Gün: 4 Mayıs 2021

Ödem içecekleri hakkında doğru bilinen 7 yanlış

Özellikle riskli grupta bulunan kişilerin ödem söktürücü karışımları kullanırken çok daha fazla dikkatli olması gerekir.” diyor. Toplumumuzda ödem çaylarıyla ilgili doğru bilinen yanlışların sağlığa zarar verdiğini vurgulayan Beslenme ve Diyet Uzmanı Nur Ecem Baydı Ozman, ödem içecekleri hakkında doğru bilinen 7 yanlışı sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. 

 

Ödem içecekleri zayıflatır: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Ödem içecekleri zayıflatmaz. Zayıflamak her ne kadar tartıda azalma ile ölçülse de aslında burada hedeflenen yağ kaybı olmalıdır. Oysa zayıflama sürecine girerken ilk hedeflenen ödem atmak oluyor. Ödem içecekleri dokularda fazla biriken suyun atılmasına yardımcı olur ancak beden değişimi sağlayan asıl olarak yağ kaybı olduğundan kilo verme sürecinde ödem kaybından çok yağ kaybına odaklanmalısınız. Yağ kaybı da ne yazık ki bitkisel çözümlerle değil, dengeli bir beslenme planı ve düzenli egzersiz ile mümkün olabiliyor.

Ödem içeceklerini herkes tüketebilir: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Ödem içecekleri herkes için tüketilebilir değildir. Kalp hastaları, yüksek tansiyon hastalığı olanlar, diyabet veya reaktif hipoglisemisi olan kişiler, gebe ve emzikli kişiler bu içecekler konusunda özellikle dikkatli olmalı. Örneğin ginseng bitkisini bilinçsizce kullanmak kan şekerinin düşmesine veya tansiyonunuzun yükselmesine neden olabilir. Bu anlamda bitkiler bilinçsizce fazla miktarlarda kullanılmamalıdır. Özellikle riskli grupta bulunan kişilerin ödem söktürücü karışımları kullanırken çok daha fazla dikkatli olması gerekir. Yine bazı karışımlar sürekli veya yüksek miktarlarda kullanıldığında hamilelerde düşük yapma riski veya emziren annelerde süt ile bebeğe geçerek istenmeyen yan etkilerin oluşumuna neden olabilmektedir. 

Tansiyonu etkilemez: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Tansiyon hastaları özellikle dikkatli olmalı. Sıklıkla ödem atma amacıyla kullanılan mısır püskülü, kiraz sapı gibi diüretik yani idrar söktürücü bitki veya bitki karışımları hali hazırda ilaç kullanan bazı hipertansiyon hastalarında olumsuz sonuçlara yol açabilir. Çünkü bazı hipertansiyon ilaçlarının da diüretik yani vücuttan su attırma etkisi mevcuttur ve bu kişilerde su tüketimi de yetersiz ise ödem amaçlı alınan bitki karışımları bu hastalar için olumsuz sonuçlar doğurabilir.

Sağlıklı bir öğün alternatifi: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Kişiler zaman zaman detoks, kilo verme veya  ödem atma amacıyla çeşitli bitki, meyve karışımları hazırlayarak bunları bir öğün niyetine tüketebilmektedir. Sağlıklı kişiler için zaman zaman bu şekilde sıvı öğünler planlanması sorun yaratmasa da, hem sürdürülebilirliği zordur hem de bu şekilde sıvı beslenme uzun vadede yeme davranışını olumsuz etkileyebilir. Çünkü sıvı beslenmede çiğneme faktörü ortadan kalktığından tatmin duygusu azalır ve ayrıca sıvı besinler mideyi hızlı terkettiği için çabuk acıkma, kan şekeri regülasyonu sağlama problemleri ortaya çıkabilir ve kişi bunun akabinde daha hızlı bir şekilde daha fazla kilolar alabilir. 

İlaç kullanımını etkilemez: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Bitki veya bitki karışımları kullanarak ödeme yardımcı çaylar veya içecekler hazırlarken çok dikkatli olmak gerekmektedir. Çünkü bu bitkiler fazla miktarda veya sıklıkla kullanıldıklarında bazı ilaçlarla etkileşime girebilirler. Örneğin; ödem atıcı olarak ya da ödem içecekleri yapım aşamasında sıklıkla kullanılan yeşil çay, warfarin grubu yani bir tür kan sulandırıcı ilaç kullanan hastalarda bu ilaçlarla etkileşime girerek bu ilaçların etkinliğini azaltabilmektedir.

Doğal olduklarından böbreklere zarar vermez: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Ödem içecekleri veya ödem çayları böbreklere ciddi zarar verebilir. Ödem sökmenin en iyi yolu yeterli su içmektir. Suyun yeterli içilmesi vücutta fazla suyun tutulmasını engeller. Ödem söktürücü içecekleri tüketirken su tüketiminiz yetersiz kalırsa böbreğin kanlanmasında azalma meydana getirerek akut böbrek yetmezliğine neden olabilir. Bu anlamda ödem atmanın en iyi yolu tuz kısıtlaması ve yeterli sıvı tüketimidir. Ayrıca okzalattan zengin olan ıspanak, pazı, maydonoz, salatalık, çilek gibi besinlerin ödem atıcı karışımlarda sıklıkla ve fazla miktarlarda kullanılması da böbrek taşı oluşumuna yol açabilir. 

Su içemediğim için sıvı ihtiyacımı karşılıyorum: YANLIŞ!

DOĞRUSU: Ödem içecekleri suyun yerini tutmaz. Çok fazla kişi su içme alışkanlığı olmamasından şikayet etmekte ve hazırladığı bitkisel sıvı karışımları sayesinde su almayı hedeflemekte. Ancak ne yazık ki bu bitkisel karışımlar diüretik etkisi ile vücuttan su atımını arttırarak sizi susuz bırakabilir. Vücuda yeteri kadar su sağlamanın da ödem atmanın da en iyi yolu günlük yeteri kadar yani 2-2.5 litre katkısız sade su tüketmektir. 

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Covid Sürecinde Boyun Düzleşmesine Dikkat!

Omurga C harfi gibi görünmeli

 

Sağlıklı bir vücutta; omurga kafatasından kuyruk sokumuna kadar uzanan yapısında dört ayrı bölgede kavis gösterir. Bunlar boyun ve bel bölgesinde C harfi gibi, sırt ve kuyruk sokumu bölgesinde ters C harfi gibi görüntü verir. Bu kavislerin normalden fazla olması ya da az olması çeşitli omurga rahatsızlıklarını ortaya çıkarır. Kemiklerdeki bu oluşan değişiklikler hem farklı omurgalara hem de etrafında var olan kas grubu ve bağlara fazladan yük bindirerek birçok semptomun oluşmasına sebep olur. Boyun düzleşmesi; omurgada normal olması gereken bu eğriliğin azalması ve C harfi gibi görüntünün kaybolup düz bir görüntünün oluşması ya da C harfi görüntünün açısının azalması demektir.

 

Boyun düzleşmesi şu belirtilerle kendini gösteriyor;

  • Boyun ağrısı,
  • Boyun hareketlerinde kısıtlılık,
  • Boyun kaslarında güçsüzlük baş ağrısı,
  • Sırt ağrısı,
  • Omuzlarda yük varmış hissi gibi ağırlık hissi ve ağrı,
  • Ense ağrısı,
  • Eğer sinir köklerine bası olursa kollarda ağrı ve elde uyuşma en sık görülen belirtilerdir.

Duruş bozukluğu en çok boynu etkiliyor

Boyun düzleşmesinin en sık nedeni kötü postür yani duruş bozukluğudur. Buna bağlı olarak omurgada olması gereken fizyolojik eğrilikler kaybolup boyun düzleşmesi ortaya çıkar. Ayrıca omurganın gelişimi sırasında skolyoz ya da kifoz gibi omurga bozukluklarına bağlı boyun düzleşmesi meydana gelebilir. Omurgayı oluşturan omurların anatomik gelişimi sırasında şekil bozuklukları olabilir ve buna bağlı da boyun düzleşmesi oluşabilir. Yaşlılık nedeniyle disklerde sıvı kaybına bağlı dejenerasyon ya da osteoporozun yol açtığı kemik çökmelerine bağlı kamburluğun artması boyunda düzleşmeye neden olabilir. Fiziksel travmaya maruz kalma sonrası ya da aşırı zorlanma sonrası boyun kemiklerin etrafını saran kas, bağ doku, ligaman ve fasianın hasar görmesi sonrası da boyun düzleşmesi gerçekleşebilir.

 

Duruş bozukluğuna neden olan etkenler şunlardır;

  1. Günümüzde uzun süre bilgisayar ve telefon kullanımının artması
  2. Ağır sırt çantası kullanımı 
  3. Çalışma hayatında ortamın ergonomik olmaması 
  4. Masa başı çalışmanın artması 
  5. Telefon kullanımının artması
  6. Özellikle kızlarda ergenlik döneminde vücudu saklama isteği 

Tedaviler yaşam kalitesini artırıyor

Boyun düzleşmesi tedavisinde yardımcı ortezler (boyunluk, korse) kullanılabilir. Boyun düzleşmesine neden olabilecek bilgisayar kullanımı, telefon kullanımı, iş ortamı,  yastık seçimi gibi günlük hayatta yapılan hattalar için hasta bilgilendirilir.  Tedavide ilk aşamada fiziksel tıp yöntemleri tercih edilir. Ağrısı olan hastalarda ağrı kesici ve gerekirse nonsteroid ilaç tedavisi, kas spazmı olan hastalarda kas gevşeticiler, gerekli görüldüğü durumda da topikal tedaviler kullanılabilir. Bunlar boyun düzleşmesini ortadan kaldırmaz fakat hastanın yaşam kalitesini artırmada etkili olur. Ayrıca kinezio bantlama, kuru iğneleme, ağrılı nokta enjeksiyonları ve nöral tedavi gibi yöntemler hastalarda kullanılabilir. 

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Diyabet hangi göz hastalıklarına yol açar

Diyabet, yaşam boyu kontrol gerektiren bir hastalıktır. Diyabetin bütün vücudu etkileyebildiği gibi gözü de etkilediğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Yusuf Avni Yılmaz, “Diyabet olup yıllarca hiçbir göz problemi yaşamayan insanlar olduğu gibi diyabetin etkilerine bağlı ciddi göz ve görme problemleri yaşayan kişiler de mevcut. Başlangıçta diyabete bağlı göz problemleri başlamasına rağmen hastalar hiçbir şikayet hissetmeyebilirler” dedi.

 

Bir şikâyet olmasa dahi yılda 2 kez kontrole gidilmeli

 

Hastaların diyabetin komplikasyonlarına bağlı belirtti hissettiklerinde genelde gözdeki hasarın önemli oranda ilerlemiş durumda olduğunu vurgulayan Op. Dr. Yusuf Avni Yılmaz, “Bu problemler başlangıç aşamasında iyi takip edilip gerekli durumlarda uygun tedaviler yapılırsa kalıcı görme hasarları önemli oranda önlenebilir. Bunu yapabilmenin tek yolu diyabet teşhisi konmuş hastaların düzenli göz muayenesinden geçer. Diyabet olan her kişinin görsel bir şikâyeti olmasa bile senede en az 2 kere düzenli göz muayenesi yaptırması gerekir. Muayenelerde bir sorun tespit edilirse ona göre yol haritası çizilmeli” uyarısında bulundu.

 

Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Yusuf Avni Yılmaz, diyabetik hastalardaki sık görülen göz problemleri glokom, katarakt ve retinopati hastalıkları ve tedavilerine ilişkin önemli bilgiler paylaştı:

 

 

Glokom göz tansiyonu olarak bilinir. Diyabetik hastalarda glokom diyabetik olmayanlara göre yaklaşık iki kat daha sık görülür. Glokomun erken tanınması ve tedavisine başlanması kalıcı görme hasarını önlemede en önemli faktördür. Glokom için ilaç tedavisi, lazer tedavileri ve cerrahi olmak üzere hastanın durumuna göre çeşitli tedavi seçenekleri mevcuttur.

 

Katarakt ise göz bebeği olarak bilinen pupillanın hemen arkasında bulunan lensin matlaşmasıyla karakterize bulanıklaşmaya neden olan bir göz hastalığıdır. Yaşla beraber sıklığı artsa da diyabetik hastalarda da diyabetik olmayanlara göre daha sık görülen bir durumdur. Tedavisi ise cerrahidir.

 

Diyabetik retinopati adından anlaşılacağı üzere gözün retina tabakasında diyabete bağlı olarak gelişen birtakım bozukluklardır. Diyabetik retinopatiyi 3 kategoride incelemek gerekir. 

 

1) Proliferatif olmayan (non proliferatif) retinopati diyabete bağlı retinopatinin başlangıç evresidir. Burada göz arkasında kanamalar başlamıştır ancak çok major bir sorun henüz oluşturmamaktadır. Bu evredeki hastaları yakın takip ederek gerekli durumlarda tedavilerini yaparak görme kayıplarının önlenmesi en önemli durumlardan biridir. Bu dönemde hastaların görsel şikayetleri olmadığı için genellikle rutin göz muayenesi sırasında hekimler tarafından tanınırlar. 

 

2) Maküler ödem ise retina merkezinde görme reseptör hücrelerinin yoğun olduğu bölgede sıvı birikmesi nedeniyle görmeyi oldukça düşüren bir durumdur. Ödem artmasına paralel olarak görme düşer, ödem azalınca görmede iyileşme olur. Ancak ödemin çok uzun süre devam etmesi durumunda tedavi ile ödem azaltılsa da görme aynı oranda düzelmeyebilir. Bu nedenle bu durum tespit edilmesi durumunda hızlıca tedavi uygulanmalıdır.

 

3) Proliferatif diyabetik retinopati ise diyabetin en ağır göz problemlerinden biridir. Retina tabakasındaki dolaşım bozukluğuna bağlı retina üzerinde yeni damarlar oluşur. Bu damarlar retinanın gerçek damarları gibi sağlıklı değildir. Kırılgandır ve kanamaya meyillidirler. Bu retina kanamaları göz içerisini doldurursa görme tamamen gidebilir ve oldukça kritik ameliyatlara ihtiyaç duyulabilir. Ayrıca retinadaki bu dolaşım bozukluğu ve kanamalar oldukça sorunlu ve kontrolü zor olan glokom türlerine sebep olabilir. Bu durum da sadece görme problemine değil gözlerde kontrolü zor olan ağrılara da neden olabilir.

 

Diyabetin retinopati üzerindeki etkilerine ilişkin tedaviler lazer tedavileri, göz içi enjeksiyonlar ve vitrektomi ameliyatları olmak üzere 3 gruba ayrılabilir.

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı