Category Archive : Sağlık

İmplant Düşmesi Nedir

İmplant Düşmesi Nedir?

İmplant tedavisi son derece büyük özen ve titizlik gerektiren bir tedavidir. Çünkü tedavide yaşanabilecek en ufak bir hata geri dönüşü zor olan hasarlara neden olur. İmplant tedavisi olmak isteyen kişiler, implant tedavisinde bir takım olumsuzlukların yaşanmasından korkmaktadır. Bunlardan biri de implant düşmesidir. Yani ağız içinde yer alan iplant kemiğe tutunamaz ve düşer. Bu da tedavinin yeniden başlatılmasına neden olur. Yani hem vakit kaybı hem de maddi bir kayıp anlamına gelir bu nedenle işini en iyi şekilde yapan doktorlardan destek alınmalıdır. İzmir implant diş sizler için tecrübeli ve işinde uzman doktor kadrosu ile hizmet verdiği için implant düşmesi gibi sorunlar yaşanmaz. Üstelik sadece tek diş implantta değil, çoklu implantlarda  da en iyi sonucu verir.

İmplant Düşmesi Neden Olur?

Diş tedavilerinde yaşanabilecek aksaklıklar pek çok kişinin korkulu rüyasıdır. Bu nedenle implant öncesi ve implant sonrası ağız bakımının en iyi şekilde yapılması gerekir. İmplant düşmesinin sebepleri ise, vidalı dişin bulunduğu yer enfeksiyon kaparsa implant kökü düşebilir. Bu durumda vidalı dişin bulunduğu yerin enfeksiyon tedavisi görmesi gerekir. Bu da tedavinin 2 – 3 ay daha uzamasına neden olur. İmplant düşmesinin bir sebebi de çene kemiğinde yeterli uzunlukta oyuğun açılmamasıdır. İmplant tedavilerinde en sık görülen problemlerden biri kemikte yeterli yuvanın açılmamasıdır. Bunun nedeni ise yeteri kadar deneyim ve tecrübeye sahip olmayan kurum ve doktorlardan hizmet almaktır. Bu nedenle kesinlikle deneyimli ve bu alanda tecrübeli doktorları tercih etmeniz tavsiye edilir. İmplant İzmir sizler için en deneyimi doktorları ve steril klinikleri ile hizmet vermektedir.

Sadece ülkemizden değil, daha dünyanın pek çok ülkesinden de yabancı hastaları da kabul etmektedir. Ülkemizde ve nerede ise dünyanın tamamında en iyi diş klinikleri İzmir ilimizde faaliyet göstermektedir. Üstelik bu kadar kaliteli ve bu kadar özenli tedavi yöntemi için implant fiyatları da oldukça caziptir.

İmplant Üzerine Zirkonyum Kaplama Neden Yapılır?

Zirkonyum kaplama dişler üzerinde büyük estetik ve güzellik sağlayan kaplamalardan biridir. Özellikle implant diş protezinin üzerine zirkonyum kaplama tercih edilmelidir. Bu durumda dişler hem daha doğal görünüme kavuşur hem de daha sağlam olduğu için uzun yıllar kullanılabilir. Zirkonyum kaplama için mutlaka tecrübeli kişilerden destek alınmalıdır. Çünkü yapılacak en ufak bir hata bile diş yüzeyinde daha kaba bir görünüm oluşabilir. Hatta bu durum konuşma ve yeme fonksiyonlarını bile etkileyebilir. Zirkonyum İzmir ile her zaman daha sağlıklı ve daha estetik bir diş görünümüne kavuşabilirsiniz.

Eğer diş sağlığınız için kaplama yaptırma ihtiyacınız varsa burada porselen diş İzmir gibi kaplama tedavilerinden yararlanabilirsiniz. Porselen kaplama hem köprü tedavilerinde hem de implnat üstü protez kaplama gibi tedavilerde de kullanılır. Buna ek olarak, lamine diş İzmir gibi tedavi yöntemlerinden de faydalanabilirsiniz.

Gülüş Estetiğinde Varılan Son Nokta

Gülüş estetiği denince akla ilk gelen ülke Türkiye’dir. Türkiye’de de diş estetiği İzmir daha çok sevilmektedir. Çünkü istenilen tüm detaylar kişiler için en iyi şekilde yapılmaktadır. İlk olarak gülüş ve diş tasarımı yapılır ve daha sonra gülüş estetiği İzmir, estetik tedavilere başlamış olur. Bu sayede istenilen tüm detaylar daha iyi şekilde ortaya çıkmaktadır. Tedavilerde gerekli sonuçları elde edebilmek için mutlaka uzman kişilerden ve son teknolojik ürünlerle donatılmış olan klinikleri tercih etmeniz önerilir. Hollywood gülüşü İzmir için hemen randevularınızı alıp tedavilere başlayabilirsiniz.

Cildinizin Işık Saçmasını İster Misiniz

Güzel ve sağlıklı görünen, hatta ışık saçan bir cilde sahip olmak kesinlikle herkesin hayalidir. Böyle bir cilde kavuşmak elbette iyi bir cilt bakımı ve iyi ürünler kullanımı ile olmaktadır fakat cilt sağlığında yenilen gıdaların da büyük rol oynadığı, yıllardır uzmanlar tarafından söylenmektedir. Peki, bu gıdalar nelerdir? İşte cildin ışıl ışıl olması için yenilmesi gereken 9 yiyecek;

1- Yaban Mersini

Çok tatlı görünüyorlar öyle değil mi?

Bu küçük ve fazlasıyla tatlı bir görünüme sahip olan meyve, bol miktarda A vitamini içermektedir ve A vitamini cildin adeta ihtiyaç duyduğu en önemli vitamindir. Aynı zamanda C vitamini açısından da fazlasıyla zengin olan yaban mersinleri, cildin parlamasını ve sağlıklı görünmesini sağlayan en önemli besinlerdendir. Meyve salatanıza yaban mersini eklemeyi sakın unutmayın!

2-Elma

Mutlaka tüketin!

Elma, kesinlikle her cildin en sevdiği ve ihtiyaç duyduğu yiyeceklerden biridir. Elma, cildin ihtiyaç duyduğu neredeyse tüm yararlı elementleri ve vitaminleri içinde bulundurmaktadır. Aynı zamanda tam bir kolajen deposu olan kırmızı elmalar, hem çok lezzetlilerdir hem de cilt ile çok iyi anlaşmaktadırlar!

3-Karpuz

Canı çekmeyen var mı?

Karpuz, yaz aylarının vazgeçilmez meyvesi olmasıyla birlikte aynı zamanda %90 oranında su içermesi sebebi ile cildi hem içten hem de dıştan inanılmaz derecede nemlendirmektedir. Aynı zamanda cildin daha genç ve sağlıklı görünmesine de sebep olan karpuz, adeta şifalı bir meyvedir!

4-Muz

Tam bir potasyum kaynağı!

Muzun da karpuz gibi, cildi fazlasıyla nemlendirme özelliği bulunmaktadır. Muz, içerdiği potasyum ile cildi güzel ve ışıl ışıl göstermek için oluşmuştur. Özellikle cilt lekeleri üzerinde de iyileştirici bir etkisi olan muz, neyse ki neredeyse herkes tarafından çok seviliyor ve sıklıkla tüketiliyor!

5-Ananas

Cildin ışıldaması için gerekenlerin en başında geliyor!

Ananas zaten bazı kültürlerde şifalı bir meyve olarak bilinmektedir ve sıklıkta tüketilmektedir. Artık Türkiye’de de birçok markette kolaylıkla bulunabilen ananası tüketmek, cilt için yapılabilecek en büyük iyiliklerden biri olacaktır. Aynı zamanda son derece lezzetli olduğu için, kimse bu meyveye hayır diyememektedir!

6-Çilek

Fazlasıyla yararlı!

Dişlerin parlamasına da yardımcı olan çileğin adeta bir ışık kaynağı olduğunu söyleyebiliriz… Özellikle cildi ultraviyole ışınlarının hasarından koruyan ve kırışıklıkların inanılmaz derecede önüne geçen çilek, tüketen herkesin cildini en az 10 yaş geriye götürmektedir! Aynı zamanda vücut için de son derece faydalı olan çilek, bol bol tüketilmeli! Çilek kokulu İstanbul escort kadınları sizi 10 yaş geriye çekebilir!

7-Papaya

Cildinizin bu meyveye ihtiyacı var…

Papaya, ölü hücrelerden kurtulmak için adeta bir peeling görevi görmektedir. Cildin adeta yenilenmesini ve ışık saçmasını sağlayan papaya da, çok yaygın olmasa da ülkemizde yavaş yavaş bulunmaya başlamıştır. Gördüğünüz yerde alın ve hemen tüketmeye başlayın. Cildiniz bu durumdan çok memnun olacak!

8-Kivi

Sık sık kivi tüketirseniz hem cildiniz hem de vücudunuz mutlu olacak…

Kivi, güzellik ürünlerinin ve kremlerin içinde de kullanılmaya başlayan, cildi en çok yenileyen meyveler biridir. Fazlaca c vitamini içermesi nedeni ile, cildin genç ve dinamik görünmesini sağlamaktadır. Aynı zamanda saç güzelliği için de kullanılan kivi, yine mucizevi sayılacak meyveler listesinde bulunmayı kesinlikle hak ediyor!

9-Nar

Rengi bile ne kadar faydalı olduğunun bir göstergesi!

Nar, cilt hücrelerinin yenilenmesi sağlayan en önemli besinlerden biridir. İzlerin ve lekelerin de iyileşmesinde büyük bir role sahip olan nar, düzenli tüketildiğinde sağlıklı bir cilde kavuşmanın sırrı haline gelmektedir. Yemesi biraz zahmetli olsa da kesinlikle özellikle şu sıralar bol bol tüketilmeli! Işık saçan cilde sahip harika bayanların oluşturduğu İstanbul Escort dünyasına katılmak istersen bekleme!

Bakan Koca’dan İstanbul’da koronavirüs tanısı olduğu iddiasına ilişkin açıklama

Ankara

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Yedikule Hastanesindeki tanının, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) değil “Human Koronavirüs NL63” olduğunu bildirdi.

Yedikule Hastanesi’nde konulan tanı Yeni Koronavirüs (COVID-19) değil, Human Koronavirüs NL63 tanısıdır. Virüs ailesinin çok eskiden beri iyi bilinen bir tipidir. Yol açtığı rahatsızlık basit soğuk algınlığıdır. Hastamıza acil şifalar diliyoruz. Mücadelemiz, virüsün yeni tipiyle. pic.twitter.com/yeIWV4536b

— Dr. Fahrettin Koca (@drfahrettinkoca) March 6, 2020

Bakan Koca, Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, İstanbul Yedikule Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesindeki hastaya yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tanısı konulmadığını belirtti.

Hastanın tanısının Human Koronavirüs NL63 olduğunu vurgulayan Koca, “Human Koronavirüs NL63, virüs ailesinin çok eskiden beri iyi bilinen bir tipidir. Yol açtığı rahatsızlık basit bir soğuk algınlığıdır. Hastamıza acil şifalar diliyoruz. Mücadelemiz virüsün yeni tipiyle.” ifadelerini kullandı.

Fiziksel aktivite yaşlanan beynin küçülmesini önleyebilir

Ankara

ABD’de Columbia Üniversitesi’nde görevli bilim insanı Dr. Yian Gu liderliğinde yapılan araştırma çerçevesinde, yaşları ortalama 75 olan 1550 kişinin beyinleri MR yöntemiyle incelendi.

Bu kişilerden hiçbirinde demansa rastlanmadığı, yaklaşık 300’ünde hafif düşünme bozukluğu görüldüğü, yüzde 28’inin de alzaymır riskini artırdığı düşünülen APOE genine sahip olduğu belirtildi.

Çalışmada, grubun haftada ya 7 saat düşük ya da 4 saat orta veya 2 saat yüksek yoğunluklu fiziksel aktivitede bulunan en aktif üyelerinin beyinlerinin, hareketsiz olanlarla kıyaslandığında daha büyük olduğu gözlendi.

Yaş, cinsiyet, eğitim, ırk ve APOE geninin durumunu göz önünde bulunduran uzmanlar, en aktif üyelerin beyinlerinin ortalama 883 santimetreküp, hareketsizlerin ise 871 santimetreküp olduğu bulgusunu elde etti.

Gu, aradaki 12 santimetreküpün, beynin yaklaşık 4 yaş daha yaşlı olması anlamına geldiğini vurguladı.

Çalışmanın bulgularının American Nöroloji Akademisi’nin 25 Nisan-1 Mayıs tarihlerindeki toplantısında sunulacağı ifade edildi.

Her gün yarım kaşık zeytinyağı tüketmek kalp ve damar hastalığı riskini azaltıyor

Ankara

ABD’li bilim insanları, günde yarım yemek kaşığı zeytinyağı tüketiminin kalp ve damar hastalığı riskini azalttığını ortaya koydu.

Dailymail internet sitesinde yer alan habere göre, Harvard Üniversitesinden bilim insanları, yaklaşık 100 bin kişinin sağlığına ilişkin verileri 24 yıl boyunca izledi ve yüksek zeytinyağı tüketiminin kalp sağlığına faydalı olduğunu tespit etti.

Çalışmanın başında kanser, kalp hastalığı ve farklı kronik rahatsızlıkları bulunmayan katılımcılar, her 4 yılda bir, beslenme biçimleri ve yaşam tarzlarıyla ilgili hazırlanan anketleri cevapladı.

Araştırmacılar, beslenme biçimi ve yaşam tarzı faktörlerini hesaba katarak, her gün yarım yemek kaşığı zeytinyağı tüketenlerin herhangi bir kalp ve damar hastalığına yakalanma riskinin yüzde 15 daha düşük olduğunu belirledi.

Araştırmanın başındaki isim olan Dr. Marta Guasch-Ferre, yaptığı açıklamada, önceki çalışmalarda yüksek zeytinyağı tüketimi ile kalp ve damar sağlığının ilişkilendirildiğini ifade ederek, bu durumun özellikle Akdeniz ülkelerinde bu şekilde olduğuna dikkati çekti.

Guasch-Ferre, amaçlarının yüksek zeytinyağı tüketiminin ABD’de faydalı olup olmadığını araştırmak olduğunu da ifade etti.

Dünya genelinde yeni tip koronavirüs bulaşan kişi sayısı 97 bini aştı

Ankara

Kovid-19 salgınında toplam 3 bin 386 kişi yaşamını yitirdi. Çin ana karasında 3 bin 42, Hong Kong Özel İdari Bölgesi’nde 2, İtalya’da 148, İran’da 107, Güney Kore’de 43, Japonya’da 12, ABD’de 11, Fransa’da 7, Irak 3, İspanya 3, Avustralya 2, İsviçre, İngiltere, San Marino, Tayland, Tayvan ve Filipinler’de de birer kişi Kovid-19 nedeniyle hayatını kaybetti.

Yeni tip koronavirüs salgınının gelişimi

Çin ana karasında 80 bin 552, Hong Kong Özel İdari Bölgesi’nde 104 ve Makau Özel İdari Bölgesi’nde 10 vakaya rastlandı. Tayvan’da da 44 kişide Kovid-19 tespit edildi. Dünya genelinde yeni tip koronavirüs bulaşan kişi sayısı 97 bini aştı.

Kovid-19 görüldüğü bildirilen ülkelerdeki yeni vakalara ilişkin güncel verilerin derlendiği “Worldometer” internet sitesinde yer alan bilgiler şöyle:

“Güney Kore 6 bin 284, İtalya 3 bin 858, İran 3 bin 513, Japonya 1054, Fransa 423, Almanya 400, İspanya 261, ABD 160, Singapur 117, İngiltere 115, İsviçre 111, İsveç 88, Hollanda 82, Avustralya 61, Norveç 59, Kuveyt 58, Bahreyn 52, , Malezya 50, Belçika 50, Tayland 47, Kanada 45, Avusturya 41, Irak 35, Hindistan 31, Birleşik Arap Emirlikleri 28, İzlanda 26, San Marino 21, Cezayir 17, Vietnam 16, Danimarka 15, İsrail 15, Lübnan 15, Umman 15, Ekvador 13, İrlanda 13, Hırvatistan 10, Yunanistan 10, Katar 8, Çekya 8, Finlandiya 7, Meksika 6, Belarus 6, Portekiz 6, Romanya 6, Pakistan 5, Senegal 4, Rusya 3, Filipinler 3, Azerbaycan 6, Gürcistan 9, Brezilya 3, Yeni Zelanda 3, Şili 3, Endonezya 2, Mısır 2, Estonya 2, Suudi Arabistan 2, Macaristan 2, Afganistan 1, Fas 2, Andorra 1, Ermenistan 1, Kamboçya 1, Dominik Cumhuriyeti 1, Ürdün 1, Litvanya 1, Letonya 1, Lüksemburg 1, Lihtenştayn 1, Monako 1, Nepal 1, Nijerya 1, Sri Lanka 1, Tunus 1, Arjantin 1, Ukrayna 1, Polonya 1, Slovenya 1.”

Diğer yandan, dünya genelinde virüs teşhisi konan 55 bin 186 kişi, tedavisinin ardından iyileşerek taburcu oldu.

Yeni tip koronavirüs salgınının gelişimi

Ankara

Çin ve bölgeleri ile Tayvan’ın yanı sıra 84 ülkede görülen yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını, enfekte vaka sayısı, can kaybı ve yayılma hızı bakımından son 20 yılda etkili olan Şiddetli Akut Solunum Yolu Sendromu (SARS) ve Orta Doğu Solunum Sendromu (MERS) gibi koronavirüs salgınlarını geride bıraktı. 

İlk vakaların aralık ayında Çin’de görülmesinin ardından son üç ayda küresel halk sağlığını tehdit eden salgının seyri içindeki belli başlı dönüm noktaları ve gelişmeler şunlar:

Çin’in Vuhan kentinde ortaya çıktı

31 Aralık 2019’da Çin, Hubey eyaletine bağlı Vuhan kentinde kaynağı bilinmeyen gizemli bir solunum yolu hastalığı tespit edildiğini bildirdi.

Akciğer iltihaplanmasına yol açan hastalığa bilinmeyen türdeki bir virüsün yol açtığı tahmin ediliyordu.

1 Ocak’ta, hastalığa ilk yakalanan kişilerin ziyaret ettiği, Vuhan’daki Deniz Ürünleri Toptancı Pazarı kapatıldı.

3 Ocak’ta hastalığa yakalananların sayısı 44’e yükseldi. Hastalığa yol açan virüsün genetik yapısının 2002-2003’te Çin’den dünyaya yayılan Şiddetli Akut Solunum Yolu Sendromu’na (SARS) yol açan koronavirüs ile yüzde 80 oranında benzeştiği anlaşıldı.

“Yeni tip koronavirüs”

7 Ocak’ta DSÖ, hastalığın SARS olmadığını fakat onun gibi yarasalarda bulunan bir betakoronavirüsün insana geçerken mutasyona uğramış bir yeni tip koronavirüsten kaynaklandığını açıkladı. Yeni tip koronavirüse “2019-nCov” adı verildi.

11 Ocak’ta Çin’de hastalıktan ilk ölüm yaşandı. Ölen kişi, Vuhan’daki balık pazarından alışveriş yaparken koronavirüs kaptığı tahmin edilen 61 yaşında bir erkekti.

13 Ocak’ta Tayland’da bir kadın hastada yeni tip koronavirüs tespit edilmesiyle Çin dışındaki ilk vaka görüldü.

16 Ocak’ta Japonya’da Vuhan’dan gelen bir kişide yeni tip koronavirüs tespit edildi.

17 Ocak’ta Vuhan’da ikinci can kaybı görüldü.

21 Ocak’ta ABD’de ilk yeni tip kornavirüs vakası tespit edildi.

“Küresel acil durum”

Virüs, seyahat eden yolcular aracılığıyla birçok ülkeye yayıldı. Hong Kong, Tayvan, Singapur, Güney Kore, Avustralya, Malezya, Vietnam ve Nepal’de yeni tip koronavirüs tespit edilen kişiler tedavi altına alındı.

22 Ocak’ta Çin’de vaka sayısı 550’yi aştı, ölü sayısı 17’ye yükseldi.

23 Ocak’ta Vuhan kentine tüm ulaşım durduruldu, karantina tedbirleri uygulanmaya başlandı.

25 Ocak’ta Hubey eyaletinde 17 kente ulaşım durduruldu.

30 Ocak’ta Dünya Sağlık Örgütü “küresel acil durum” ilan etti.

2 Şubat’ta Çin dışında ilk ölüm, Filipinler’de ortaya çıktı.

7 Şubat’ta Çin’de salgın tehlikesine ilk kez dikkati çeken ve kamu otoritelerinin bu nedenle hakkında soruşturma başlattığı Doktor Li Venliang yeni tip koronavirüs nedeniyle hayatını kaybetti.

8 Şubat’ta Vuhan’da bir ABD vatandaşı yaşamını yitirdi.

SARS’ı geride bıraktı

9 Şubat’ta yeni tip koronavirüsten ölenlerin sayısı 811’e ulaştı. Salgındaki can kaybı sayısı SARS’ı geride bıraktı.

11 Şubat’ta Çin’de can kaybı sayısı 1000’i, enfekte vaka sayısı ise 40 bini aştı.

DSÖ, yeni tip koronavirüse “COVİD-19” adı verildiğini duyurdu.

12 Şubat’ta Japonya’nın Yokohama Limanı’nda demirleyen Diamond Princess yolcu gemisinde 175 yolcuda yeni tip koronavirüs görüldüğü bildirildi.

14 Şubat’ta Mısır’da bir kişide yeni tip koronavirüs tespit edilmesiyle Afrika kıtasındaki ilk vaka görüldü. Fransa’da yeni tip koronavirüsten hayatını kaybeden kişi, Avrupa kıtasındaki ik ölüm vakası oldu.

18 Şubat’ta Rusya, Çin vatandaşlarının ülkeye girişini yasakladı.

İlerleyen günlerde çok sayıda ülke Çin ve salgının görüldüğü diğer ülkelere yönelik seyahat ve vize kısıtlamaları getirdi.

Güney Kore, İran ve İtalya’da salgınlar

19 Şubat’ta İran’da ilk vakaların görüldüğü bildirildi ve ilk ölümler meydana geldi.

21 Şubat’ta İtalya’nın Lombardiya bölgesinde yeni tip koronavirüsün ilk kez insandan insana aktarıldığı görüldü. Ülkede vaka sayısı 6’ya yükseldi.

22 Şubat’ta Güney Kore’de bir günde 229 vaka görüldü. Ülkenin güneyindeki Daegu kentindeki bir Katolik Hristiyan Kilisesi’nin cemaati içindeki yayılmanın salgında rolü olduğu belirtildi.

İlerleyen günlerde Güney Kore, Çin’in ardından en fazla vakanın görüldüğü ülke haline geldi.

25 Şubat’ta İran Sağlık Bakan Yardımcısı İreç Herirçi’de Kovid-19 görüldüğü bildirildi. Ülkede vaka sayısı 95’e, can kaybı ise 15’e çıktı.

26 Şubat’ta Brezilya’da ilk Kovid-19 vakası tespit edildi. İtalya’dan seyahatten dönen hasta, Güney Amerika kıtasının genelinde karşılaşılan ilk Kovid-19 vakası oldu.

Suudi Arabistan umre ziyaretlerinin durdurdu

27 Şubat’ta Suudi Arabistan, Kovid-19 nedeniyle umre ziyaretlerini askıya aldı.

28 Şubat’ta DSÖ Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, Kovid-19 için küresel risk seviyesini “yüksekten” “çok yüksek”e çıkardıklarını duyurdu.

29 Şubat’ta ABD’de yeni tip koronavirüs kaynaklı ilk ölüm yaşandı.

2 Mart’ta Suudi Arabistan’da ilk Kovid-19 vakası görüldü.

3 Mart’ta dünya çapında vaka sayısı 90 bini, ölüm sayısı 3 bini aştı.

4 Mart’ta İtalya’da Kovid-19’dan ölenlerin sayısı 107’ye ulaştı. Ülkede tüm okullar ve üniversitelerde eğitime 15 Mart’a kadar ara verildi.

California’da “acil durum”

5 Mart’ta ABD’nin California eyaletinde, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) nedeniyle bir kişinin yaşamının yitirmesinin ardından “acil durum” ilan edildi. Ülkede can kaybı sayısı 12’ye çıktı.

Diyet yapanlar için ‘bal kabağı’ unundan bisküvi

Bursa

Bursa Uludağ Üniversitesinde (BUÜ), buğday unu yerine diyet lif zenginleştirici “antidiyabetik ajan” olarak kullanılabilme potansiyeline sahip bal kabağından liyofize (dondurularak kurutulmuş) un elde edilerek patenti alındı.

BUÜ Ziraat Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Duygu Göçmen, AA muhabirine, bal kabağı unu projesinin, Düzce Üniversitesi Ziraat ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dr. Öğr. Üyesi Emine Aydın’ın doktora tezi kapsamında oluşturulduğunu söyledi.

Aydın ile çalışarak, Türkiye’de yoğun olarak yetiştirilen bal kabağını katma değeri daha yüksek bir ürün haline dönüştürmek istediklerini belirten Göçmen, bundan dolayı un üretme fikrinin ortaya çıktığını anlattı.

Bal kabağını ön işlemlere tabi tutarak una dönüştürüp analizlerini yaptıklarını anlatan Prof. Dr. Göçmen, “Bal kabağı, portakal kırmızısı renginden dolayı oldukça dikkati çekici bir renge sahip. Betakaroten bakımından da zengin bir ürün. Aslında çok rahatlıkla gıdalarda doğal bir renk maddesi olarak kullanılabilir. Ayrıca diyet lif oranı çok yüksek. Fenolik madde içeriği oldukça yüksek. Antioksidan bileşenleri yüksek.” dedi.

Göçmen, bal kabağı ununun diyet lif zenginleştirici olduğunu, gıda formülasyonlarında buğday unu yerine “antidiyabetik ajan” niteliğiyle kullanılabilme potansiyeli bulunduğunu vurguladı.

Bal kabağından elde edilen unun, diyet lif oranını oldukça yükselttiğini bildiren Duygu Göçmen, şöyle devam etti:

“Diyet lifin yüksek olması ürünün sindirimi sırasında bağırsak hareketliliğini artırdığı için bağırsak kanseri riskini azaltan bir etkisi var. Daha önemli bir etkisi de ürünün, kan şekeri yükseltme oranını düşürüyor. Yani katılan ürünün glisemik indeksini düşürüyor. Doğal olarak da antidiyabetik bir etkiye sahip. Fenolik madde ve antioksidan aktivite içeriği yüksek olduğu için de ürüne çok önemli fonksiyonel nitelikler kazandırıyor.”

“Bebek mamalarında, süt ürünlerinde, soslarda, hazır çorbalarda da kullanılabilir”

Prof. Dr. Göçmen, çalışmalar sırasında bal kabağı ununa patent aldıklarını söyledi.

Besleyici değeri ve fonksiyonel özellikleri yüksek olan bu malzemeyi gıda ürünü olarak değerlendirmek için çalışma yaptıklarını belirten Göçmen, şunları söyledi:

“Bal kabağı unundan bisküvi ürettik. Altın sarısı ve portakal kırmızı renkte yani çok cezbedici renkte bisküviler elde ettik. Yaptığımız bisküvide de analizler tekrarlandı. Bu bisküvideki diyet lif oranının, sadece buğday unu kullanılarak üretilen bisküvilere göre oldukça yüksek olduğunu belirledik. Bisküviye de patent aldık. Bundan sonra diğer gıdalarda katkı maddesi olarak kullanımına yönelik araştırmalar yapacağız. Bal kabağı unu, sadece unlu mamullerde kullanımıyla sınırlı değil. Bebek mamalarında, süt ürünlerinde, soslarda, hazır çorbalarda da kullanılabilir. Yani çok geniş bir yelpazede doğal bir katkı maddesi olarak kullanılabilir. Bal kabağı unu, katıldığı ürünün hem besin değerini artırıyor hem de fonksiyonel özelliklerini iyileştiriyor. Ülkemizde yoğun olarak yetiştirilen bal kabağını katma değeri yüksek bir ürün haline getirdik.”

Albinizm hastaları teleskopik gözlük ve büyük puntolu kitap istiyor

Ankara

Ankara Üniversitesinde (AÜ) arşiv sorumlusu olarak çalışan, halk arasında “albino” diye bilinen albinizm hastası 30 yaşındaki Habip Beşkaya, AA muhabirine, çocukluğundan bu yana cilt, saç ve göz rengindeki farklılık, ışığa hassasiyete karşın yaşama tutunma hikayesini anlattı.

Vücudu, göz, cilt ve saç renginden sorumlu olan melanini normal miktarda üretemediği için ortaya çıkan albinizm ile doğduğunda tanıştığını belirten Beşkaya, hastalığının genetik olduğunu ve tedavisinin bulunmadığını söyledi.

İlkokul 1. sınıftayken gözlerinde hastalığına bağlı sıkıntı yaşamaya başladığını ve tahtayı göremediğini anlatan Beşkaya, hekime başvurduklarında ilk kez gözüyle ilgili tanı konulduğunu aktardı. Beşkaya, uzağı göremediğini ve küçük puntolu yazıları okuyamadığını vurgulayarak, yaşadıklarını şöyle dile getirdi:

“Her zaman arkadaşlarımdan fiziksel özelliklerimden dolayı farklı oldum. Bilinçli olarak yapmıyorlardı ama elbette davranışlarıyla, bakışlarıyla ya da söylemleriyle rahatsız eden arkadaşlarım oldu. Örneğin, saçlarım tam platin rengi, şimdi boyatıyorum ama o zamanlar böyle değildi. Dikkat çekiyordu, 40 kişilik sınıfın içinde tek beyaz saçlı olan siz olunca ister istemez hoş olmayan durumlarla karşılaşabiliyordum. En büyük sıkıntıyı lise öğrenimi aldığım süreçte yaşadım. Ötekileştirilmek, dışlanmak kötü bir duygu.”

Hayatla barışık olduğunu vurgulayan Beşkaya, “Kendimle önce ben dalga geçtiğim için başkasına fırsat vermedim. Hastalığımla barışık oldum ben. Benim kadar kendisiyle barışık olmayan arkadaşlarım ise çok zorlanıyor, üzülüyor, dışarı çıktıklarında strese giriyorlardı, içlerine kapanıyorlardı.” sözleriyle duygularını ifade etti.

“Ben kitabı dinlemek değil okumak istiyorum”

Beşkaya, çocukluğundan bu yana hiç “neden ben?” diye isyan etmediğini, sahip olduklarından dolayı mutluluğu tercih ettiğini söyleyerek, sözlerine şöyle devam etti:

“Bugün evliyim, işim var, düzenli bir hayatım var. Yaşıyorum, sağlıklıyım, varsın birkaç farklılığım olsun, önemli olan hayata nasıl baktığım. Küçük yazıları okuyamıyorum ben ve benim gibi olan arkadaşlarım. Kitap okuyabilmek istiyorum ancak kitapların yazı puntoları bizim için yeterli değil. Hayatımı her zaman yanımda taşıdığım mercekle geçirmek durumundayım. Bir şey okumak istediğimde mutlaka bunu kullanmalıyım. Kitapların en azından belli sayıda bir kısmının bizlerin okuyabileceği puntolarda basılması istiyoruz. Milli Kütüphane’de sesli kitap uygulaması var. Bu uygulama hiç görmeyenler için çok güzel. Ama biz görüyoruz, ben kitabı dinlemek değil okumak istiyorum. Sayfalarına dokunmak, istediğimde tekrar tekrar aynı satırları okumak, istediğim yerleri çizebilmek istiyorum.”

Beşkaya, eğitim ve öğretimde geri kalmamak için özel eğitim kurumlarından faydalanılması gerektiğini dile getirerek, bu okullarda birebir eğitim desteği verildiğini, okulda aldıkları derslere yönelik ek takviye yapıldığını hatırlattı.

Eğitim materyallerinde de büyük puntolu kitaplara erişimlerinin sağlanması gerektiğini söyleyen Beşkaya, teleskopik gözlüklerin temini ile yaşamın daha kolaylaşacağını belirtti.

Beşkaya, eskiden bu gözlüklerin çok ağır olduğunu ancak şimdi hafiflediğini vurgulayarak, “Şimdi gelişmiş teleskopik gözlükler mevcut. Bu gözlüklerin kullanımı sağlanmalı. Çünkü gözler tembelleşmiyor bunlar kullanıldığında. Ben 27 katmandan oluşan, uzak, orta ve yakın mesafeyi taşıyan özel bir gözlük takıyorum.” diye konuştu.

Yaşadıkları en büyük sorunlardan birinin ışık hassasiyeti olduğuna dikkati çeken Beşkaya, “Güneşte bir metre ilerisini göremiyoruz. Numaralı güneş gözlüğü kullanıyorum. Bu havalarda dışarı çıkamıyoruz.” dedi.

Albinizm hastası çocukları gördüğünde hem onlarla hem de aileleriyle iletişim kurduğunu ve onları yaşamın içinde tutmak için moral desteği verdiğini anlatan Beşkaya, “Beni gördüklerinde aileler, ‘Benim de çocuğum sizin gibi olur mu?’ diyorlar. Onlara destek oluyorum. Her ne zorluk olursa olsun hayatın çok değerli olduğunu, yaşamak için her zaman bir sebep bulunduğunu anlatıyorum. Hayatı, küserek değil, yaşamı daha iyi kılmak için ne yapabileceğimize bakarak kucaklamak lazım. Yaşam bir hediye, değerini bilmek lazım.” değerlendirmesinde bulundu.

“Çocuklar özellikle okul çağında problem yaşıyor”

Ankara Üniversitesi (AÜ) Tıp Fakültesi Vehbi Koç Göz Hastanesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Huban Atilla da hem hastalık hem de bu kişilerin yaşam kalitelerinin nasıl daha iyi hale getirilebilineceğine ilişkin bilgi verdi.

Albinizmin farklı toplumlarda değişmekle birlikte sıklığı yaklaşık 17 bin kişide 1 görüldüğü belirten Atilla, hastalığın kalıtsal özellikli olduğunu, akraba evliliğinde sıklığın arttığını söyledi.

Gözdeki melanin pigmentinin azlığı veya yokluğu nedeniyle bu hastalarda göz bulgularının ön plana çıktığına vurgu yapan Atilla, hastaların yüzde 70’inin cilt, saç ve gözlerinin, geri kalan yüzde 30’luk kısımın ise sadece gözlerinin etkilendiğini aktardı. Atilla, hastalığa ilişkin şu bilgileri verdi:

“Albinizmli kişilerde gözdeki melanin pigmenti eksikliği nedeniyle gözün özellikle ön kısmında rengini veren iris dokusu çok açık renkte olup, güneşli ortamda pembe görünmektedir. Ayrıca sinir tabakasını destekleyen pigment tabakasında da yetersizlik olduğundan görme merkezi yeterince gelişemez ve bu kişilerin görme düzeylerinde azalma ve gözlerinde istenmeyen titreme mevcuttur.”

“Sistem, teleskopik gözlüklerin tüm masrafını karşılamıyor”

Kalıtsal bir hastalık olan albinizmin günümüzde kesin bir tedavisi bulunmadığını belirten Dr. Atilla, erken bebeklikten itibaren düzenli göz muayenelerinin yapılması, eşlik eden yüksek kırma kusurları için gözlük takılması, eşlik eden şaşılığın ve göz tembelliğinin tedavisi ve güneş ışınlarından daha fazla etkilendikleri için bu kişilerin siperli şapka ve güneş gözlüğü kullanımı gibi güneşe karşı koruyucu önlemler alması gerektiğine işaret etti.

Az görmeye yardımcı cihazlar sayesinde bu kişilerin görme düzeylerinin artırılarak gerek okul gerekse günlük yaşamda daha başarılı olmalarının sağlanabildiğini belirten Atilla, sunları söyledi:

“Sosyal güvenlik sistemi, teleskopik gözlüklerin tüm masrafını karşılamıyor, gözlüğün büyütmesine, tipine göre yüzde 25-50 arasında kısmını karşılıyor. Ayrıca eğitim sisteminde yapılacak değişiklikler ile az görmesi olan ancak zeka ve fiziksel engeli olmayan albinizm ve benzeri görmeyi azaltan hastalıklarda okullarda büyük puntolu materyal, kitap ve sınav kağıdı basılmalı, sınavlarda (okul ve ulusal) ek süre sağlanmalı.”

Beyin ölümlerinden yüzde 40’lık bağış karaciğer nakli bekleyen hastaları kurtarmaya yetiyor

Erzurum

Sağlık Bakanlığı Organ Nakli Bilim Kurulu Üyesi de olan Uluğ Eldegez, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye’de 22 bin 902 böbrek, 2 bin 258 karaciğer, 1532 kornea, 1163 kalp, 297 pankreas, 89 akciğer, 6 kalp kapağı 1 de ince bağırsak olmak üzere toplam 28 bin 248 organ nakli bekleyen hasta bulunduğunu aktararak, derneklerinin amacının bağışçı sayısını artırmak olduğunu söyledi.

Organ bağışına dikkati çekmek ve bağışçı sayısını çoğaltmak amacıyla yurt içi ve dışında uluslararası kongreler düzenlediklerini aktaran Eldegez, “2021 yılında ilk hedefimiz Kıbrıs’ta uluslar arası katılımlı ana kongre yapmak, sonra Sakarya ve muhtemelen Van’da bölgesel toplantılar yapacağız. Buradaki amacımız, özellikle yoğun bakımdaki arkadaşlarımızla yoğun çalışıp bağışçı sayısını artırmak.” diye konuştu.

Okul ve fabrikalarda organ bağışını anlatacaklar

Eldegez, bu kapsamda dernek olarak ayrıca İstanbul merkezli milli eğitim müdürlükleri ile koordineli çalıştıklarını ifade ederek, belirli eğitim kurumları ve fabrikalarda lokal toplantı düzenleyip organ bağışı konusunda farkındalık oluşturmaya çalıştıklarını dile getirdi.

Toplantılarda beyin ölümü gerçekleşen kişilerin yakınlarının organ bağışı konusunda daha duyarlı davranarak bağışçı olmalarını hedeflediklerini vurgulayan Eldegez, şöyle devam etti:

“Toplantılarımızı interaktif katılımlı yapıyoruz. Toplantılarımızda beyin ölümü gerçekleşen insanların yakınlarına organ çıktığında bağış için sorulduğunda neden ‘Evet’ ya da ‘Hayır’ dediklerini, iyice sebeplerini ortaya çıkarıp ‘Evet’ diyenlerin ‘evet’lerini daha fazla ön plana çıkarıp, ‘hayır’ diyenleri de ortadan kaldırmak için neler yapacağımızı bulmaya çalışıyoruz. Sağlık Bakanlığı verilerine göre 2 bin 258 karaciğer nakli bekleyen hasta var. Geçen yıl 1677 beyin ölümü gerçekleşmiş, beyin ölümü bildirimlerinden sadece yüzde 40’ndan organ alabilsek 2 senede karaciğer nakli bekleyen hasta kalmaz.”

“Organ bağışında halk, medya ve sağlık sektörü birlikte hareket etmeli”

Eldegez, organ bağışçı sayısını çoğaltmanın tek yolunun eğitim olduğuna işaret ederek, bu konuda özellikle Anadolu’da etkin çalışacaklarını aktardı.

Beyin ölümünü kavramının bir ölüm şekli olduğunu ve dinsel açıdan da yeri bulunduğunu bıkmadan, usanmadan herkese anlatmak gerektiğini vurgulayan Eldegez, “Organ bağışında halk, medya ve sağlık sektörü birlikte hareket etmeli. İnsanlarımıza bu konular ince ayrıntılarıyla anlatırsa ve bu eğitimler desteklenirse hedefimize ulaşırız.” ifadelerini kullandı.