Category Archive : Sağlık

Bayram sofralarında hangi besinler tercih edilmeli

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Özden Örkcü, sağlıklı beslenme açısından Ramazan Bayramı’nda önemli tavsiyeler paylaştı.

 

İlk kahvaltılarda kızartmadan uzak durulmalı

 

Bayramda kahvaltılara dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Beslenme ve Diyet Uzmanı Özden Örkcü sözlerine şöyle devam etti:

 

“Öncelikle insülin salınımını az uyaracak ve tokluğu pekiştirecek gıdalar tercih edilmelidir. İlk kahvaltılar kesinlikle kızartma, hamur işi ya da tatlı içermemeli. Klasik beslenme diye tabir edebileceğimiz peynir, zeytin, yumurta, bal ve bol miktarda yeşil sebzeler tercih tüketilmeli. Yine gün içerisinde klasik Türk mutfağı olarak isimlendirebileceğimiz az yağlı ve salçalı olacak şekilde zeytinyağlı yemekler, çorbalar ve sebze yemekleri tercih edilmeli. Tatlı olarak baklava börek tarzı gıdalar yerine sütlü tatlıları, meyveli dondurmalı tercih etmek gerekir. Tüm bu gıdalar gaz ve şişkinlik oluşumunu azaltacaktır. Öğle yemeğinde protein ağırlıklı, akşam ise sindirimi kolay olan düşük kalorili sebze ağırlıklı bir menü tercih edilmelidir.”

 

Tam kapanma metabolizmayı etkileyebilir

 

Yavaşlayan metabolizma hızını artırmak için öğünlerden en az 1-2 saat sonra 45 dakikalık tempolu yürüyüşlere başlanmasını öneren Örkcü, “Yürüyüşün gerçekleşmesi güç olan durumlarda zaman ayırmak için yeterli vakit olacağı için egzersiz programlarından biri takip edilerek düzenli olarak uygulanabilir. Böylece hem kilo kontrolü sağlanmış hem de yaşanabilecek hazımsızlık problemleri önlenmiş olacaktır.” dedi.

 

Oruç tutanların beslenme alışkanlıkları değişecek

 

Ramazan sonrası oruç tutan kişilerde beslenme alışkanlıklarının değişeceğini ifade eden Örkcü, “Ramazan ayı boyunca uzun süren açlık ve susuzluk hissinden sonra vücudun tekrar normal beslenme düzenine geçmesi kolay olmayabilir. Yavaşlayan metabolizma, uzun süren açlık ve 2 öğünle beslenmeye alışmış bir mide bağırsak sisteminde mide bulantısı, iştahsızlık, gaz sancısı, az tüketilen lifli besinlerden dolayı kabızlık görülebilecek başlıca sorunlardandır. Bunun yanı sıra metabolik rahatsızlığı olan kişilerde alınan yüksek kalorili besinler, ani şeker yükselmeleri, tansiyon problemleri ve kalp-damar rahatsızlıklarına neden olabiliyor. Ayrıca vücuda alınan yüksek kalorili ürünlerin ağırlık artışına neden olduğu da görülebilir.” diye konuştu.

 

Besinler yeterli ve dengeli tüketilmeli

 

Özden Örkçü; tüm besin gruplarından bir arada yemenin, yavaş ve iyi çiğnemenin, az ve sık yemenin, posa alımı için sebze ve meyveleri mutlaka tüketmenin, yağı yeterli miktarda ve doymamış yağlardan tercih etmenin yeterli ve dengeli beslenmede ana kural olduğunu söyledi. Örkçü aynı zamanda günlük en az 1.5-2 litre su içmeye, tahıllardan, kuru baklagillerden ve hayvansal besinlerden proteini yetecek miktarda almaya dikkat edilmesi gerektiğini ifade etti.

 

Beslenme programı nasıl olmalı?

 

Beslenme ve Diyet Uzmanı Özden Örkçü, bayramda sabah, öğle ve akşam öğünlerinin yanı sıra ara öğünler ile sağlıklı bir öğün planlaması yapılması gerektiğini vurguluyor. Örnek öğün planlaması önerileri ise şöyle;

 

Sabah (07:00 – 08:00)

1 dilim peynir

3-4 adet zeytin veya 2-3 adet ceviz

1 tatlı kaşığı pekmez veya bal

1-2 dilim tam buğday ekmeği

Söğüş domates-salatalık

Engel olabilecek herhangi bir hastalık yoksa haftada en az 3 kez yumurta

 

Ara: (10:00 – 10:30)

1 porsiyon meyve veya 1 avuç kadar kuru meyve

 

Öğle: (12:30 – 13:00)

90 gr ızgara et/balık/tavuk

5-6 kaşık bulgur pilavı veya kepekli makarna

Bol salata

 

Ara: (16:00 – 16:30)

1 porsiyon meyve + 1su bardağı süt (laktozsuz olabilir) veya 1 kase sütlü tatlı

 

Akşam: (19-20:00)

1 kase çorba

1 porsiyon sebze yemeği

Salata

Yarım kâse yağsız yoğurt

1-2 dilim tam buğday ekmeği

 

Ara: 1-2 fincan ıhlamur ya da ada çayı, melisa çayı (Böbrek yetmezliği gibi kronik bir hastalık yoksa)

 

Son ara öğün: Yarım kâse yoğurt veya 1 su bardağı tarçınlı süt veya 1 su bardağı sade kefir + 2 adet ceviz (açlık hissine göre tercih edilebilir)  

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

3 büyükler şampiyonluk özel programı

Salı akşamı 22.00’de Aykut Aydın, Melih Şendil ve Melih Gümüşbıçak, 3 Büyükler Şampiyonluk Özel programında önemli futbol adamlarıyla şampiyonluk yarışının tüm heyecanını izleyenlere aktaracak.

 

3 Büyüklerde forma giymiş önemli futbol adamları Ulvi Güveneroğlu, Engin Verel ve Yalçın Ayhan’ın stüdyo konuğu olacağı 3 Büyükler Şampiyonluk Özel programı Salı akşamı 20.30’da oynanacak tüm maçların değerlendirmesi, canlı bağlantılar ve maç sonu açıklamalarla sizi Süper Lig’e doyuracak. 3 Büyükler Şampiyonluk Özel programı Salı 22.00’de canlı yayınla D-Smart 77. Kanal Spor Smart’ta ekrana gelecek.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Ramazan’da da Bağışıklığı Güçlü Tutmanın Yolları

Ramazan’da uzun süreli açlıklarda güçlü bir bağışıklığa sahip olmak büyük önem taşıyor. Sabri Ülker Vakfı, güçlü bir bağışıklık sistemiyle uzun süreli açlık sürecini iyi bir şekilde yönetmenin yöntemleriyle ilgili önemli tavsiyelerde bulunuyor. 

 

Sağlıklı bir beden güçlü bir bağışıklık sistemine sahip olmakla mümkün oluyor. Özellikle uzun süreli açlık süreçleri yaşanan Ramazan ayında bağışıklık sistemini güçlendiren dengeli beslenme, yeterli uyku ve vücudun sıvı dengesini koruma gibi başlıklar büyük önem taşıyor. Sabri Ülker Vakfı’nın bilgilendirmesine göre Ramazan ayında güçlü bir bağışıklık sistemine sahip olmak için izlenmesi gereken adımlar şöyle sıralanıyor: 

 

  • Sahurda yumurta, peynir ve süt gibi protein kaynaklarını tüketin

Bağışıklık sisteminin güçlenmesi için en önemli besin grubu proteinlerdir. Ramazan’da sahur, kahvaltı öğünü gibi düşünülebilir. Sahurda yediğimiz yiyeceklerin, iftara kadar ihtiyacımız olan enerji, besin ögeleri ve sıvıyı büyük ölçüde karşılaması da gerekiyor. Sahurda tüketilen besin ve içecekler, oruç süresini nasıl geçireceğimizi etkilerken aynı zamanda gün boyunca ihtiyacımız olan besin ögelerinin alımına da destek oluyor. Süt, yumurta, az tuzlu peynirler, tam tahıllardan (buğday, yulaf ve çavdar) yapılmış az miktarda ekmek, protein içeriği sayesinde tokluk hissiyle birlikte bağışıklığı da destekler. 

 

  • İftarda sebzeyi ihmal etmeyin

Taze meyve ve sebze tüketiminin bağışıklık sistemini desteklediği, böylelikle hastalıklardan korunmada güçlendirici etkisi olduğu biliniyor. İftara vücudunuzun sıvı ve elektrolit dengesini desteklemek için su ve hurma ya da az tuzlu zeytin ile başlayabilirsiniz. Hafif bir çorba veya mevsim sebzeleri ile hazırlanan bir zeytinyağlı sebze yemeği veya yarım kase çorba ve bir küçük dilim tam tahıllı ekmeğe ilave olarak tadımlık olarak peynir çeşitleri, zeytin ve zeytinyağı gibi kahvaltılıklar, az miktarda salatalık, domates tüketiminin ardından kısa bir ara verip tüm günü dinlenerek geçiren sindirim sisteminin yeniden canlanmasına fırsat tanımak gerekiyor. Ana yemekte etli, tavuklu veya hindi etli sebze yemekleri, bunların fırın veya ızgara yemekleriyle, bol koyu yeşil yapraklı salatalar ve bulgur gibi geleneksel tahılları tüketebilirsiniz. Salatalarınıza suda pişirilmiş geleneksel tahılları da ekleyebilirsiniz. Ancak yemek yerken olabildiğince yavaş ve iyi çiğneyerek yemeniz önemlidir. Gün boyunca tüketilemeyen vitamin deposu meyveleri salatalarınıza ekleyerek vitamin alımınızı destekleyebilirsiniz. Ayrıca salatalarınız ne kadar renkli farklı sebze ve meyveyi içeriyorsa içerdiği vitamin de o kadar çeşitli olur. O nedenle mevsimine uygun farklı sebze ve meyveler ile renkli salatalar hazırlayarak da bağışıklığınızı destekleyebilirsiniz. 

 

  • İftarla sahur arası bol bol sıvı tüketin

Su tüketimi de beslenme kadar önemlidir. Genel sağlık için gün içerisinde yeterli sıvı alımını sağlamak gerekiyor. İftar ile sahur arasında en az 6-8 su bardağı su tüketmelisiniz. Açık çay, bitki çayları, meyvelerle ve bazı tat vericilerle (tarçın, karanfil gibi) zenginleştirilmiş çayları da rahatlıkla tüketebilirsiniz. Ancak şeker tüketiminin kesinlikle abartılmaması gerekir. Yeterli sıvı alımının sağlanması vücuttan toksinlerin de uzaklaştırılmasına yardımcı oluyor. Güvenli içme suyu en sağlıklı içecek. İçtiğiniz suya serinletici bir etki vermek için dilim limon, salatalık, nane veya çilek ekleyebilirsiniz. 

 

  • İftarda porsiyon ölçülerine dikkat edin

COVID-19 nedeniyle evde vakit geçirdiğimiz ve fiziksel olarak daha hareketsiz olduğumuz şu günlerde, tüm gün bir şeyler tüketmemiş olmak, iftar sofrasında aşırı miktarda yemek yemeyle sonuçlanabilir. Ancak, oruç süresince yavaşlayan sindirim sistemini birden çok fazla yiyecekle buluşturmamak gerekiyor. Ayrıca, gün içerisinde yakamadığımız enerji uzun dönemde yağ deposunun artışına sebep olabiliyor. Yüksek yağ oranına sahip olmak, bağışıklık üzerinde de olumsuz etki yapabiliyor. Tüketilen porsiyonların miktarı ile iyi ve yavaş çiğnemeye de dikkat etmek gerekiyor. Birden fazla miktarlarda yiyip içmek ve beraberinde iyi çiğnememek, kan şekeri ve kan basıncının ani artışına ve hazımsızlığa yol açabiliyor.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Bedensel arınma ile yaza formda girin

Yaz ayları başlamadan önce herkesin kilo kaygıları artıyor. Mevcut diyet ve egzersiz önerileri ise bu yağlardan kurtulmak için her zaman yeterli gelmiyor. Infinity Regenerative Clinic, bölgesel incelme tedavileriyle bedensel yenilenmede kalıcı sonuçlar alınmasını sağlıyor.

 

Bölgesel fazlalık, sıkılaşma ve selülit sorunları yaz aylarında büyük problemler yaratabiliyor. Yaz başlamadan önce ideal vücut şekline sahip olabilmek için birçok medikal seçenek bulunuyor. Ancak etkili ve kesin sonuçlar almak her zaman mümkün olmuyor.

 

Bedenimiz, lipoliz ile uygulanan bölgesel incelme tedavilerinde parçalanan yağ hücrelerini lenfatik sistemle atmaya çalışıyor. Karaciğer, kan dolaşımı, lenf sistemi yeterince çalışmadığında ise lipoliz ile parçalanan yağ hücreleri bedenden atılmadan geri dönüyor. Bu nedenle FDA onaysız lipolizlerde sınırlı bir başarı elde ediliyor. Bölgesel incelme, şekillendirme ve sıkılaştırmada kesin sonuçlar için Lipoliz ve Radyofrekansı tedavilerini birlikte sunuyor.

 

Neredeyse hepimiz diyet ve egzersize rağmen bir türlü verilemeyen kilolara sahip olabiliyoruz. Lipoliz teknolojisi bu yağ hücrelerini cildin kendisini etkilemeden, cilt altındaki yağ hücrelerini hedef alarak kontrollü soğuma sağlıyor. Tedavi edilen yağ hücreleri kristalize olarak sonrasında yok oluyor. Zaman içinde, bu yağ hücreleri doğal yollar ile bedeninizden atılıyor. Böylece karın, bel, sırt, sütyen altı katları, kollar, dizler, kalça ve basen bölgesindeki yağ dokusu tek seansta ve büyük oranda vücuttan atılıyor.

 

Bikini ve mayo sezonunun şüphesiz en büyük korkularından biri de selülit. Bölgesel incelme uygulamalarında tercih edilen radyofrekans tedavileri selülit, bölgesel yağlanma ve yüz bölgesinde sarkma problemlerine karşı ısı kontrollü bir incelme yöntemi olarak kullanılıyor. Ultrason ise deri altında kalıcı olarak depolanmış inatçı yağı ortadan kaldırmak için tasarlanmış yeni nesil teknolojilerle yüksek hızda vücut şekillendirilmesini destekliyor. Radyofrekans ve ultrason teknolojilerinin kombine edilmesiyle yüksek düzeyde etkinlik ve önemli ölçüde geliştirilmiş sonuçlar elde edilebiliyor.

 

Infinity Regenerative Clinic doktorlarının kişiye özel hazırladığı çok yönlü tedavi yöntemleri ile hem güzel hem de sağlıklı görünmek mümkün hale geliyor. Cilde dıştan yapılan medikal estetik uygulamalarının yanı sıra bedenin içten temizlenmesi de istenilen düzeyde kalıcılığı güçlendiriyor. Entegre medikal tedavi uygulamaları, genel arınma, karaciğer onarıcı ve lenf temizleme kürleri ile bağırsaklar, karaciğer ve lenf sistemi eş zamanlı olarak temizleniyor. Böylece bölgesel incelme uygulamaları başarılı sonuçlarla destekleniyor. Genel bedensel arınma programlarında sindirim sisteminde birikmiş toksin ve plakları söküp atılıyor. Karaciğer onarıcı kür kapsamında karaciğer fonkiyonları düzenlenirken, lenf temizleme uygulamaları lenf sisteminin yeniden ve tam kapasite ile çalışmasına yardımcı oluyor.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Sağlık Hizmetleri Sendikası Başkanı Özlem Akarken, hemşireler gününde meslektaşlarının sorunlarına değindi.

Modern hemşireliğin kurucusu kabul edilen Florance Nightingale'in doğum günü olan 12 Mayıs, tüm dünyada ‘hemşireler günü’ olarak kutlanıyor. Hemşireler Günü’nde mesai arkadaşlarının sorunlarına değinen Sağlık Hizmetleri Sendikası (SAHİM-SEN) Genel Başkanı Özlem Akarken, “Alan dışı ve liyakate dayalı atamalarının yapılmaması, yönetmeliğe aykırı olarak az sayıda hemşireye iş verilmesi sağlık sisteminde sorunlara yol açıyor” ifadelerini kullandı. 

 

Modern hemşireliğin kurucusu kabul edilen Florance Nightingale'in doğum günü olan 12 Mayıs, tüm dünyada hemşireler günü olarak kutlanıyor. Sağlık sisteminin işler konumda kalabilmesi için önemli konumda olan hemşirelerin sorunlarına değinen Sağlık Hizmetleri Sendikası (SAHİM-SEN) Genel Başkanı Özlem Akarken, “Liyakate dayalı atamaların yapılmaması, siyasi kararların alınması, yeterli sayıda hemşireye iş verilmemesi sağlık sisteminde sorunlara yol açıyor” açıklamasında bulundu. 

 

‘SAĞLIK HİZMETİ SÖZDE DEĞİL ÖZDE EKİP İŞİ OLMALI’ 

Hemşirelik mesleğinin tarihte önemli aşamalar kaydederek geliştiğini ifade eden SAHİM-SEN Genel Başkanı Özlem Akarken, “Hemşirelik, önemli aşamalar kaydederek bir dizi değişim geçirmiştir. Başlangıçta sadece fiziksel gereksinimlerin giderilmesi ile ilgilenirken giderek, hasta ya da sağlıklı bireyi bütüncül bir şekilde değerlendirmeye başlayan, uygulama alanlarını ve sorumluluklarını genişleterek, hastalığa odaklanan bir meslekten, sağlığa odaklanmış, özerk bir mesleğe dönüşmüştür. Bu özel günde gönül isterdi ki SAHİMSEN olarak hemşirelerin başarılarını, mutluluklarını ve refah düzeylerini konuşalım ancak işini layıkıyla yapmaya çalışan hemşirelerin yaşadığı sorunlar kısa sürede aşılacak gibi görünmüyor. Hemşireleri sadece 12 Mayıs haftasında hatırlamak onların mücadelelerini, sıkıntılarını, beklentilerini yılda bir gün konuşmak elbette yeterli olmaz. Bizim amacımız hemşirelerin birinci ve en büyük sorunu olan bağımsız bir meslek vurgusunu dile getirerek, hemşirelerin diğer sorunlarına değinebilmektir. Sağlık hizmetinin bir ekip işi olduğunun sözde değil idari kararlarla da ortaya konulması, hemşirelik mesleğinin yöneticiler, sağlık ekibi ve toplum açısından bağımsız bir meslek olarak görülmesi gerekir” ifadelerini kullandı. 

 

‘SORUNLARI SIRALAMAK İSTERSEK ÜÇ BASAMAKLI SAYILARA ULAŞIRIZ’ 

 

Hemşirelerin güncel sorunlarını maddeler halinde sıralamak istersek üç basamaklı sayılarak ulaşırız diyen SAHİM-SEN Genel Başkanı Akarken, günümüzde yaşanan sorunları başlıklar halinde derledi: 

 

1. Hemşire işgücü planlaması yapılmadan, çok sayıda hemşirelik okulu açılması, ihtiyaç ve kapasiteyi aşacak sayıda kontenjan ayrılması, sağlık kurumlarında yetersiz sayıda hemşire çalıştırılması, mezuniyet sonrasında ise atama sorununun olması,

 

2. Hemşirelik okullarına hemşirelik dışı yönetici atanması ve öğretim elemanı olarak hemşirelik dışı (hekim, veteriner, biyolog, kimyager vb.) akademisyen ataması yapılması, uzman hemşirelere yönelik kadrolar açılmaması, uzmanlık hakkı tanınmaması, uzman olarak istihdam edilmemesi, uzman hemşireliğe ilişkin mali ve özlük haklar kapsamında düzenlemeler yapılmaması, tüm yönetim kademelerinde hemşirelik mesleğinin temsilcilerine yer verilmemesi, 

 

3. Sağlık Bakım Hizmetleri Müdürlüğü ve servis sorumlu hemşirelerinin liyakatle değil, siyasi kararlarla belirlenmesi ve hemşirelik dışı atamaların yapılması,

 

6.  Tüm yönetim kademelerinde hemşirelik mesleğinin temsilcilerine yer verilmemesi, 

 

4. Hemşirelik yasası ve yönetmeliğinin işler kılınmaması, mevzuatın hemşirelik yasa ve yönetmeliğine göre düzenlenmemesi, hemşirelerin çalışacakları alanlara karar verilirken karar mekanizmalarının(idari kadrolar..vb) sınırlarını aşması, bazı sendika ve hastane yöneticilerinin, hemşireler üzerinde güç kullanması ve baskı oluşturması; mesai arkadaşlarımızın siyasi görüş ve yaşam tarzlarından dolayı ayrımcılığa ve etik dışı uygulamalara maruz kalması, hemşirelerin yöneticilere sorunlarını iletmede veya iyileştirmede iletişim sorunları yaşamaları kendilerini ifade etmede yetersiz bırakılmaları, hemşirelere yönelik hem ekip içi hem de yönetimden kaynaklı mobbing’in ciddi olarak araştırılmaması ve cezalandırılmaması, 

 

5. İşe yeni başlayan hemşirelerin oryantasyon süreçlerinin yetersiz olması, deneyim kazanmadan ağır hastalara bakmak ve yoğun kliniklerde çalışmak zorunda bırakılmaları, sertifikalı hemşirelerin kendi alanlarında çalıştırılmaması, hemşirelerin mesleki gelişimleri için yeterince desteklenmemesi, koruyucu sağlık hizmetlerinde kilit rol oynayan hemşirelerin, okul hemşireliği ve iş sağlığı hemşireliği vb. alanlarda istihdam edilmemesi,

 

6. Hemşirelik yönetmeliğinde de tanımlanmış olan diyaliz hemşireliği, halk sağlığı hemşireliği, iş sağlığı hemşireliği vb. hemşireliğin özel alanlarının yok edilmesi,

 

 

7. 24 saat hizmet veren bir alan olmasına rağmen, hastanede düşük maliyetli ve düşük standartlı yemek hizmeti verilmesi, çalışma ortamlarında giyinme, dinlenme ve hasta eğitim odaları vb. ihtiyaç alanlarının olmaması/yetersiz olması, nöbetten çıkma yılının yirmi beş yılın üzerinde idarenin insiyatifinde olması yasal olarak otuz yılın üzerindekilerin nöbetten çıkması,   

        

8. Personel taşıma servis imkânlarının olmaması, çocuk bakımı için hastanede kreş imkânının yetersiz olması/olmaması,

 

9.  Maaşlarının giderlerini karşılamada yetersiz kalması, Üniversite ve Sağlık Bakanlığına ait sağlık tesislerinde görev alan hemşirelerin farklı ücret ve istihdam şekillerinde çalıştırılması, hemşirelerin insanca yaşamalarını sağlayacak ücret politikalarının olmaması ve buna yönelik iyileştirmelerin ötelenmesi, seçim meydanlarında söz verilen 3600 ek gösterge düzenlemesinin yapılmaması ,hemşirelerin 4/B ve 4/C gibi sosyal haklarından mahrum ve düşük maaşlı statüde istihdam edilmeleri, ek ödemelerin nöbet ücretlerinin yetersiz olması ve sağlık çalışanları içerisinde hemşirelerin en az ek ödeme ile ücretlendirilmesi, hemşirelere yapılan ek ödemeler ve döner sermayenin hemşireler arasında adil dağıtılmaması, mevcut performans uygulamalarının -hemşireleri kapsamadığı halde- hemşirelerin iş yükünü artırması, 

 

10. Hemşirelerin şiddete maruz kalması, güvenli çalışma ortamlarının oluşturulmaması, hemşirelerin, nitelikli ve güvenli hemşirelik hizmetlerinin sunumuna yönelik taleplerinin, politika yapıcılar, karar vericiler ve yöneticiler tarafından duyulmaması, fazla mesai, uzun çalışma saatleri ve aşırı iş yüküne bağlı tükenmişlik yaşayan hemşirelerin, işten ayrılmalarının görmezden gelinmesi ve bu alanda araştırma ve iyileştirmelerin yetersiz olması, 

 

11. Hasta bakımında aktif olarak görev yapan sağlık personellerinde tecrübeleri baz alınarak birebir hasta ve hasta ile temasta olan çalışanların bilime çok fazla katkıları olacağı gözden kaçırılmamalıdır. Bu yüzden ciddi maddi ve manevi bilimsel teşviklere gereksinim duyulduğu unutulmamalıdır.

 

 Tüm sağlık çalışanlarının haklarını korumaya, her platformda seslendirmeye devam edeceklerinin altını çizen Özlem Akarken, “ ‘Unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir. Haklı olduğun mücadeleden korkma!’ sözünden yola çıkarak, bizler de mücadelemizi haklar konusunda her platformda vermeye devam edeceğiz” ifadeleriyle sözlerini sonlandırdı. 

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Kalp Rahatsızlığından Kaynaklı Bayılmalar Hayati Risk Taşıyabiliyor

Kişilerde kalbin durması, ani tansiyon düşmesi ve kasların gücünü kaybetmesiyle birlikte ortaya çıkan bayılmalar, her yaşta görülebilen bir durum. Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Tolga Aksu, tek başına bir hastalık olmamakla birlikte birçok hastalığın tespit edilmesinde yararlanılan bu bulgunun özellikle kalp hastalıkları açısından çok önemli olduğunu söyledi. Kalp hastalıklarından kaynaklanabilecek bayılmalarda sorunun tespit edilmemesi durumunda yaşam kaybına varabilen ciddi sonuçların yaşanabileceğine dikkat çeken Doç. Dr. Tolga Aksu, “Bu nedenle bayılma durumunda hastanın ilk olarak kalp sağlığı uzmanına gitmesi çok önemlidir. Çünkü erken önlem alınmasıyla riski en aza indirmek mümkün olabiliyor” dedi. 

 

BAYILMA ÖNCESİ ÇARPINTIYA DİKKAT

Kişinin bilincini tamamen kaybetmeden kalp çarpıntısı yaşaması durumunda bayılmaların mutlaka kalp kökenli olacağını anlatan Doç. Dr. Tolga Aksu sözlerine şöyle devam etti: “Hasta, çarpıntı anında ve sonrasında baş dönmesi yaşıyorsa mutlaka bir ritim bozukluğu olduğu düşünülür. Bu noktada hatırlanması gereken ritim bozukluğunun kalıcı tedavisinin olduğudur. Ancak tedavi edilmediğinde yaşam kaybına varabilecek sonuçlar doğurabilir. Dolayısıyla hastalar bayılmadan önce çarpıntı, baş dönmesi, göz kararması gibi şikâyetleri yaşıyorsa mutlaka kalp hastalıkları uzmanına başvurmalıdır.” 

Bayılma anında yapılması gerekenler konusunda da uyarılarda bulunan Doç. Dr. Tolga Aksu,  şu bilgileri aktardı: “Bayılma anında kişide geçici süreyle bilinç kaybolur. Ani kalp durması, tansiyon düşmesiyle birlikte vücutta bütün kaslar gücünü kaybeder ve bayılma geçekleşir. Kısa süreli bir durum olmakla birlikte dikkate almak gerekir.”

 

TEKRARLAYAN BAYILMALARI DİKKAT ALIN 

Göğüs ağrısı ve nefes darlığı gibi şikâyetlerin de kalple ilgili sorunların işaretleri olabileceğini söyleyen Doç. Dr. Tolga Aksu, “Fakat bu belirtiler olmadan sadece bayılmaların da önemli bir belirti olacağı unutulmamalı. Üstelik bayılmalar tekrarlarsa bu durum daha kötü sonuçlara yol açabilir. Dolayısıyla öncelikle ciddi olabilecek sebeplerin saf dışı bırakılması gerekir. Bu süreçten sonra diğer tanının konması biraz daha zaman alabilir. Burada önemli olan hastanın ilk planda hayatını kurtarmaktır. Burada bizim vereceğimiz en önemli mesaj şu olmalı: Bir bayılma her zaman ciddi olabilir.” diye konuştu. 

 

KALP KÖKENLİ BAYILMALARDA YAŞAM KAYBI RİSKİ

Bu nedenle bayılma nedenlerinin belirlenmesinin tıbbi açıdan önemli olduğunu belirten Doç. Dr. Tolga Aksu, “Bayılma yaşayanların yüzde 30’unda ilk kez, yüzde 10’unda ise tekrarlayan bayılmalar görülüyor. 15-30 yaş arasındaki hastalarda bayılmalar daha sık görülüyor. Kalp kökenli olan bayılma atakları ise genellikle tekrarlayıcıdır ve hayati risk taşır. Bu yüzden bayılan her hasta kardiyoloğa başvurmalıdır. Böylece kalp kökenli olup hayati risk taşıyabilecek bayılmalar erken tespit edilip geç kalmadan müdahale edilebilir” diye konuştu.

Bayılmaların bir kısmının kalp hızının düşmesi ya da çok hızlı olması gibi ritim bozukluklarından kaynaklandığını belirten Doç. Dr. Tolga Aksu, sözlerine şöyle devam etti: “Bu grup hastalar tedavi edilmediği takdirde yüzde 50 oranında hayati risk taşır. Ancak kalp pili ya da farklı tedavi yöntemleriyle bu riski sıfıra kadar indirmek mümkün.”

 

BAYILAN KİŞİYE DOĞRU MÜDAHALE ÖNEMLİ

Toplumda her yaş grubunda bayılmalar yaşanabileceğini ve bu durumda doğru müdahalenin çok önemli olduğunun altını çizen Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Tolga Aksu, konuyla ilgili şu önerilerde bulundu: “Bayılma anında yapılabilecek en iyi yöntem hastayı sırt üstü yatırmak ve ayaklarını yukarı kaldırmaktır. Bu sayede hastanın beyindeki kan dolaşımını hızlanır. Bayılmaların sadece kalp kökenli olmadığı unutulmamalı. Nörolojik bazı sebepler, kan şekerinin düşmesi ve psikolojik nedenler de bayılmaya neden olabileceği için altta yatan neden mutlaka tespit edilmeli.”

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

NEFFES’le Sağlıklı Bir Nefes Alın!

Yerli teknolojiyle geliştirilen NEFFES Hava Temizleyici, iç mekanlarda hava kalitesini yükseltmek için ortam havasını, çeşitli alerjen ve mikroorganizmalardan temizleyerek sağlıklı bir atmosfer yaratıyor. 

 

Taşınabilir hava temizleme cihazı NEFFES, UV-C ultraviyole dezenfeksiyon teknolojisi ve çok yönlü koruma sağlayan HEPA filtre dahil dörtlü filtre sistemiyle havadaki zararlı mikroorganizmaların yanı sıra bakteri, mantar, küf ve polen gibi yabancı maddeleri de temizliyor. 

 

Neffes NFS-400-U modeli tavsiye edilen satış fiyatı: 6.970 TL (KDV dahil)

Neffes NFS-1000-U modeli tavsiye edilen satış fiyatı: 10.860 TL (KDV dahil)

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Bayramı Bu Önerilerle Kilo Almadan Geçirin

Ancak hareketsizliğin en üst seviyeye çıktığı bu günlerde beslenme düzenine dikkat edilmemesi, kilo alımı ve sindirim problemlerini kaçınılmaz hale getirebiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uzm. Dyt. N.Sinem Türkmen, Ramazan Bayramı’nda kolaylıkla uygulanabilecek beslenme önerilerinde bulundu.   

 

Klasik bayram beslenmenizin dışına çıkın  

Tüm bayram boyunca evde olunacağı ve hareket kabiliyeti iyice kısıtlanacağı için ani beslenme değişikliklerinde bulunmak, fazla yemek ve tatlı tüketmek mide-bağırsak problemleri başta olmak üzere çeşitli sağlık sorunlarına yol açabilir. Bu nedenle, her zamanki beslenme düzeninden fazla dışarı çıkmayarak, hafif yiyecekler ve tatlılar tercih etmek daha rahat ve hafif bir bayram geçirilmesini sağlayacaktır. 

 

Bayram kahvaltınızı hamur işleri, kızarmış ve işlenmiş besinlerle yapmayın 

Bayram sabahında sağlıklı bir kahvaltı yaparak güne başlanabilir. Kahvaltıda patates kızartması gibi fazla yağlı yiyecekler, salam, sosis, sucuk gibi kolesterol ve tuz içeriği yüksek işlenmiş etler, poğaça, börek gibi kan şekerini hızlı yükseltecek beyaz unlu mamuller tüketilmemelidir. Bunun yerine mantar, biber gibi çeşitli sebzeler kullanılarak yapılmış omlet veya menemen ile az yağlı peynir, zeytin, bal, şekersiz çay ve tam tahıllı ekmek veya tam buğday unu ile yapılmış ürünler tüketerek sağlıklı ve keyifli bir bayram sabahı geçirilebilir.

 

Lifli besinler bağırsak hareketlerini düzenliyor

Öğle veya akşam öğünlerinde, bağırsak hareketlerini düzenlemek için lif içeriğinden zengin salata, sebze veya kurubaklagil yemekler tercih edilebilir. Daha uzun süre tokluk ve kan şekeri dengesi sağlaması açısından da öğüne proteinden zengin ızgara veya fırında pişirilmiş et/tavuk/balık ve yoğurt eklenebilir. 

 

Ev yapımı dondurmalar ve içecekler hazırlayabilirsiniz 

Gün içerisinde açlık hissedildiği zaman 1 porsiyon meyve ve 1 bardak süt veya kefir ile bir ara öğün yapılabilir. Eğer tatlı tüketilecekse, ara öğün olarak şerbetli tatlılar yerine 1 küçük kase sütlü tatlı veya 1 top vanilyalı dondurma tercih edebilir. Kişi dondurma olarak da evde donmuş muz, çilek ve süt, yoğurt, bal gibi malzemelerle kendi hazırladığı serin tatları tercih edebilir.  

 

Uykudan 4 saat önce yemeyi bırakın 

Ramazan ayı boyunca oruç tutarak midesini dinlendirmiş bireyler, öğün sayısını kademeli olarak artırmalı, öğünlerinin arasında 3-4 saat ara vermelidir. Yemekler iyice çiğnenmeden yutulmamalı ve hızlı yemek yenmemelidir. Sahur yapmaktan kalma bir alışkanlıkla gece yemek yemeye veya atıştırmalık yapmaya devam etmemeli, kilo artışına ve uyku kalitesinin de bozulmasına sebep olacağı için uyumadan 3-4 saat önce besin tüketimi sonlanmalıdır.

 

Bol hareket ederek kabızlığı önleyin

 

Yetersiz sıvı alımı da kabızlık, ödem, şişkinlik gibi problemlere neden olabilmektedir. Bu nedenle bir insan günde ağırlığı başına 30 ml su (kg x 30 ml) tüketmeye özen göstermelidir. Sıvı alımı ödem atmaya yardımcı içeceklerle desteklenebilir. Ayrıca gün içinde bol bol hareket etmek ve egzersiz yapmak da kabızlık şikayetlerinin azalmasına yardımcı olmaktadır. 

 

Bayramda Ödem Atmaya Yardımcı İçecek Tarifi

Malzemeler:

3 dal roka

5-6 dal maydanoz

1 adet salatalık

½ limonun suyu

1 minik parça zencefil

1 bardak su

 

Yapılışı:

Tüm malzemeler blenderdan geçirilerek günde 1 kere tüketilebilir.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Sosyal medya burun ameliyatlarını arttırıyor

Yüzdeki oranların nasıl olması gerektiği konusu insanların hep kafasını yormuştur. Her ne kadar resim ve heykel sanatlarında sanatçılar ideal ölçüler ve oranlara bağlı kalarak eserlerini yapmaya çalışsalar da, cerrahi yapılırken insanın yüzüne yakışan burnun ideal ölçülerde olmasının pek gerekmediğini söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Estetik, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Halil İbrahim Canter, “Burun ameliyatından sonra ortaya çıkan sonuç, kişinin yüzünün geri kalanıyla uyumlu olmalı. Hasta ailesel ve ırksal karakterini de tamamen kaybetmemeli. Ameliyat sonrası asıl hedef, hastanın bir ameliyat geçirdiğinin belli olmadığı en doğal sonucu elde etmek olmalı” dedi.

 

Sosyal medya, ameliyatları artırdı 

Son yıllara bakıldığında burun estetiğine yönelik ameliyatlarda bir artışın olduğunu vurgulayan Estetik, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Halil İbrahim Canter, “Bu aslında sosyal medyanın yaşantımızda yarattığı etkiyle ilişkili. İnsanlar ameliyatlarını ve sonuçlarını bu platformlarda paylaştıkça toplumdaki diğer bireylerin farkındalığı da yükseliyor. Ayrıca ameliyatı yapan hekimlerin aynı mecralarda bilgi amaçlı yaptıkları paylaşımların da bu artışa kuşkusuz pozitif bir etkisi oluyor” şeklinde konuştu.

 

Yüz gelişimi tamamlanmadan burun ameliyatı olunmamalı

Anatomik olarak yüzün orta kesiminde yer alan burnun aynı zamanda gelişme çağında yüzün büyüme merkezlerinden biri olduğunun altını çizen Prof. Dr. Halil İbrahim Canter, “Bir başka deyişle, yüz gelişimi tamamlanmamış bireylerde yapılan burun ameliyatının özellikle üst dişler ve yüzün orta kesiminde büyüme geriliğine yol açma riski taşıdığını da belirtelim. Bu nedenle kemik gelişiminin tamamlanması beklenerek; kızlarda 16, erkeklerde 18 yaşından önce burun ameliyatı yapılması doğru olmayacaktır” dedi. 

 

Ancak, eğer tıbbi sebeplerle daha önce yapılması gerekirse, kemik gelişiminin hangi aşamada olduğunun el bilek filmiyle değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Halil İbrahim Canter, “Gelişim devam ediyorsa mümkün oldukça kemik yapılara müdahale edilmeden ameliyat tamamlanmaya çalışılmalı. İleri yaş grubunda bir sınırlama yok ancak kişinin eşlik eden kronik hastalıkları göz önüne alınarak bir değerlendirme yapılması en sağlıklısıdır. Ayrıca ilerleyen yaş ile burundaki büyümenin düzeltilmesi için aşırı kıkırdak alınmasından da kaçınmak gerekir. Çünkü ilerleyen yaşlarda derinin de kalınlaşabileceğini göz önüne alırsak, aşırı alınan kıkırdaklara bağlı olarak burun desteğini kaybettiğinde bu ameliyatların solunum güçlüğüne neden olma ihtimali ortaya çıkacaktır” şeklinde konuştu.

 

Elinde fotoğrafla gelen hastaya aynı burnun yapılmasının garanti edilemeyeceği söylenmeli

Estetik ameliyatlar öncesinde hastayla yapılan görüşmelerin bir danışmanlık hizmeti gibi olduğunu hatırlatan Estetik, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Halil İbrahim Canter, “Sonuçta ortada bir hastalık yoktur ve kişi tıbbi bir gerekçe olmaksızın vücudunda istediği bir değişiklik için profesyonel destek alacaktır. Bu aşamada en doğru yaklaşım, hastanın genel sağlığını riske atmadan yapılabilecekleri ve olası sonuçları hastaya anlatmaktır. Örneğin elinde fotoğraf ile gelen bir hastaya, o fotoğrafta beğendiği burnun aynısının yapılmasının garanti edilemeyeceği söylenmeli. Hatta aynısı yapılabilse dahi, burnun yüz estetiğinin bir parçası olduğu için ancak kişinin yüzüyle uyumlu oranlara ulaşıldığında burnun güzel bir görünüme sahip olacağının altı çizilmeli” açıklamasında bulundu.

 

İyileşme ameliyata göre değişebiliyor

Sadece burun ucuna müdahale edilen hastalarda iyileşme sürecinin çok hızlı olup burun üzerine alçı bile konulmazken, kemiklere de işlem yapılan hastalarda iyileşmenin biraz daha uzun sürüp 1 hafta- 10 günü bulabildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Halil İbrahim Canter, “Nefes almayla ilgili problemleri olup burun içinde burun etlerine veya burun orta kıkırdağına da işlem yapılan hastalarda ise ameliyattan sonra burun içine silikon tamponlar yerleştirmek gerekebilir. Tüm bu farklılıklara rağmen genel anlamda hastalara yaklaşık iki hafta içinde yüzdeki şişliklerin önemli ölçüde gerileyeceği, tüm atel ve tamponların çıkarılacağı, olası morlukların yok olacağı bilgisi verilir. Ancak doku iyileşmesinin 6 ay ila 1 yıla kadar devam edebildiğini unutmamak gerekir. Bu süre zarfında; burun mutlaka travmalardan korunmalı, aşırı sıcak veya soğuğa maruz bırakılmamalı ve özellikle burun kemiklerine de müdahale edilen ameliyatlarda, gözlük kullanımının burunda eğriliğe sebep olabileceği bilgisi hastalara mutlaka daha önceden söylenmeli” dedi.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

45 Yaşından Sonra Yılda 1 Kez Prostat Kanseri Taraması Yaptırılmalı

Erkeklerde en sık görülen kanser türlerinin başında prostat kanseri geliyor ve yaşla birlikte görülme sıklığı artıyor. Erken tanının önemine dikkat çeken Doktor Takvimi uzmanlarından Op. Dr. Osman Çelik, ailesinde prostat kanseri tanısı olan kişilerin tarama testlerine 40 yaşından itibaren başlamasını öneriyor.

 

Gelişen sağlık ve beslenme koşullarıyla birlikte dünyada yaşlı nüfusu giderek artıyor. Yaşlandıkça görülen hastalıklar ve hastalıkların toplumdaki sıklıkları da değişiyor. Erkeklerde yaşla birlikte en sık rastlanan onkolojik hastalıkların başında prostat kanseri geliyor. Prostat kanserinin ilerleyen yaşlarda görülme sıklığının da arttığına dikkat çeken DoktorTakvimi.com uzmanlarından Op. Dr. Osman Çelik, diğer tüm kanserlerde olduğu gibi prostat kanserinde de erken tanının tedaviyi kolaylaştırdığını belirtiyor.

 

Erken tanı tedavi için kritik önem taşıyor

Op. Dr. Çelik, prostat kanserinin kendine özgü bir şikayeti olmadığı ve genellikle şikayet başladığında hastalık ileri evrelere ulaştığı için tüm erkeklerin şikayeti olsun olmasın taramaya tabi tutulması gerektiğinin altını çiziyor. Taramanın standart olarak PSA yani parmakla rektal muayene şeklinde uygulandığını anlatan Op. Dr. Çelik, “Bu taramalarda prostat kanseri şüphesi varsa ileri tanı tekniklerine başvurulması gerekir. PSA, prostat kanserinin erken tanısı tedavi için kritik öneme sahiptir. Değerlendirme aşamasında PSA’nın yükselme hızı, serbest / total PSA oranı, yaşa göre PSA, prostat hacmine göre PSA gibi parametreler kullanılarak daha doğru sonuca gidilebilir. PSA ile yapılan taramada prostat kanseri şüphesi olan hastalarda bir sonraki tanı aşaması prostat biyopsisidir. Prostat biyopsisi direk doku tanısı konulmasını sağlar ve tedaviyi belirler” diyor.

 

Ailesinde prostat kanseri öyküsü olan hastalarda erken yaşta prostat kanseri gelişme riskinin yüksek olduğunu hatırlatan DoktorTakvimi.com uzmanlarından Op. Dr. Osman Çelik,  bu kişilerin tarama programına 40 yaşından sonra başlamasını öneriyor. Op. Dr. Çelik, ailesinde prostat kanseri öyküsü olmayan kişilerin yılda 1 kez olmak üzere 45 yaşından sonra prostat kanseri taraması için bir üroloji uzmanına başvurması gerektiğini belirtiyor.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı