vermiyoruz” Dedi ! (Özel Haber)

İzmir İl Sağlık Müdürlüğü özel muayenehanelere hasta bilgilerinin Sağlık Bakanlığı’nın Muayene Bilgi Yönetimi Sistemine (MBYS) girilmesini talep ederken,  Türk Tabipler Birliği açıklamasında “Bu bilgilerin göndermesini zorunlu kılan ve yaptırım uygulanmasına dayanak bir kural olmadığı için meslektaşlarımızın yargı süreçlerinin sonucunu beklemesini öneriyoruz” dedi.
E-Nabız ve MBYS uygulamalarının hasta mahremiyetini ihlal ettiği, kişisel verilerin korunması mevzuatı çerçevesinde gerekli korumayı sağlamadığı, yasal dayanaklarının olmadığı gerekçesiyle TTB tarafından uzun yıllardır yürütülen hukuki mücadeleler sonucunda Anayasa Mahkemesi ve Danıştay tarafından, E-Nabız uygulamasına dayanak olan birçok düzenleme iptal edildi. Konuyla ilgili açıklama yapan Türk Tabipler Birliği, “Kişisel Sağlık Verileri Hakkında Yönetmelik’in birçok maddesine karşı TTB ve TDB tarafından açılan dava sonucunda, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, bu yönetmeliğin dayanağı olan 1 nolu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 378.maddesinin ilgili fıkralarının Anayasa’ya aykırılığı iddiasını ciddi bularak CB Kararnamesinin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurma kararı verdi. Anayasa Mahkemesi’ne başvurma kararında, kişisel sağlık verilerine ilişkin korumanın kanunla düzenlenmesi koşulunun sağlanmadığı gerekçesine yer verildi. Muayenehanelerin hasta verilerini paylaşmasını içeren Ayakta Teşhis ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmelik’in 27.maddesinin 8.fıkrasının yürütmesinin durdurulmasına karar verildi. Yukarıda özetlendiği üzere, bütün hasta verilerinin Sağlık Bakanlığı’na gönderilmesine dayanak olacak, hangi kişisel sağlık verilerinin, hangi amaçlarla, hangi kriterlere göre işleneceğini ortaya koyan bir kanun maddesi ortada yoktur. İlgili CB Kararnamesi’nin iptali talebi Anayasa Mahkemesi gündeminde. Kişisel Sağlık Verileri Hakkında Yönetmelik’in iptali talebi Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu gündeminde. Güncel yargı kararları ve mevzuat çerçevesinde, muayenehane hekimlerinin, hasta verilerini MBYS üzerinden Sağlık Bakanlığı’na göndermesini zorunlu kılan ve yaptırım uygulanmasına dayanak bir kural olmadığı için meslektaşlarımızın yargı süreçlerinin sonucunu beklemesini öneriyoruz” ifadelerine yer verdi. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

Göz Ameliyatlarında Ticari Kaygı Nedeniyle Artış Var !!!

Özel sağlık sektöründe gereksiz ameliyat furyasına göz ameliyatları da katıldı.
Türk Oftalmoloji Derneği, halk arasında “Sarı Nokta Hastalığı” olarak bilinen Yaşa Bağlı Makula Dejeneresansı göz hastalığı tedavisi için yapılan Makrovizyon ameliyatlarındaki artışın kaygı verici bir noktaya geldiğine dikkat çekti. Dernek yetkilisi Prof. Dr. Zeliha Yazar, özellikle 65 yaş üstündeki kişilerde görülen ve kalıcı görme kaybı yapan bu hastalığın ‘makrovizyon’ gibi bir tedavisinin olmadığını, ticari kaygılarla hastalara boş ümit verildiğini söyledi.
Hastalara boş ümit veriliyor
Türk Oftalmoloji Derneği, halk arasında “Sarı Nokta Hastalığı” olarak bilinen, 65 yaş üstü kişilerde daha çok görülen ve kalıcı körlüğe kadar varan hastalığın tedavisi için yapıldığı iddia edilen Makrovizyon (MACRO-vision) ameliyatlarında yakın dönemde kaygı verici bir artış yaşandığına dikkat çekerek çeşitli uyarılarda bulundu. Türk Oftalmoloji Derneği Türk Oftalmoloji Yeterlik Kurulu Başkanı (TOYK) Prof. Dr. Zeliha Yazar, “Sarı Nokta Hastalığı merkezi görmenin azalmasına neden olan bir durumdur ve günümüzde süreci geri döndürecek bir tedavisi yoktur. Makrovizyon tedavisi olarak pazarlanan cerrahi yöntem görüntüyü büyütücü lenslerin ameliyatla göz içerisine yerleştirilmesi yoluyla mevcut görmeden daha iyi yararlanmayı hedefleyen bir uygulamadır. Bu uygulamalar ticari kaygılar sebebiyle artış göstermiştir. Bu ameliyatlar çoğu hastalaya boş ümit verirken bırakın tedavi etmeyi daha kalıcı hasarlara yol açma ihtimali barındırıyor” dedi.
Göze minyatür teleskop ameliyatı
Sarı nokta, gözün sinir tabakası olan retinanın keskin görmeden sorumlu olan, 5 milimetre çapındaki koyu sarı renkli dairesel bölgesidir. Baktığımız cisimlerden gelen ışınlar bu bölgeye düşer. Bölgenin kalıtımsal, infeksiyöz veya yaşa bağlı hastalıkları vardır. Bölgede geri dönüşümsüz bir hastalık olduğunda cisimlerin görüntüsünü büyüterek bu alanda sağlam kalmış hücreler daha iyi kullanılabilir veya görüntü hastalıklı bölge dışındaki sağlam retina bölgelerine düşürülebilir. Bu uygulama göz hekimleri tarafından geleneksel olarak yüksek numaralı gözlükler veya gözlüğe monte edilebilen minyatür teleskoplarla yapılıyor. Geçtiğimiz son 10 yılda bu teleskopları veya büyütücü alanlar içeren mercekleri ameliyatla göz içine yerleştirme düşüncesi uygulanmaya başladı. Her ne kadar fikir olarak iyi görünse de uygulamada birçok sorunlar ve cevaplanmamış sorular bulunuyor. Bu amaçla yapılan teleskopik merceklerden biri Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi’nin onayını aldı. Bu merceklerle yapılan çalışmalar az sayıda hasta üzerinde, kısa süreli, kontrollü ve standardize olmayan çalışmalardır. Çoğunda yakın görme iyileşmesi saptanmıştır.
Hastaların çaresizliği ticari amaçla kullanılamaz
Mevcut hastalığın tedavisinin söz konusu olmadığına değinen Prof. Dr. Yazar şöyle devam etti.
“Az görenlere yardımcı olacak alet veya cihazların başında el büyüteçleri, teleskopik gözlükler, el teleskopları sayılabilir.  Son yıllarda göz içi teleskopik implantlar, özel büyütücü göziçi lensleri geliştirilmiş olsa dahi bunların denendiği çalışmalarda henüz yeterli derecede güvenilir olumlu sonuçlar elde edilmemiştir. Elbette ki bu yöntemin faydalı olabileceği bir grup hasta vardır. Fakat bu cerrahi yöntemi sarı nokta hastalığında kabul edilmiş bir tedavi yöntemi olarak sunmak tıbbi etikle bağdaşmaz. Üstelik makrovizyon adı altında hastanın ameliyatla hipermetrop hale getirilip gözlük yardımıyla büyütücü etki alınmaya çalışıldığına dair bazı üyelerimizin uyarıları da söz konusu olmuştur.  Bu ise hastanın çaresizliğinin maddi çıkar için kullanılmasıdır ve kabul edilemez.”
Makrovizyon ameliyatı zararı artırabilir
Prof. Dr. Zeliha Yazar, teleskopik göz içi lenslerin kullanımının sarı nokta hastaları yanında “Retinitis Pigmentosa (RP)” hastalarına da herhangi bir yarar sağlamadığını, maddi çıkarlar için hastaların ümitlerinin sömürüldüğünü açıklayarak şöyle konuştu:
“Bu lensler ile santraldaki görüntünün büyütülmesiyle, zaten dar olan görme alanının daha da daralmasına yol açmaktadır. Üstelik pek çoğu genç yaşta olan RP hastalarının şeffaf kristalin lensleri alındığı için yakın görmeleri de bozuluyor. Hastaların teleskopik göz içi lensleri yerine teleskopik gözlükleri tercih etmesi gerekir. Çünkü Makrovizyon ameliyatının geri dönüşü yoktur. Hastalar gözündeki merceklerle yaşamaya devam etmek zorunda. Mevcut teleskopik lensler ile görme alanı daralması, kamaşma, hayalet refleler ve binokülarite sorunları henüz çözülmemiş; maliyet-yarar ve etkinlik konusu henüz değerlendirilmemiştir.” Bu konuda “İyi Klinik Uygulamaları Kılavuzu” rehberliğinde yapılacak nitelikli klinik araştırmalara ihtiyaç duyulmaktadır.
Editöre Not…
Sarı nokta hastalığı nedir?
Maküla ya da bilinen adıyla “sarı nokta”, gözün arka kısmında görme işleminin sağlandığı retinada yer alan, keskin ve renkli görmenin sağlanmasından sorumlu küçük bir bölgedir. Sarı nokta hastalığı, ismini aldığı bu bölgede bulunan, ışığı ve rengi algılayan alıcıların, yaşın ilerlemesi ile beraber hasar görmesi sonucu oluşan hastalığa verilen isimdir. Hastalığın tıbbi adı, yaşa bağlı maküla dejenerasyonudur. Sarı nokta hastalığı özellikle 65 yaş sonrası meydana gelen, geri dönüşümsüz bir retina hastalığıdır. Gelişmiş ülkelerde körlüğün en önemli sebeplerindendir. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

Ses Dalgarı İle Çalışan Zayıflama Cihazları ile Umut Tacirliği

Güzellik Salonları ve Zayıflama Merkezlerinde Uzak Doğu Menşeili Yeni Nesil Olarak Adlandırılan Maliyetleri Çok Düşük Cihazlarla Türkiyede Sihirli Bir Zayıflama İşlemi Olduğu, tek seansta bile birkaç santim hatta 10cm incelme ve kilo kaybı sağladığı, yan etkileri olmayan bir uygulama olduğu söylenilerek , halkın zayıflama isteği kötüye kullanılmakta.Avrupa Kozmetik Cerrahi Derneği Eski Başkanı- Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Ziya Şaylan ise kavitasyonla ilgili olarak şunları belirtiyor: “Bu yöntem yeni değildir. Belki yeniden pazarlanmakta ve bu nedenle sanki yeni bir yöntem gibi sunuluyor.Belki az miktarlarda mevcut olan yağları (100-150 ml kadar) ortadan kaldırabilir ancak hiçbir zaman gerçek bir yağ emmenin yerini tutmaz. Washington da benim de sunumlar yaptığım Dünya Liposuction Kongresi’nde bize söylenen mezura ile yapılan ölçümlerin sağlıklı olmadığı, uygulamayı yapanın mezurayı sıkı veya gevşek tutarak 2-3 cm fark sağlayabileceği.Uyguladığı dönemde hastalarında cilt yanıkları oluştuğunu ifade eden Op. Dr. Şaylan, “Oldukça zor durumlar yaşadık. Kavitasyon ile verilen ultrason bir enerjidir ve dokulardan yaşlanmaya neden olan oksidan maddelerin büyük miktarlarda açığa çıkmasına neden olur. Bu bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Antiaging tedavisinin esasının antioksidanlarla mücadele olduğunu düşünürsek bu istenmeyen bir durumdur. Ayrıca yapılan araştırmalarda Kavitasyon cihazının tiroit, yumurtalıklar ve testislerden en az 10-15 santim uzakta olması gerekir. Aksi takdirde bu hormon salgılayan bezlerde zararlı DNA değişikleri meydana gelebiliyor” şeklinde konuşuyor.
GERÇEKTEN İNCELTİYOR MU?
Lokal ve ufak yağlanmalarda memnun edici sonuçlar aldıklarını söyleyen Op. Dr. Şaylan, “Ama uyguladığım 71 hastanın sadece çok azında olumlu sonuç çıktı. Buna karşılık birçok hastama Kavitasyon faydalı olmadığı için ücretsiz yağ emmek zorunda kaldım. Bu tecrübemi bir bilimsel makale haline getirdim ve Ocak ayında Amerika’da yayınlanacak..Benim şahsi görüşüm yağ emmeden çok daha pahalı olan bu yöntem kesinlikle yağ emilmesini istemeyen veya ufak miktarlarda yağ depolanması olanlarda dikkatli olarak uygulanabilir. Ancak yine de uzun vade de ne olacağını söylememiz imkânsız” diyor.  (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

Hipertansiyon Küresel Bir Salgındır

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Bilim Dalı Başkanı ve Dijital Eczacılık Zirvesi 2021Bilimsel Kurul Başkanı Prof. Dr. Yunus Erdem de, sessiz katıl olarak adlandırılan hipertansiyonsalgınına” dikkat çekti.
Hipertansiyonun kan basıncı (tansiyon) yüksekliği olarak bilindiğini, kan basıncının yüksek olduğu kronik bir hastalık olduğunu belirten Erdem, “Yüksek tansiyon genelde belirti vermeden seyrettiği için birçok hasta yıllarca kan basıncının yüksek olduğunu bilmeden yaşamaktadır. Çoğu zaman hiçbir belirti yoktur, ancak yüksek kan basıncı tedavisiz bırakıldığında vücuttaki bütün atardamarları ve organları hasara uğratmaktadır. Bu yüzden yüksek kan basıncı sıklıkla ‘sessiz katil’ olarak adlandırılır. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre hipertansiyon ‘önlenebilir ölüm nedenleri’ içinde 1 numaradadır. Dünyada 1,5 milyar insanda hipertansiyon vardır ve her yıl 9,4 milyon kişi hipertansiyon yüzündenölmektedir. Kalp hastalığı, inme, böbrek hastalığı ve diyabete yol açarak, tek başına dünya genelinde ölüm riskini arttıran en önemli risk faktörüdür.” dedi.
PANDEMİ SÜRECİNDE KAN BASINCI KONTROLÜ AZALDI
Pandemi sürecinde eve kapanma ile birlikte hareket ve egzersiz sıklığında azalma, stres ve beslenme alışkanlıklarının değişimi ile kan basıncı kontrolünün azaldığı gözlemlendiğine dikkat çeken Erdem, Türk Hipertansiyon ve Böbrek Hastalıkları Derneğinin ülke genelinde yaptığı bir çalışmanın sonuçlarını şu şekilde hatırlattı: “Her 3 erişkinden biri  (% 32,2 – 15 milyon) daha önce hiç tansiyon ölçtürmemiştir. Her 3 erişkinden birinin (% 31,8 – 15 milyon) hipertansiyonu mevcuttur. Hipertansiyonu olan 10 erişkinden 6’sı (% 59,3 – 9 milyon) hipertansif olduğunu bilmemektedir. Hipertansiyonu olan 10 erişkinden 7’si (% 68,9 – 10 milyon) tedavi almamaktadır. Hipertansiyonu olan 100 erişkinden 92;sinin tansiyonu (% 91,9 – 1,2 milyon) kontrol altında değildir. T.C. Sağlık Bakanlığı verilerine göre, ülkemizdeki her 4 ölümden biri, tansiyonun kontrol edilmesi ile önlenebilir. Ülkemizde de tüm dünyada olduğu gibi hipertansif hasta popülasyonunun ve hipertansiyona bağlı gelişen kalp ve damar hastalıkları, inmeler, körlük ve böbrek yetmezliği gibi olaylara maruziyet ve tabi ki bunların tedavisinde harcanan maliyet giderek artmaktadır.”
HİPERTANSİYON TEDAVİSİ AKSATILMAMALIDIR
Kan basıncı yüksek bir hastada temelde iki tedavi bulunduğunu, birincisi ve belki de en önemlisinin yaşam tarzı değişiklikleri, ikincisinin de hekim tarafından reçete edilen tansiyon düşürücü ilaçlar olduğunu belirten Erdem, şöyle devam etti:“Yaşam tarzı değişiklikleri hipertansif hastaların yanısıra kan basıncı optimal değerin üstündekilere (120/80 mmHg) de önerilmelidir. Optimal kan basıncına sahip olanların %30’lar düzeyinde olduğu gözönüne alındığında bu önerilerin erişkin nüfusun tamamına yapılması uygun bir yaklaşım gibi görünmektedir. Bu değişimlerin yapılabilmesi hipertansiyonun tedavisinin yanında hipertansiyonu olmayan kişilerde de hipertansiyonun ortaya çıkmasını önleyebilmektedir. Artan vücut ağırlığı ile kanbasıncı yakından ilişkilidir. Bu nedenle yalnızca fazla kiloların verilmesi değil, ideal kilonun korunmasıda önemli bir tedavi hedefi olmalıdır.”
TUZ TÜKETİMİNİ AZALTMAK ÖNEMLİ
Ülkemizde yapılan çalışmaların tuz tüketiminin yüksek olduğunu ortaya koyduğunu belirten Prof. Dr. Yunus Erdem, “Erkeklerde ve obezlerde tuz tüketimi daha yüksektir. Bu durumun nedeninin erkeklerin kadınlara göre, obezlerin de normal kilolu olanlara daha fazla besin tüketmeleri olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca eğitim düzeyi düştükçe tuz tüketiminin de arttığı gözlenmektedir. Yüksek tuz tüketimi olan ülkemizde nedenler incelendiğinde yemekte tuzlu tercih etmek gibi kişisel yönelimlerin yanında ülkemize özgü nedenler de bulunmaktadır. Evde hazırlanan yüksek tuz içerikli yiyecekler önemli bir kaynaktır ve hasta yemeğe hiç tuz eklemese bile yüksek oranda tuz alabilmektedir. Genel olarak önerilen tuz tüketimi günlük 6 gram sodyum klorür (2,4 gr sodyum 100 mmol) civarındadır. Dirençli olgularda 24 saatlik idrarda sodyuma bakılarak diyet uyumu kontrol edilebilir. Böbrek fonksiyonlarında bir sorun olmayan bir kişide 24 saatlik idrarla atılan sodyum o gün içinde tüketilen sodyuma eşittir.” dedi.
DASH DİYETİNİN UYGULANMASI YARARLI
1990’lı yılların sonunda yapılan ve değişik diyet kombinasyonlarının kan basıncına etkisi araştıran çalışmada kombinasyon diyeti adı verilen diyet programının, sonradan DASH (Diyetary Approach to Stop Hypertension) adını aldığını belirten Erdem, “Bu diyet yalnızca kan basıncı değil, diğer kardiyovasküler riskler için de yararlı olmaktadır. Bu diyet ile kilo kaybından bağımsız olarak kan basıncı düşmektedir. Bu tip diyet ile kan basıncının düşmesi ilk haftalardan itibaren başlamakta ve diyete devam edildiği sürece sürmektedir. Bu diyetin temel özellikleri aşağıdaki tabloda verilmiştir. Bu diyette daha fazla meyve ve sebze, tahıllar, düşük yağlı süt ürünlerinin tüketilmesi önerilir. Bu şekilde günlük potasyum ve kalsiyumun artışı sağlanmakta ve her ikisinin tüketimindeki artışın kan basıncının düşmesinde yardımcı olduğu bilinmektedir. Et olarak beyaz et denen tavuk ve balık eti öncelikle tercih edilmelidir. Ayrıca ülkemizin dünyada en büyük üreticisi olduğu fındık da kan basıncını düşürücü etkisi nedeni ile DASH diyeti kapsamına alınmıştır. Burada dikkat edilmesi gereken nokta artırılan besin öğelerinin toplam kalori miktarıdır. Artan kalori ile kilo alımı tehlikesindenkaçınılmalıdır. Kalori artırıcı etkilerinden bağımsız olarak da şekerli ürünlerden ve yüksek kolesterol içeren besinlerden uzak durulması önemlidir.” (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

Pandemiler Irkçılığı Tetikliyor

Pandemi sebebiyle dünyanın dört bir yanındaki Asyalılara yönelik şiddet ve nefret söylemi başladı. Saldırılarda yaşanan bu artış sırasında failler , “Çin Virüsünüz var, Çin’e geri dönün!” gibi açıklamalarla kurbanlarını alay ederek gerekçelerini açıklığa kavuşturdular ve kimi zaman onlara saldırdılar. Yalnızca geçen yıl Asyalılara karşı yaklaşık 3 bin 800 ayrımcılık vakası bildirildi.
DİĞER SALGINLARDA DA YAŞANDI
14. yüzyıl Avrupa’sında Yahudi toplulukları, “Kara Ölüm”ü yaymakla, 1900’de Çin halkı, San Francisco’nun Çin Mahallesi’nde bir veba salgını nedeniyle karalandı. 80’lerde ise Haitililer, HIV/AIDS’i ABD’ye getirmekle suçlandı.
HASTALIĞIN ÇIKTIĞI ÜLKE SUÇLANIYOR
COVID-19 ve diğer salgınlar söz konusu olduğunda, Batı ülkeleri genellikle bunları ulusal güvenlik sorunu olarak görüyor, sınırları kapatıyor ve hastalığın ilk bildirildiği ülkeleri suçluyor ve bu yaklaşım “damgalanmayı” teşvik ediyor. Uzmanlar bunun yerine, tartışmayı küresel dayanışmaya odaklanacak şekilde yeniden çerçevelendirmeyi ve liderlerin salgını insanlar için yeniden ele alması gerektiğini söylüyor. (BSHA-Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)
BSHA – Bilim Sağlık Haber Ajansı

Aşılardan Önce Ağrı Kesici Alınabilir Mi?

Aşılar, vücudu virüslü sanması için kandırarak ve ona karşı bir savunma oluşturarak çalışır. Bu, geçici kol ağrısına, ateşe, kas ağrılarına veya diğer iltihap belirtilerine neden olabilir ki bu da aşının işini yaptığına dair işaretlerdir.Araştırmalar, belirli ağrı kesicilerin bağışıklık sisteminin tepkisini azaltabileceğini söylerken, fareler üzerinde yapılan bir araştırma, bazı ağrı kesicilerin, virüsün hücreleri enfekte etmesini engelleyen antikor üretimini azaltabileceğini de öne sürüyor.Doktor onay vermedikçe, aşıdan önce ağrı kesici almanın çok doğru olmadığını savunan uzmanlar, gerektiği takdirde aşı sonrası semptomları azaltmak isteyenlerin aşıdan sonra ağrı kesici almasında bir sakınca olmadığını savunuyor. (BSHA-Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

Aşının İkinci Dozunu Kaçırırsanız Ne Olur?

Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri, Pfizer aşısında ilk dozu aldıktan üç hafta sonra, Moderna aşısında ise ilk dozu aldıktan bir ay sonra ikinci dozun alınması öneriyor. Ancak bir sebepten ikinci aşı randevunuzu kaçırırsanız en yakın zamana tekrar randevu almalısınız. Uzmanlar, aşıların mümkün olduğunca önerilen aralığa yakın alınmasını tavsiye ediyor.Hem Pfizer hem de Moderna aşılarında ikinci doz randevusunu kaçıranlar, ilk dozdan altı hafta sonrasına kadar ikinci dozu alabilirler.Çalışmalar, tek bir Pfizer aşısının COVID-19 enfeksiyonunu önlemede yüzde 52 etkili olduğunu gösterirken, aşı üreticisinin FDA’ya sunulan bir belgeye göre, Moderna aşısının tek bir dozdan sonra yüzde 80,2 etkili olduğu düşünülüyor .Her iki aşıda da iki doz aşılanma olduktan sonra ve üzerine iki hafta bekledikten sonra COVID-19’dan korunma oranı yüzde 95’e çıkıyor. (BSHA-Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

Aşıda Yeni Programa Geçiliyor

Sağlık Bakanı Dr.Fahrettin Koca, aşı programında yeni gruba geçildiğini açıkladı.
Yeni programa göre 60 yaş üzeri vatandaşlar ve eşlerinin aşılanmasına başlanacağını duyuran Bakan Koca, “Aşı programında yeni gruba geçiyoruz. Aşı sisteme tanımlanmış olan vatandaşlarımız eşleri ile birlikte randevu alarak aşılarını olabilecekler. Ayrıca bazı risk grupları da programa dahil edildi. Risk grubunda olan morbid obez, malin tümörü olan kanser ve diyaliz hastaları, down sendromu olan vatandaşlarımız ve immuno supresif tedavisi alanlar öncelikli aşı olmak için sisteme tanımlandı. En kısa sürede en çok riskli vatandaşlarımızı korumak istiyoruz” dedi. (BSHA – Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)

İzmir’de hastane yangını

İzmir İl Sağlık Müdürlüğü’ne bağlı Kiraz Devlet Hastanesi saat 04.00’de bit yangın meydana geldi. 1.kattaki yataklı servisin bir odasında meydana gelen yangın hızlıca müdahale altına alındı ve can kaybına sebep olmadı.
Hastane yöneticilerinden alınan bilgiye göre; oluşan dumandan ötürü aynı katta tedavi gören 6 hastanın, Ödemiş Devlet Hastanesi’ne nakli gerçekleştirildi ve hastalarda ya da personelde yangın kaynaklı bir sağlık sorunu oluşmadı.İzmir İl Sağlık Müdürlüğü, Kiraz Devlet Hastanesi’nde tüm sağlık hizmetlerinin verilmeye devam edildiğini dile getirerek, hasar gören odada gerekli temizlik ve tadilat işlemlerinin başlatıldığını ve en kısa zamanda faaliyete geçirileceğini açıkladı. (BSHA-Bilim ve Sağlık Haber Ajansı)