Category Archive : Gündem

DEVA Partisi Tunceli İl Başkanı Tekin: ‘Çalışanların hakkına ve emeğine saygı duyulmalı’

DEVA Partisi Tunceli İl Başkanı Mesut Tekin, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü dolayısıyla kutlama mesajı yayımladı.

DEVA Partisi Tunceli İl Başkanı Mesut Tekin, emekçi bayramının Koronavirüs engeline takıldığını bu yılda pandemi gölgesinde geçmesinin üzüntüsünü yaşadığını dile getirdi. Çalışanların hakkına ve emeğine saygı duymanın demokrasinin gelişmesinde çok önemli bir unsur olduğunu kaydeden Başkan Tekin, “Çalışanlarımız, emekleri ve alın terleriyle ülkemizin kalkınmasında çok önemli bir yere sahiptir. Tüm çalışanların 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü'nü kutlayan Başkan Tekin “Emeğe ve çalışan haklarına saygı, demokrasi kültürünün vazgeçilmez bir unsurudur. Ekonominin gelişmesi, milli gelirimizin artması ve toplum olarak daha refah günlere ulaşmamızın yolu, çalışanlarımızın hakkını ve hukukunu gözetmekten geçer. Çalışanlarımızın iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması, kayıt dışı istihdam ile mücadele edilmesi ve kadın istihdamının artırılması, işçi ve işveren kesimlerinin işbirliği ile mümkün olacaktır. 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü'nü kutluyor, 1 Mayıs’ın dayanışmayı artırarak barış ve kardeşliği güçlendirmeye vesile olmasını dilerim” açıklamasında bulundu.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Espark Talihlisi Otomobile Kavuştu

 Eskişehir’in yaşam ve cazibe merkezi Espark Alışveriş Merkezi tarafından gerçekleştirilen otomobil ödüllü çekilişin kazananı Özer Ülker, Jeep Compass Longitude 4×2 otomobiline kavuştu. 

 

Eskişehir’in buluşma noktası Espark Alışveriş Merkezi’nin gerçekleştirdiği kampanya bir kişiye Jeep Compass Longitude 4×2 2020 model otomobil hediye etti. Çekilişin kazananı Özer Ülker’e otomobilini, Espark AVM Müdürü Berkay Damgacı teslim etti. 320 bine yakın kişinin katıldığı ve Jeep Compass Longitude 4×2 2020 model otomobilin yanı sıra bir adet Xiaomi Mi Essential elektrikli scooter ve bir adet Samsung Sm-P610 tablet ödüllü çekiliş, 20 Mart’ta noter ve Milli Piyango yetkilileri huzurunda gerçekleştirildi. Xiaomi Mi Essential elektrikli scooterve Samsung Sm-P610 tabletin kazananı olan isimler de ödüllerini teslim aldı.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

AK Parti Mersin Büyükşehir Belediyesi ve Akdeniz Belediyesi Meclis Üyesi Hasan Tüzün: ‘Emekçilerimiz, başarılarımızın öncüsüdür’

AK Parti Mersin Büyükşehir Belediyesi ve Akdeniz Belediyesi Meclis Üyesi Hasan Tüzün, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü dolayısı ile bir mesaj yayımladı.

Hasan Tüzün mesajında, bir ülkenin ekonomik ve sosyal kalkınması kadar huzur ve barış ortamının tesisinde de emeğin en önemli değer olduğunu belirterek emekçinin hakkını alması, dayanışma ruhunun güçlenmesi için çalıştıklarını söyledi.    1 Mayıs’ı resmileştiren ve tatil yapan; tüm politikalarında emekten ve emekçiden yana tavır koyan bir anlayışın temsilcileri olmaktan mutluluk duyduklarını vurgulayan Tüzün; “Tüm dünya ve ülkemiz acımasız bir salgın hastalıkla mücadele ederken, bu kadar anlamlı ve mesaj veren günleri arka arkaya yaşıyor olmamız gerçekten manidar. 23 Nisan Ulusal Egemenlik Bayramı, mübarek Ramazan ayı ve şimdi de emeğin ve dayanışmanın gününde bir kez daha idrak ediyoruz ki; birlik ve beraberlik ruhu, bir toplumu, bir ülkeyi ayakta tutan en önemli değer. Bu nedenledir ki, emeğin karşılığını; çalışanlarımızla, sendikalarımız ve sivil toplum kuruluşlarımızla işbirliği içinde vermeye çalışan bir anlayışla çalıştık. ‘İşçinin ücretini alın teri kurumadan veriniz’ diyen bir medeniyetin temsilcileri olarak emeğin ve emekçinin yanında olduk. İşçilerimizin ücretlerinin iyileştirilmesi, sosyal haklarının düzenlenmesi ve istihdamın artırılmasına yönelik pek çok destek ve teşvik yarattık. Çünkü biz, tarladan, atölyelere; hastanelerden, fabrikalara kadar gücünü üretimden alan emekçilerimizin, birlik ve dayanışmanın da öncüleri olduklarına inandık’’ dedi.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Gelecek Partisi Mersin İl Başkanı Karış, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Bayramını Kutladı

Gelecek Partisi Mersin İl Başkanı Hamit Karış, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Bayramı dolayısıyla bir mesaj yayınladı.

Başkan Karış mesajında: “Ülke ve Dünya olarak içinden geçtiğimiz şu zorlu süreçte; emeği ve alın teri ile hayatı yeniden var eden bütün emekçi dostlarımın 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü kutluyorum. Son günlerde bir kez daha anlıyoruz ki; hayatın en önemli unsurlarının başında üretim gelmektedir. Üretimin en önemli bileşeni de çalışanlardır. Çalışanların hak ettikleri yaşam standardına kavuşmaları, sosyal adaleti sağlayacağı gibi, toplumsal anlamda da birçok sorunun ortadan kalkmasını sağlayacaktır.

Dünyanın pek çok köşesinde adalet ve eşitlik kavramları hiçe sayılıyor, ağırlaşan sömürünün sebep olduğu olumsuz koşullar emekçileri derinden etkiliyor. Ülkemizde de özellikle son yıllarda, milyonlarca vatandaşımızın iş bulamadığı, çalışma haklarının kısıtlandığı, ücret dağılımındaki adaletsizliğin gün geçtikçe arttığı bir dönemden geçiyoruz. Ne yazık ki çalışma koşullarının kötülüğüne bağlı iş kazaları ile yüzlerce işçimiz hayatını kaybediyor ya da sakat kalıyor.

Gelişmiş ülkelerdeki çalışma şartları, çalışanların iş sağlığı ve güvenliği konuları ile ülkemizdeki şartları karşılaştırdığımızda, ne yazık ki bu konuda istenilen düzeyde olmadığımızı görüyoruz. Çalışanların iş sağlığı ve güvenliği konusundaki şartlarının iyileştirilmesi hepimizin temennisidir.

Korona virüs ile mücadelede kahramanlaşan sağlık emekçilerimiz başta olmak üzere, emeğin en yüce değer olduğu bilinciyle, ülkemizin kalkınması noktasında, üretimin temel taşı olan  bütün emekçi kardeşlerimizin 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Bayramı’nı kutluyor, herkese sağlıklı, güzel bir gelecek diliyorum” dedi.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

TDP Adana İl Başkanı Malgaf: ‘İşçinin Ücretini Alın Teri Kurumadan Önce Ödeyiniz’

Türkiye Değişim Partisi Adana İl Başkanı Hakan Malgaf, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü dolayısıyla bir mesaj yayımladı.

Başkan Hakan Malgaf mesajında, " 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü demokrasi, barış ve kardeşlik adına birlik ve beraberlik günüdür. Haksızlıkların yaşanmadığı, ezilenin olmadığı, emeğin sömürülmediği hak, hukuk ve adaletin üstünlüğünün yaşandığı güzel günler hepimizin ortak arzusudur. Tüm işçi ve emekçi kardeşlerim eşitliği, barışı, kardeşliği ve özgürlüğü ülkemizde ve tüm dünyada egemen kılacak yegâne güçtür. İnsana değer vererek, emeğe saygı duyarak bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da her şartta ve koşulda tüm çalışma arkadaşlarımızın yanında olmayı sürdüreceğiz. Emekçilerimizin daha iyi yaşam koşullarına ulaşmaları için de elimizden gelen çabayı göstereceğiz. Bu duygu ve düşüncelerle, pandemi sürecinin zorlu günlerinde emekçi kardeşlerimin 1 Mayıs İşçi Bayramı’nı kutluyor, sevgi ve saygılarımı sunuyorum” açıklamasında bulundu.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Sağlık hizmetleri sendikası 1’mayısta taksim meydan’ında

Sağlık Hizmetleri Sendikası (SAHİM-SEN) 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü'nde Taksim Meydanı'nda siz değerli basın mensuplarına açıklamalarda bulunacak.

 

Koronavirüs pandemisinde toplum sağlığı için canını hiçe sayan, yüzlerce meslektaşını pandemiye kurban veren, insan-üstü bir emekle çalışan sağlık çalışanları haklarını arıyor! 

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Yerel Tohumlar 2022 için Toprakla Buluştu

Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Osman Gürün, 2022 yılında dağıtımı yapılacak yerel tohumların dikimini gerçekleştirdi.

 

Türkiye’nin 80 iline bugüne kadar yaklaşık 10 Milyon tohum dağıtan Muğla Büyükşehir Belediyesi 2022 yılında yapılacak olan yerel tohumları toprakla buluşturdu. Yerel tohum merkezindeki dikime katılan Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Osman Gürün, yerel tohumun ulusal güç olduğunu söyledi ve Muğla’nın topraklarında filizlenen yerel tohumların tüm Türkiye’ye yayılacağını belirtti.

 

109 çeşit yerel tohum için 25 bin fide dikildi

 

Türkiye’nin en kapsamlı Yerel Tohum Merkezi’ni 29 Ekim 2016 yılında kuran Muğla Büyükşehir Belediyesi bünyesine bugüne kadar incelenmiş 918 yerel tohum kazandırdı. Yerel tohumları tohum test laboratuvarlarında hastalık, zararlı ve çimlenme analizlerine tabi tutarak test eden Büyükşehir Belediyesi tohumların ekimini yaparak çoğaltıyor. Bugüne kadar Türkiye’nin 80 iline 10 Milyon tohum gönderen Büyükşehir Belediyesi 2022 yılında dağıtacağı tohumların dikimlerini Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Osman Gürün’ün katılımı ile yaptı. Bu yıl 109 çeşit yerel tohumun dağıtımını yapacak olan Büyükşehir Belediyesi Yerel Tohum Merkezi ve Bahçeyaka Akıllı Tarım Çiftliği’nde 25 bin fideyi toprakla buluşturdu. Domatesten bibere, patlıcandan kavun karpuza kadar 109 çeşit tohumun dikimi gerçekleştirildi.

 

Başkan Gürün; “Yerel tohum yerli üretimin temelidir bir nevi tohum yeniden doğum demektir.”

 

Milli ekonominin temeli tarım, yerli üretimin temelinin de yerel tohum olduğunu söyleyen Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Osman Gürün 25 bin fidenin Muğla’da toprakla buluştuğunu buradan elde edilecek tohumların tüm Türkiye’ye yayılacağını belirtti.

 

Başkan Gürün; “Anadolu tarımın başladığı, bereketi ile nice nesli yetiştiren kadim topraklara sahiptir. Kendi kendine yetebilen ülkelerin arasında olan ülkemiz ne yazık ki yanlış tarım politikaları ile üreten değil ithal eden bir ülke konumuna sürüklenmiştir. Yurt dışından toprak kiralamak, daha uygun diye samana kadar birçok ürünü dışarıdan satın almak üreten köylümüzü ve bereketli topraklarımıza sırtımızı dönmektir. Tarımda en önemli konu da yerel tohum meselesidir. Atalarımızın sandıklarında en değerlisi gibi sakladığı, gözü gibi baktığı yerel tohumlarımızı bizler için ve toprağımız için çok kıymetlidir. Yerel tohum yerli üretimin temeli bir nevi tohum yeniden doğum demektir. Ekilen, toprakla buluşan özünü bildiğimiz tohumlar bizlere sağlıklı, verimli besinler olarak geri dönecektir.

 

Muğla’mızda 29 Ekim 2016 yılında kurduğumuz Türkiye’nin en kapsamlı yerel tohum merkezinde 918 yerel tohumumuzu tahlillerini yaparak muhafaza ediyor, çoğaltıyoruz. Bugüne kadar 80 ilimize 10 Milyon tohum göndermenin mutluluğunu ve gururunu yaşıyoruz. 2022 için dağıtımı yapılacak yerel tohumlarımız da toprakla buluştu. Muğla’nın topraklarına dikilen, burada doğacak, filizlenecek tohumlar tüm Türkiye’de üretici ile buluşacak ve ülkemizin üretimine bir nebze olsun katkı sağlayacağız.” dedi.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Milletvekili Sındır, “Akaryakıt kaçakçılığını önlerken sektör tekelleştirilecek”

“SEKTÖRDE KAÇAK ORANI YAKLAŞIK YÜZDE SEKİZ”

 

Sındır, getirilen torba kanunla akaryakıt kaçakçılığının, yolsuzluğunun, sahteciliğinin önüne geçilmek istendiğini fakat teklifin ekinde herhangi bir ‘etki analizi’ olmadığını, yasanın Türkiye ekonomisine ne büyüklükte bir katkısının olacağının ortaya koyulmadığı eleştirisinde bulunarak sözlerine başladı.  Türkiye’de toplam kaçak akaryakıt miktarının, ele geçirilen kaçak akaryakıt miktarından 35 kat fazla olduğunu söyleyen Sındır, “içler acısı durumu Jandarma Genel Komutanlığı Kaçakçılıkla Mücadele Daire Başkanlığı, ‘Akaryakıt Kaçakçılığının Türkiye’deki Durumu’ başlıklı 2017 yılı raporunda ortaya koyuyor. Ülkemizde yıllık toplam akaryakıt tüketimi 28.97 milyon ton, yıllık toplam akaryakıt satışı ise 26.78 milyon ton. İnanılması güç ama aradaki fark satış kayıtları dışındaki akaryakıt tüketimi 2 milyon 194 bin ton. Bu farka göre ülkemizde akaryakıt piyasasındaki tahmini yıllık kaçak oranı yüzde 8.1. Oysa 2017 yılında ele geçirilen kaçak akaryakıt miktarının 63 bin 921 ton olduğu tespit edilmiş ki bu miktar da 2 milyon 194 bin tonluk toplam kayıt dışı, kaçak akaryakıt tahmininin sadece yüzde 2.9’u. Yani, ülkemizdeki toplam akaryakıt kaçak miktarı, ele geçirilen kaçak akaryakıt miktarının yaklaşık 35 katı düzeyinde. Teklif sahipleri, iktidarın akaryakıt sektöründeki kayıt dışılıkla mücadelede nasıl etkin olduğunu belirtiyorlar ama diğer yandan sektördeki kayıt dışı satışlar, haksız rekabet, devletin vergi gelirlerinde ciddi kayıplar, sahte faturalandırmalar, istasyonlarda ödeme kaydı cihazlarına müdahaleler, bayilerdeki otomasyon sistemine korsan programlarla müdahaleler, müşterilere verilen fişlere farklı plaka bilgisi ve daha birçok kaçak kaynağını da beraberinde sıralıyorlar. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu. Bu mudur kaçakçılıkla etkin mücadele?” dedi.

 

“10 YILDIR NEDEN 3 MAYMUNU OYNADINIZ?”

Yapılan denetimler sonucunda elde edilen verilerin akaryakıt kaçakçılığında buzdağının görünen yüzü olduğunu söyleyen Sındır, “2015-2020 yılları arasında yapılan kamu denetimlerinde; 1 yılda 8.1 milyar Liranın üzerinde sahte faturanın piyasaya sürüldüğü tespit edilmiş. Bu sahte faturalar nedeniyle devletin KDV, gelir veya kurumlar vergisi gelirlerindeki kaybının yaklaşık 3.1 milyar Lira. Piyasaya 300 milyon litre kaçak akaryakıt sevkiyatı söz konusu. Bunlar tespit edilenler. Bir de tespit edilememiş olanlar var ki; Jandarma Genel Komutanlığı’nın tahminlemelerinden yola çıkacak olursak; Akaryakıt Kaçakçılığındaki tespit edilenler esasen ‘buzdağının görünen yüzü’ ve gerçekte bu rakamların 35 kat daha büyük olduğu söylenebilir. İktidar, akaryakıt kaçakçılığını önlemede maalesef sınıfta kaldı. Bu teklifle getirdiğiniz düzenlemeye genel olarak itirazımız olmasa da, sormazlar mı; akaryakıt sektörü temsilcileri ülkedeki akaryakıt ve akaryakıttan alınan vergi kaçakçılığı meselesini ve çözüm önerilerini 10 yıldır bas bas bağırdıkları halde ve devletin ilgililerine raporlar halinde verdikleri halde bu kaçakçılığa ve yolsuzluklara bugüne kadar neden 3 maymunu oynadınız?” dedi.

 

“AKARYAKIT SEKTÖRÜNDE HAKSIZ REKABET DERİNLEŞECEK!”

Düzenlemenin haksız rekabete ve tekelleşmeye neden olacağını ve sektördeki küçük firmaların yok olmaya sürükleneceğini ifade eden Sındır, “Türkiye’de akaryakıt sektöründe 100’e yakın dağıtım şirketi, 12 bine yakın da istasyon olduğunu biliyoruz. Sektördeki ilk beş firma pazarın üçte ikisini elinde tutuyor geriye kalan 95’e yakın firma ise pazarın ancak üçte birine sahip. Böylesi bir durumda da doğal olarak bir rekabet sorunu yaşanıyor. Dolayısıyla, bu kanun teklifinde getirilen düzenlemeler ile akaryakıt ve vergi kaçakçılığının önlenmesi, vergi tahsilatı güvenliğinin sağlanmasına çalışırken aynı zamanda sektördeki küçük firmaların, küçük ölçekli bayi ve dağıtıcıların da sonunu getirme riskinin olduğunu görmek gerekir. Sektörde yeni işe başlayacak olanlardan 10 milyon Liraya kadar, faaliyeti devam edenlerden ise 100 milyon Liraya kadar teminat alınması ve ucu açık, keyfiyete, suistimale ve istismara açık böylesi geniş bir mali yetkinin Hazine ve Maliye Bakanlığı’na yani siyaset kurumuna veriliyor olması da asla doğru değil. Bu hususa uymayanlara ‘özel usulsüzlük cezası’ kesilmesine olanak sağlanmasının ve firmaların yeni lisans, lisans tadili veya lisans sürelerinin uzatılabilmesi taleplerinin yerine getirilmesinde vergi dairelerine ‘vadesi geçmiş vergi borcunun bulunmaması şartı’nın getirilmesinin haksız rekabete neden olabileceğini, sektördeki küçük firmaların yok olmaya sürükleneceğini ciddi bir risk olarak görüyorum. Akaryakıt kaçakçılığını önlerken sektör tekelleştirilecek” dedi.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Rektör Budak, “İnsan sağlığı açısından binalar önemli bir belirleyici”

Sempozyumun açılışında konuşan Rektör Budak, “Ege Üniversitesi olarak, sürdürülebilir bir gelecek inşası için doğayla ilişkimizi, daha hassas ve bütüncül bir yaklaşımla düzenlememiz gerektiğinin bilincindeyiz. Bu nedenle sağlıklı bina kavramının anlam ve önemini daha geniş kesimlere duyurmak, uygulama alanının genişletilmesine katkı sağlamak gerektiğine inanıyoruz” dedi.

 

Binaların insan sağlığında önemli bir etken olduğunu belirten Rektör Budak, “Binalardaki yetersiz havalandırma, iç ortam hava kirliği, iç veya dış ortam kaynaklı kimyasal kirleticiler, yetersiz aydınlatma ve ses yalıtımı gibi pek çok etken, hem fiziksel hem ruhsal sağlığımız üzerinde ciddi bir tesir bırakıyor. Bu etkilerin giderek daha belirgin hale gelmesiyle, binaların sağlık ile bağlantısına ilişkin bilimsel çalışmaların da hızla artmakta olduğunu görüyoruz. Bu çalışmalarla birlikte ‘sağlıklı bina’ kavramını da daha sık duymaya başladık. Bu kavram; bina ile sağlık arasındaki doğrudan ilişkiyi temeline alarak insanların fiziksel, psikolojik ve sosyal sağlığını destekleyen bir anlayışı yansıtıyor. Bununla birlikte, çevre dostu malzemelerin kullanıldığı, kaynaklardan verimli bir biçimde yararlanıldığı bir bina konseptini de ifade ediyor. Dolayısıyla bu konuyu, hem bir halk sağlığı sorunu olarak hem de çağımızın en ciddi tehlikelerinden olan iklim değişikliğiyle mücadelenin bir unsuru olarak ele almamız gerekiyor” diye konuştu.

“Sağlıklı bina kavramını geniş kesimlere duyurmak gerekiyor”

Sempozyumda ‘sağlıklı bina’ kavramının iyi anlaşılması için alanında uzman kişilerin yapacağı sunumların çok önemli olduğunu vurgulayan Rektör Budak, “Bugün, alanında deneyimli konuşmacılarla bir araya geldiğimiz sempozyumda da binaların taşıması gereken özellikler, binalardaki belirli unsurların sağlığımız üzerindeki etkileri, özellikle hastanelerdeki ısı ve aydınlatma özellikleriyle ilgili mevcut durum ile iyi uygulama örneklerini ele alacağız. Ayrıca bina koşullarından kaynaklanan sağlık sorunlarını bilimsel bir yaklaşımla ele alarak sürdürülebilir çözüm alternatiflerini değerlendireceğiz. Böylece kavramın özünü çok daha iyi anlayacağımıza inanıyor, bu konudaki yanlış uygulamaların önüne geçmek ve bu anlayışı kurum kültürü olarak yaygınlaştırabilmek adına büyük bir adım atmış olacağımızı düşünüyorum. Bugün, alanında deneyimli konuşmacılarla bir araya geldiğimiz sempozyumda da binaların taşıması gereken özellikler, binalardaki belirli unsurların sağlığımız üzerindeki etkileri, özellikle hastanelerdeki ısı ve aydınlatma özellikleriyle ilgili mevcut durum ile iyi uygulama örneklerini ele alacağız” dedi.

         EÜ EBİLTEM-TTO Müdürü Prof. Dr. Şenay Şanlıer ise “ Rektör Hocamıza desteklerinden dolayı çok teşekkür ediyorum. Sağlıklı bina, yalnızca çevreye duyarlı ve kaynakları verimli kullanan bina konseptlerini değil, aynı zamanda insan refahı ve performansını da bütünleştiren yeni nesil yeşil bina olarak tanımlanmaktadır. Bu kavramın duyurulması ve açıklanması amacıyla düzenlediğimiz sempozyumda bizlerde desteğini esirgemeyen Rektörümüze teşekkür ediyorum” dedi.

Uzman akademisyenlerden çok yönlü sunumlar

EÜ EBİLTEM-TTO Müdür Yardımcısı Doç. Dr. Özge Altun Köroğlu’nun moderatörlüğünü yaptığı  “ Çağrılı Konuşmalar’ başlıklı oturumda Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı öğretim üyesi  Doç. Dr. Hür Hassoy “Bina ve Sağlık”,  Fen Fakültesi Analitik Kimya Anabilim Dalı  öğretim üyesi Doç. Dr. Levent Pelit “İç Ortam Hava Kirleticileri”, Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalından Dr. Raika Durusoy  “Elektomanyetik Alanlar ve Sağlık Etkileri” başlıklı sunumlar gerçekleştirdi.   Programın öğlenden sonraki oturumda; Nickl & Partner Architekten AG kuruluşundan Hieronimus Nıckl “Healing Architecture in Hospitals- Hastanelerde Şifalı Mimari”, EÜ Mühendislik Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümü Doç. Dr. Gülben Çalış  “İnşaat Sektörü ve Sağlıklı Binalar”,  Bonn Üniversitesi Tıp Fakültesi Prof. Dr. Soyhan Bağcı “Hastanelerde Aydınlatma Kirliliği ve Sağlık Üzerine Etkileri”, LİTPA Aydınlatma’dan  Doğan Coşkun “Ege Üniversitesi Hastanesi ve Türkiye’deki Yenidoğan ve Çocuk Yoğun Bakımlarda Aydınlatma Durumu” başlıklı sunumlar ile dinleyenleri bilgilendirdi.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Deü senatosu, abd başkanının açıklamalarını kınadı

ABD Başkanı Joe Biden, 24 Nisan'da 1915 olaylarının yıldönümüyle ilgili yaptığı yazılı açıklamada yaşananları "soykırım" olarak tanımlası Türk dünyasında tepki ile karşılandı. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın net bir dille kınadığı açıklamaya, resmi ve özel kurum ve kuruluşların yanı sıra Sivil Toplum Kuruluşlarından da tepki yağdı. Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nükhet Hotar başkanlığında toplanan DEÜ Senatosunun gündeminde de soykırım iddiaları yer aldı. Senato üyelerinin tam katılımıyla yapılan toplantıda ABD Başkanı Joe Biden’ın kamuoyunu yanlış bilgilendiren, belge ve bilgiye dayanmayan mesnetsiz açıklamasına karşılık, kamuoyu açıklaması hazırlandı.

ABD Başkanının ifadelerinin talihsiz ve siyasi propaganda içeren bir açıklama olarak değerlendirildiği kamuoyu metninde şu ifadelere yer verildi;

 

MÜSLÜMAN KÖYLERİNİ BASTILAR

“Dokuz Eylül Üniversitesi öğretim üyeleri olarak bizler, sadece bilimsel yöntemleri kullanarak gerçeklere ve doğrulara ulaşmaya çalışır; tarihi olayları bilgiye ve belgeye dayandırarak açıklarız. Bu noktada, akıl ve mantığa uygun olmayan beyanlara ve davranışlara itibar etmez; hakikatlerin üstünün örtülmesine ve kamuoyunun aldatılmasına da izin vermeyiz. ABD Başkanı’nın sözde Ermeni Soykırımı’na ilişkin talihsiz ve siyasi propaganda içeren açıklamaları karşısında kurumsal ilkelerimizin ve toplumsal sorumluluğumuzun gereği olarak, gerçekleri hatırlatma ve tespitlerimizi paylaşma ihtiyacı doğmuştur. Konunun aslı ve özeti şudur:

Birinci Dünya Savaşı öncesinde başlayan ve savaş sırasında şiddetini artıran bazı terör grupları, özellikle de Ermeni halkı adına sözde silahlı mücadele başlatan Taşnak ve Hınçak gibi çeteler, işgal kuvvetlerinin yardımını alarak Osmanlı Devleti’nden toprak koparma hayaline kapılmışlardı. Bunun için her türlü kötülüğü göze alan bu çeteler, Rusya’nın Çarlık dönemi ile Fransız ordularının Osmanlı topraklarını işgalini kolaylaştırmak ve bölgeyi Müslümanlardan arındırmak için harekete geçmişler; yüzlerce yıldır bir arada yaşadıkları Müslüman ahalinin evlerini ve köylerini basarak kadın, çocuk ve yaşlı demeden çok sayıda insanı katletmişlerdi. Taşnak ve Hınçak çetelerinin Ermeniler de dahil olmak üzere Osmanlı halkına yaşattıkları bu mezalimin ve acıların belgeleri, yalnızca Osmanlıda değil; Rusya ve Fransa arşivlerinde de mevcuttur. Dolayısıyla bu çetelerin o dönemde yaptıkları zulmün günümüzde siyasî propaganda ile inkâr edilmesi, görmezden gelinmesi ya da bir takım çarpıtma ve iftiralar ile üzerinin örtülmek istenmesi, tarafımızca kabul edilebilir değildir.

Unutulmamalıdır ki, bu çetelerin Ermeniler adına Müslümanları katletmeye kalkışması ‘Millet-i Sadıka’ adıyla anılan Osmanlı Ermenilerinin sıfatına da halel getirmiş ve çete mensubu olmayan devletine sadık Ermenileri de mahcup ve mağdur etmiştir. Bu sebeple Osmanlı Devleti, bir tarafta Çanakkale, Galiçya, Irak cephelerinde emperyalist devletleri ile savaşırken; diğer tarafta köyleri ve kasabaları basarak toplu katliamlar yapan ve ihanet içinde olan bu çetelerin kapatılmasına ve yöneticilerinin tutuklanmasına karar vermiştir. Sonuç olarak, bu çetelere mensup İstanbul’da 235 ve diğer illerde ise 321 kişi 24 Nisan 1915 günü tutuklanmıştır. Uluslararası diplomaside yıllarca ülkemizin önüne getirilen, siyasi manipülasyon aracına dönüştürülen ve ABD Başkanının sorumsuzca ifade ettiği 24 Nisan 1915 hadisesi, katliamlardan sorumlu 556 teröristin ve vatana ihanet suçunu işleyenlerin tutuklandığı gün olmaktan ibarettir.

 

ZORUNLU VE GEREKLİ BİR TEDBİR

Osmanlı Devleti, bu tedbirlerin yanı sıra; işgal ordularının bölgedeki Ermeni çetelerini kullanmasına da mani olmuştur. Bu noktada Osmanlı Devleti, bölgede yaşayan Müslüman halkın korunması, katliamdan kurtulan ahalinin güvenliğinin yeniden tesis edilmesi ve masum Ermeni vatandaşların da can güvenliğinin sağlanması amacıyla Ermenilerin savaştan uzak topraklara sevk edilerek buralara yerleştirilmesine karar vermiştir.  Dönemin şartları içinde Osmanlı Devleti’nin aldığı bu tehcir tedbiri, zorlu iklim şartlarında ve salgın hastalıkların kontrol edilemeyen süreçlerinde uygulanmak zorunda kalınmıştır. Osmanlı Devleti’nin buradaki esas amacı, çeteler ile masum Ermeni vatandaşlarını ayırmak; suçluların halk arasında gizlenmesini önlemek olmuştur. Üstelik, yalnızca güvenliğin tehdit altında olduğu doğu illerinde, güvenliğin yeniden tesis edilmesine yetecek kadar Ermeni’nin sevk ve iskânına karar verilmiştir. Bunların dışında başka vilayetlerde yaşayan masum Ermeni vatandaşları, yaşadıkları topraklarda kalmaya devam etmişlerdir.  Diğer bir ifadeyle bu tehcir, ciddi güvenlik tehdidi karşısında zorunlu ve gerekli olacak tedbirleri içermiştir. Ayrıca Osmanlı Devleti, Sevk ve İskân Kanunu’nun uygulanmasında ve Ermeni kafilelerinin güvenliğinin sağlanmasında ihmâli olan yetkili kişileri de yargılamış ve sorumlu bulduklarını cezalandırmıştır. Dolayısıyla bu süreçte yapıcı, şeffaf ve hesap verebilir idare ilkesine uygun davranılmıştır.

 

BİLİMSELLİKTEN UZAK

Milli Mücadele dönemi sonrasında büyük fedakârlıklarla kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti de, Türkler ve Ermeniler arasındaki tarihi bağları korumaya; barışı ve dostluğu muhafaza etmeye özen göstermiştir. Ancak Türkiye’nin bütün iyi niyetine ve çabasına rağmen uluslararası güçlerin teşviki ve desteği ile Ermeni terör örgütü Asala ortaya çıkartılmış; bu örgütün suikast ve eylemlerinde çok sayıda Türk vatandaşı şehit edilmiş ve yaralanmıştır. Bu olaylar, bizler için son derece üzüntü vericidir.

Tarihi çarpıtmanın öznesi haline getirilen 1915’teki bütün hadiseler belgelidir ve bir gerçeğe işaret etmektedir. O da, böyle bir soykırımın olmadığıdır. Maddi kaygılardan beslenen Ermeni lobisinin birçok ülkede ortaya koyduğu senaryo benzer olsa da, yalanları aynı olmaktadır. Bu bağlamda dost ve müttefik olduğunu iddia eden ABD Başkanı’nın 1915 olaylarına ilişkin yaklaşımı bize göre, hem bilimsel değer taşımamakta hem de hiçbir doğruya işaret etmediği için yok hükmünde sayılmaktadır.

 

KAMUOYUNU AYDINLATMAYA DEVAM EDECEĞİZ

ABD Başkanının söylemini ‘mesnetsiz, haksız ve hakikatlere aykırı’ olarak değerlendiren Sayın Cumhurbaşkanımızın Ermeni iddialarına ilişkin ortak tarih komisyonu kurulmasına yönelik teklifleri ise bize göre verilecek en net ve anlamlı mesajdır. Akla mantığa ve yüksek insani değerlere önem veren bilim insanları olarak, bu konudaki akademik çalışmalarımızı yayınlamaya; kamuoyunu aydınlatmaya; milletimizin ve devletimizin yanında durmaya devam edeceğiz. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.”

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı